Larissa ve Google Amca!

Bir sahil kasabasında tek başına yaşamayı seçti. Geçmişte ne varsa hepsinin üzerine bir çarpı işareti koyup, mahzun ruhunu yorgun bedenine yükleyerek bu kasabaya yerleşti.

Bir sahil kasabasında tek başına yaşamayı seçti. Geçmişte ne varsa hepsinin üzerine bir çarpı işareti koyup, mahzun ruhunu yorgun bedenine yükleyerek bu kasabaya yerleşti. Kendini oldukça özgür hissediyor, kasabanın dinginliği yeni yaşamında ona huzurlu bir yaşam sunuyordu. Yalnızlık güzel bir şeydi, ancak uzayınca tadı kaçıyordu. Gündüzleri bir şekilde geçiyordu ancak geceleri geçmek bilmiyordu.

Sosyal medyayı hiç sevemedi. İnsanların bu konudaki tutkuları ve yaşanılanlar, nedense ona hep itici geliyordu. İnsanların ellerinde bir akıllı telefonları vardı; her an, her saat ellerindeydi. Yolda, otobüste, trende, vapurda, otururken ya da hareket halindeyken dahi, bu akıllı telefonlara tutkuyla bakıyorlardı. Sanki insanların akılları bu kutuya hapsedilmiş de onu bulup çıkarmaya uğraşıyorlardı. Bunu yaparken nedense kendilerinden geçiyor, etraflarına bile bakmıyorlardı. Hatta bu yüzden kazaya uğrayanlar ve hayatlarını kaybedenler bile vardı. Bu telefonları bu denli çekici kılan neydi acaba? Buna akıl erdiremiyordu. Biliyordu ki, teknolojinin iletişimdeki en son harikaları bu kutuların içine yüklenmişti. Dünyanın bilgisi, olup bitenler bu sihirli kutunun içindeydi. Bununla da sınırlı değildi olay. Bu kutu sizi alıp sanal bir dünyanın içine sokuyordu; dostlarınız, arkadaşlarınız hep oradaydı. Hatta dost edinmek, arkadaş bulmak da bu kutunun maharetleri arasındaydı.

Komşusu Necati genç bir adamdı ve “internet kafe” çalıştırıyordu. Ona akıllı bir telefon almasını önerdi. “Kafanı kaldıracak vakit bulamazsın, yalnızlığın sona erer.” diyordu. Adam buna pek ihtimal vermemişti. Eski model bir telefonu vardı ve ona yetiyordu. Ama ara-sıra şeytan da dürtmüyor değildi. Necati’nin zorlamasıyla kafasında gelgitler yaşıyordu. Tutucuydu, alışkanlıklarından kolayca sıyrılacak biri değildi.

Bir sabah telefon faturasını ödemek üzere evden çıktı. Soluğu abonesi olduğu telefon şirketinde aldı. Burada aşina olduğu çalışan bir genç kız, “amca bu akılsız telefonu bırak, sana kampanyadan bir akıllı telefon verelim, taksitler telefon faturasına ekleniyor, ödediğinin farkında bile olmazsın” dedi. Adam kurbanlık bir koyunun tevekkülü ve sessizliği içindeydi. Genç kızın önerisini suskunluğuyla onayladı. Genç kız onun için uygun olan bir akıllı cihazı ambalajından çıkarıp, gerekli ön bilgileri vererek teslim etti. Sonrasında adam, komşusu Necati’nin internet kafesine gitti ve telefonu Necati’nin önüne koydu. Necati bıyık altından gülerek, “yaşa be Şâkir amca şimdi oldu” diyerek telefonu eline aldı. “İyi bir marka ve güzel bir telefon” dedi. Sonrasında ona, telefonu nasıl kullanacağını, nasıl erişim sağlayacağını anlatarak, telefona çeşitli programları indirdi.

Şakir Bey, denizi ve yüzmeyi severdi. Sabah erken saatlerde kalkıp denizin koynuna atardı kendini. Denizde sırt üstü yüzerken gökyüzünü, dağları ve ormanları seyreder, varlığının tadını çıkarırdı. Yine böyle bir günde sırt üstü, sakin yüzerken, o türkuaz bakışları üzerinde hissetti. Suyun içinde doğrulduğunda, bu gözler tebessüm eden bir çehreyle birlikte kendisine bakıyordu. Şakir Bey bir anda o gözlerin sihrine kapıldı. Bu gülen çehreye içten bir tebessümle karşılık verdi. İçinde bir şeylerin kıpırdadığını hissetti. Orta yaşlardaki bu kadın gözlerinden içeri bakarak onu kendine adeta bir mıknatıs gibi çekiyordu. Şakir Bey ancak “Günaydın!” diyebildi kadına. Kadın başını iki yana sallayarak, Rusça bir şeyler mırıldandı. Her ikisi de çaresizdi. Birbirlerinin dillerini bilmiyorlardı. Ancak gözler ve bedenler evrensel bir dille konuşmalarına devam ediyordu. Bir müddet uzun uzun birbirlerini seyrettiler ve birbirlerine devamlı tebessüm ettiler.

