Akıl ve kurnazlık üstüne...

"...Yaratıcı akıl ile “doğruyu bulma” atılımlarından yoksun toplumlarda, kurnazlık ağır basar. Kurnazlığın hüküm sürdüğü toplumlarda güven sarsılır, değerler yitirilir, giderek toplum kokuşur ve iflas eder. İşte aşağıdaki hikâye tam da bunun üstünedir. İyi okumalar…"

Akıl nedir? Akıl, felsefi açıdan insanı insan yapan bir postulattır. Diğer bir yaklaşımla insan bir aklın sahibi olduğu için insandır. Bu yüzden insandaki aklın ispatına gerek yoktur. Akıl, insanın insan olmasına temel teşkil eder. İnsani yetilerin en üst mertebesini oluşturan akıl gücü, insanı diğer canlılardan ayıran ve ona 'insan' niteliği kazandıran düşünme ve anlama melekesidir. İnsan bu yeteneği sayesinde kendini ve çevresini kavrayarak anlamlandırmış ve bu platform üzerinde yükselmek suretiyle farkındalık kazanmıştır.

Peki, kurnazlık nedir? Kurnazlık “doğru olmayanı” doğruymuş gibi göstererek, ‘aklı’ yanıltma çabalarının tümüdür. Bir bakıma aklı yolundan çıkarıp bozma ve fesat karıştırma halidir. Her insan sahip olduğu bu aklı kullanmada farklılıklar gösterir; kimi doğru, kimi yanlış peşinde olur. Aklı, ‘doğru’ için kullandığımızda doğruyu, yanlış için kullandığımızda yanlışı üretmiş oluruz. Kişisel çıkarı ya da menfaati için kurnazlığı yeğleyenler, belirli bir süreç içinde kendi kendisiyle çelişmeye mahkûmdur. Bu toplumlar için de böyledir. Yaratıcı akıl ile “doğruyu bulma” atılımlarından yoksun toplumlarda, kurnazlık ağır basar. Kurnazlığın hüküm sürdüğü toplumlarda güven sarsılır, değerler yitirilir, giderek toplum kokuşur ve iflas eder. İşte aşağıdaki hikâye tam da bunun üstünedir. İyi okumalar…

Akıl ve kurnazlık üstüne... resim: 0  Akıl ve kurnazlık üstüne... resim: 1

Beyaz güvercin ile Karakarga

Dağları, ovaları ve ormanlarıyla çok güzel bir ülke varmış. Ülkenin bütün ormanları çok güzelmiş ama bir tanesi varmış ki, o dünyadaki bütün ormanlardan daha güzelmiş; cennet gibiymiş adeta. İçinde yaşayan hayvanları, kuşları, börtü böceği de çok mutluymuş. Bütün ağaçları yemyeşil, gümrah olurken içinde yaşayan canlılar da semiz ve besiliymiş. Aslında bu ormanı güzel kılan sahip olduğu doğal dengeymiş. Yağmuru, bulutu, güneşi hatta rüzgârı bu ormanın üzerine titrermiş. Aslında bütün bu güzellikleri yaratan bulutlarla aralarında kurdukları güçlü ve dürüst bir iletişimmiş. Orman ve içinde yaşayanlarla bulut ve rüzgârlar arasında haberleşmeyi ve iletişimi sağlayan da beyaz güvercin ile karakargaymış.

Güvercin uçarak bulutlara gider, bulutlar çekilir her taraf günlük güneşlik olurmuş. Orman ve içinde yaşayan canlılar yağmur ve serinlik istediklerinde de iş karakargaya düşermiş. Onu gören bulutlar sökün eder, yağmur yağdırıp, rüzgâr estirirlermiş. Böylece zamanında yağan yağmur, zamanında çıkan güneş ve zamanında esen rüzgâr ormanın gümrah olmasını sağlarmış. Orman gümrah olunca içinde yaşayan hayvanlar, kuşlar ve börtü böcek de bu zenginlikten paylarını alır, mutlu yaşarlarmış.

O yıl, yine orman ve içindeki canlılar, karakarganın özverili uçuşlarıyla ve etkin iletişimiyle çok güzel bir kış geçirmişler. Zamanında yağan karlardan sonra bahardaki yağışlar ve esen meltemler ormana ve içindekilere bereket yağdırmış. Bunda karakarganın büyük bir payı olmuş. Bu gidiş gelişlerde karga üstün bir gayret göstermiş, üşütüp hasta olmasına rağmen görevini aksatmamış. O güçlü fırtınalarda kanatlarının yaralanıp paralanmasına aldırış etmemiş. Ama sonrasında yatağa düşmüş.

Karganın bu halinden kimsenin haberi olmamış. Onca hayvan içinden bir teki bile geçmiş olsun deyip, bir tas çorba getirmemiş. Baharın neşesine, yazın rehavetine kapılmışlar. Bütün gün yiyip içip keyif eylemişler, şarkı söylemişler. Ormanın derinliklerinde her gün şölen yaşanmış. Hayvanlar semirmiş, kuşlar yağlanmış, börtü böcek çoğalmış. Onların bu hali karganın gücüne gitmiş ve bir gün kimseye haber vermeden, sessiz sedasız, ne kadar duyarsızlar diyerek ormanı terk etmiş.

