Yapay Zekâ ve Hukukun Yeni Soruları
Geçenlerde bir haber okudum. Haberde, kişilerin belirli yapılarla olan bağlantılarının tespitinde yapay zekâdan yararlanılmasından söz ediliyordu.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone Olİlk anda teknolojinin geldiği nokta dikkat çekici görünüyor. Fakat bir hukukçu olarak benim aklıma başka bir soru geldi:
Bir insanın belirli bir yapıyla olan ilişkisinin niteliği yapay zekâ aracılığıyla ne ölçüde belirlenebilir?
Aslında bu soru yalnızca teknolojiyle ilgili değil. Doğrudan hukukun en eski meselelerinden birine dokunuyor: Bir insan hakkında hukuki bir sonuca varabilmek için neyi, ne kadar bilmemiz gerekir?
Binlerce Veri, Tek Bir İnsan
Yapay zekânın en önemli özelliklerinden biri, insanın kısa sürede değerlendirmesinin mümkün olmadığı miktardaki veriyi analiz edebilmesi.
Dijital iletişimler, finansal hareketler, kişiler arasındaki bağlantılar, ortak faaliyetler, açık kaynaklardan elde edilen bilgiler ve zaman içerisinde oluşan davranış örüntüleri birlikte incelenebilir.
Bir insanın haftalarca inceleyeceği veriler arasındaki ilişkiler, teknolojinin yardımıyla çok daha kısa sürede görünür hâle gelebilir.
Bu yönüyle yapay zekânın araştırma ve inceleme süreçlerine sağlayabileceği katkıyı görmezden gelmek mümkün değil.
Ancak hukuk açısından mesele burada bitmiyor.
Çünkü iki insan veya bir insan ile belirli bir yapı arasında bağlantı bulunması, bu bağlantının hukuki niteliğini tek başına açıklamayabilir.
Bağlantının Anlamı
Bir algoritma iki kişi arasındaki iletişimi tespit edebilir.
Finansal hareketleri karşılaştırabilir.
Tekrar eden temasları gösterebilir.
Belirli davranışların ne sıklıkta gerçekleştiğini hesaplayabilir.
Hatta bütün bu verileri daha önce incelenmiş çok sayıda örnekle karşılaştırarak belirli ihtimaller ortaya koyabilir.
Fakat hukuk yalnızca “kim, kiminle bağlantılı?” sorusunun cevabını aramaz.
Bir davranışın hangi koşullarda gerçekleştiği, kişinin iradesi, amacı ve ortaya çıkan ilişkinin niteliği de değerlendirilir.
İşte tam burada yapay zekânın hesaplama gücü ile hukukun yorumlama görevi birbirinden ayrılmaya başlıyor.
Algoritma ilişkiyi gösterebilir. Peki o ilişkinin anlamını da belirleyebilir mi?
Olasılık ile İspat Aynı Şey mi?
Yapay zekâ sistemleri çoğu zaman veriler arasındaki benzerliklerden ve olasılıklardan yararlanır.
Belirli verilerin bir araya gelmesi sonucunda sistem, dikkate alınması gereken bir bağlantı veya davranış örüntüsü bulunduğunu gösterebilir.
İstatistiksel açıdan oldukça güçlü bir sonuç ortaya çıkabilir.
Ancak hukuk açısından başka bir kavram devreye girer:
İspat.
Bir ihtimalin güçlü olması ile hukuken bir olgunun ispat edilmiş kabul edilmesi aynı şey değildir.
Özellikle sonuçları kişinin temel hak ve özgürlüklerini etkileyebilecek değerlendirmelerde bu ayrım daha da önem kazanır.
Çünkü verilen kararın karşısında soyut bir veri değil, gerçek bir insan vardır.
Algoritma Ne Kadar Tarafsız?
Yapay zekânın karar süreçlerinde kullanılmasının önemli avantajlarından biri, insan kaynaklı bazı hataların azaltılabilmesi ihtimalidir.
Bir algoritmanın öfkesi, korkusu veya kişisel husumeti yoktur.
Fakat algoritmalar da tamamen kendiliğinden ortaya çıkmaz.
Hangi verilerin kullanılacağını insanlar belirler. Sistemler belirli veriler üzerinden geliştirilir ve hangi bağlantıların anlamlı kabul edileceği kullanılan modele göre şekillenir.
Bu nedenle hukuk açısından önemli olan yalnızca sistemin ulaştığı sonuç değildir.
O sonuca neden ulaştığını anlayabilmek de önemlidir.
Bir yapay zekâ sistemi bir kişi hakkındaki belirli verileri dikkat çekici olarak değerlendirdiğinde doğal olarak şu sorunun cevabını bilmek isteriz:
Neye dayanarak?
Bu soru aslında hukuk açısından hiç yeni değil. Mahkemelerden kararlarını gerekçelendirmelerini istememizin temelinde de benzer bir düşünce bulunuyor.
Her Yanlış Tahmin Aynı Sonucu Doğurmaz
Yapay zekâ hayatımızın birçok alanında bizim hakkımızda tahminlerde bulunuyor.
Hangi filmi seveceğimizi, hangi ürünü satın alabileceğimizi veya hangi müziği dinlemek isteyeceğimizi tahmin ediyor.
Bazen de yanılıyor.
Fakat bir film önerisinin yanlış çıkması ile bir insan hakkındaki hukuki değerlendirmenin yanlış çıkması arasında önemli bir fark var.
Çünkü hukuk alanındaki bir değerlendirmenin sonucu kişinin özgürlüğüne, itibarına ve hayatına doğrudan etki edebilir.
Bu nedenle belki de tartışılması gereken mesele yapay zekânın hata yapıp yapmayacağı değildir. İnsanlar da hata yapabilir.
Asıl soru şudur:
Hata ihtimali bulunan bir teknolojinin ortaya koyduğu sonuca hukuk ne kadar ağırlık vermelidir?
Karar Veren mi, Karara Yardımcı Olan mı?
Belki de tartışmanın en önemli noktası burada.
Yapay zekâ binlerce veriyi analiz edebilir, bağlantıları gösterebilir, olağan dışı hareketleri belirleyebilir ve daha ayrıntılı incelenmesi gereken noktaları işaretleyebilir.
Bunların tamamı hukuk açısından önemli imkânlar sağlayabilir.
Fakat bir insan hakkında nihai hukuki değerlendirmeye ulaşmak başka bir aşamadır.
Çünkü hukuk yalnızca bağlantıları saymaz.
Bağlantıların nedenini, niteliğini ve hukuki anlamını da değerlendirir.
Teknolojinin sunduğu imkânları görmezden gelmek mümkün olmadığı gibi, teknolojinin ulaştığı her sonucu tek başına hukuki gerçeklik olarak kabul etmek de yeni soruları beraberinde getiriyor.
Belki de yapay zekâ çağında hukuk için yapılması gereken, teknoloji ile insan arasında bir tercih yapmak değil; ikisinin sınırlarını doğru çizmektir.
Yapay zekâ bize büyük miktardaki veri içerisinde gözden kaçabilecek ilişkileri gösterebilir, ihtimalleri ortaya koyabilir ve araştırılması gereken noktaları işaretleyebilir.
Ancak bütün bunların sonunda hukuk hâlâ çok eski bir sorunun cevabını aramak zorunda:
Bir bağlantının varlığını bilmek, onun anlamını bildiğimiz anlamına gelir mi?