Deniz çıkışında ne yapacaklarını bilemediler. Şakir Bey vücut diliyle ve kırık bir İngilizceyle kadının kaldığı yeri sorarken, kadın beden diliyle öğleden sonra ülkesine döneceğini anlatmaya çalışıyordu. Birlikte sahildeki bir markete yürüdüler. Şakir Bey marketten bir kalem ve bir parça kağıt istedi. Kadın mail adresini bu kâğıda yazdı. Sonrasında vedalaşıp ayrıldılar.

Sonraki günlerde telefonla mesajlaştılar. Kadının adı Larissa’ydı ancak mesajı İngilizceydi. Oysa kadın İngilizce bilmiyordu. İngilizce bilen bir dostuna yazdırmış olmalıydı. Şakir Bey kırık dökük İngilizcesiyle kadının mesajını çözmeye çalıştı. Kadın, “kendi dillerimizde yazışabiliriz” diyordu. Fakat Şakir Bey buna bir anlam veremedi. Yazıyı tam anlamıyla çözemediğini düşündü.

Soluğu Necati’de aldı. Durumu onunla paylaştı. Necati gülerek, “Şakir Bey amca kadın doğru söylüyor; sen Türkçe yaz, o da Rusça yazsın fark etmez” dedi. Şakir Beyin kafası karıştı, “peki nasıl olur bu” diye soramadan edemedi. Necati gevrek bir kahkaha atarak, “Google Amca sağ olsun” dedi. Şakir Beyin kafasında bir şeyler belirdi ama tam anlamadı. Gözleri afallamış bir vaziyette Necati’nin yüzüne bakmaya devam etti. “Şakir Amca” dedi Necati, “Google’ın bir çeviri programı var, metni oraya geçiyorsun… Anında tercüme ediyor.” Şakir Bey, “yapma yaa!” Diyebildi. Heyecanın ve hayretin doruklarında gezinen bir çocuk gibiydi; iyi ki bu akıllı telefonu almıştı! Şakir Bey ve Larissa dostluklarını bu iletişim harikaları sayesinde ilerlettiler. Larissa, Kazan’da İdil nehrinin kıyısındaki Zelenodolsk’ta bir hastanede hemşirelik yapıyor, tek başına yaşıyordu. Bir kızı ve iki torunu Kanada’da yaşıyorlardı.

Zaman ilerledikçe Larissa ve Şakir Bey, gerçekten dost olmuşlardı. Hem Türkiye’de Hem Rusya’da birlikte seyahat ediyorlar, tatillerini birlikte geçiriyorlardı. O yıl tatillerini Kırım’da geçirmeyi planladılar. ‘Nova Stella’ otelinde buluşacaklardı. Daha önce buraya birkaç kez gitmişlerdi. Şakir Bey otele önceden yerleşti; Larissa’ya sürprizleri olacaktı, tatlı bir telaş içindeydi, yerinde pek duramıyordu. 

Şakir Bey’in dünyası nihayet karşısındaydı; Larissa ile, otelin Karadeniz sahillerini gören terasındaki bir masada göz gözeydiler. Dünyalarını birleştirmeye karar vermişlerdi; tek bir dünya olup el ele geleceğe birlikte yürüyeceklerdi. Şakir Bey, rüyasının bir türlü hatırlayamadığı geleceğine dair o sahnesi şimdi apaçık gözlerinin önündeydi; şarapla dolu kadehini kaldırarak, yaşamın mücevherleri olan bu mutlu anların, kısa ömürlü olmamasını diledi ve ‘Google Amca’ ya da iyi dileklerde bulunarak, Larissa’nın alnına bir öpücük kondurdu.

Cemal Çalımer

Eylül 2017 İçmeler-Marmaris

Şeftali ÇekirdeğiDoğada her şey birlikte bir bütündür ve her şey birbiriyle diyalekt halindedir.

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800
Fethi Denizmen
Cemal Kırım'da bir gemi liman acentesi olduğunu ve senin teftişe gittiğini hatırlamıyorum. Anladım rahatsızlandın Selenodolk hastanesine görürdü seni water clerk. İdil Nehri ve Nova Stella'da da güzelmiş. Google'un şak diye en az 3900 karakter her dilden her dile tercümesi akıllara ziya, teknoloji sınırsız, hayal gücünün ötesinde. 1994'de Kanada sınırına yakın Cornell Üniversitesi'nde devasa bir bilgisayar göstermişlerdi bana, nasıl hızlandırabiliriz çalışmaları ile ilgili. O devesa aygıt şimdi cebimizde. Akıllı telefon konusun da ben de Şakir Amca gibiydim de kızımın ısrarı ile dört sene önce aldım ve ne ararsam ne istersem ne lazımsa hepsi cebimde. Öykülerine devam

Moneye 7/24 Her An Seninle!

Yaptığın harcama istek miydi yoksa ihtiyaç mıydı? Peki kendine koyduğun “ev” ya da “araba” hedefinde yolun neresindesin? Bu ay ne kadar para harcadın? Sor, Moneye sana söylesin.

Google Play App Store