Bereketli bir baharın ardından kemikleri ısıtan sıcak bir yaz gelmiş. Ancak sıcaklar giderek bastırmış. Hava artık solunamaz haldeymiş. Herkes havaların biraz soğumasını, ferahlatıcı meltemlerin esmesini özlemiş. Ayrıca derelerin suyu azalmış, göllerin suları çekilmiş. Toprağa düşen tohumların ve çekirdeklerin yağmurla yumuşayacak toprağa gereksemeleri olmuş. Bulutlara haber salınması gerekiyormuş. O anda herkesin aklına karakarga gelmiş. Bütün gözler kargayı aramaya başlamış. Herkes birbirine sorar olmuş ama karakarga ortalık yerde yokmuş. Sıcaklar gittikçe daha da bastırmış, çaresiz kalmışlar; susuzluktan dudaklar çatlamış, diller damaklara yapışmış, böcekler orta yerlerinden çatlamış. Dallar kurumaya, yapraklar sararmaya başlamış. Ormanda kargaşa her yanı sarmış, her kafadan bir ses çıkıyormuş. 

“Şu karakarganın yaptığına bak!” ; “Ne cehenneme gider, bizi nasıl terk eder, böyle şey olur mu?” ; “Şimdi ne yapacağız?” ; “Bulutlara nasıl haber salacağız?” Kafalar bir anda bu soruya kilitlenmiş;  “Bulutlara nasıl haber salacağız ?” Kimi kara bir uçurtma yapalım derken, kimi teneke çalalım diye tutturmuş. Kimilerinden de itiraz gelmiş; “Olur mu kardeşim, bulutlar çok yüksekte ve her biri bir yerde, sesimizi nasıl duyururuz, uçurtma nasıl çıkar oralara? Sonrasında bulutlar karakuşu görmeden gelmezler. Öyle olsa beyaz güvercin ne güne duruyor onu salardık”, demişler. Bu anda kalabalığın içinde dolanan tilkinin kafasında şimşekler çakmış. “Buldum!” diyerekten ortaya atılmış. Sonrasında iri bir kayanın üstüne çıkarak, “Çareyi buldum, susun ve beni dinleyin” demiş. Herkes suspus olup tilkinin ağzına bakmış. Tilki kendinden emin bir sesle, “Bu işi beyaz güvercin yapabilir” demiş. “Olur, mu öyle şey? diye itirazlar yükselirken, bir yandan da gözler beyaz güvercine çevrilmiş. Güvercin bakışlar altında ezilmiş. “Fakat bu nasıl olur?” Bu arada kurdun gür sesi duyulmuş,  “Onun rengi beyaz, bulutlar beyaz kuşu görünce dağılıyor,  karakuşu görünce toplanıyorlar, bunu herkes biliyor”. Tilki, kurda alaylı gözlerle bir bakış atıp bıyık altından gülümseyerek, “Beyaz güvercini siyaha boyayacağız” demiş. Başta kurt olmak üzere bütün hayvanların hayretten gözleri büyümüş, solukları kesilmiş, “Biz bunu nasıl akıl edemedik? Tilki kardeş doğru söylüyor”, diyerek onu onaylamışlar. Beyaz güvercin köşesine sinip kalmış. “Böyle bir şey olur mu? Ama Orman halkı karar vermiş, bu bir görev!”

Akıl ve kurnazlık üstüne... resim: 2

Herkes bir anda güvercini siyaha boyamanın derdine düşmüş. Kara toprağı çamur haline getirip, ardıç ağacının katranını da katarak kara renkli bir boya yapmışlar. Sonrasında güvercini ortalarına alıp  bir güzel boyayarak bulutlara salmışlar.,

Güvercin günlerce uçmuş. Güneşle, rüzgârla boğuşmuş. Bulutlara ulaştığında,  bulutlar onu alaylı bakışlarla karşılamış. Güvercin buna bir anlam verememiş. Dönüp kendine bir bakmış, gördüğü manzara karşısında şaşırmış, o da acı acı kendine gülmeye başlamış; meğer, günler boyu onca güneş onca rüzgâr, üzerindeki çamuru sıyırıp almış sadece lekeleri kalmış. Ne ak, ne kara acayip bir kuş olmuş.  Bulutlar, “Şimdi sen ak mısın, kara mısın? Bu durumda biz bulutlar olarak, bir araya mı geleceğiz yoksa dağılacak mıyız?” Diye sormuşlar.  Bu soru karşısında Güvercin yerin dibine geçmiş,  kafasını kaldırıp yüzlerine bakamamış. Ters yüz edip ormana dönmüş, acınacak haldeymiş. Ormandaki hayvanlar hemen etrafını sarıp, “Ne oldu?” diye sormuşlar. Güvercin, “Ne olacak?” demiş, “Boyamız döküldü, foyamız meydana çıktı. Bulutlar, algılama yapamadıklarını, bu durumda ne yapacaklarını bilemediklerini söylediler” derken, gözleri tilkiyi aramış. Ama tilki olacakları sezinleyerek, kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp, ormanın derinliklerinde çoktan kaybolmuş. Beyaz güvercin, artık buranın tadı kaçtı, bir daha asla dürüstlükten ayrılmayacağım diyerek hırsını kanatlarından almış. Birkaç kanat çırpmasıyla bir anda göğe yükselip gözden kaybolmuş.

‘Kurnazlığın içeri girdiği yerde, akıl dışarı kaçarmış.’ Aklın olmadığı yerde de kavga, kargaşa başlarmış.  Güvercinin gidişinden sonra aynen böyle olmuş. Hayvanlar arasında kavga dövüş başlamış, börtü böcek ezilmiş. Kavurucu sıcaklar nedeniyle göller dereler kurumuş, yangınlar çıkmış, dallar, yapraklar yanmış ağaçlar kavrulmuş. O güzelim cennet cehenneme dönüşmüş.

Ekim 2023, Küçük Çamlıca

Etiketler Cemal Çalımer
Yorumlar
Kalan Karakter 800