Şeftali Çekirdeği

Doğada her şey birlikte bir bütündür ve her şey birbiriyle diyalekt halindedir.

 “Bıktım şu insanların horlamasından, olur olmaz şekilde beni küçümsemelerinden! Etimi, canımı, lop lop bir güzel yerler, özümü şerbetimi tüketirler, sonra da “İncir çekirdeği bile etmez!” diyerek, küçümserler beni.”

Fındık da söze karıştı; “Aynı şeyi benim için de söylüyorlar fındık kabuğunu bile doldurmaz!” diyerekten. Bu kadar küçümseme olur mu? Yemişimi, kabuğumu başka başka tüketirler, yine de nankörlük ederler!”

Domates çekirdeği dayanamayarak girdi söze; “Bunlar da bir şey mi? Siz olanlardan değil de olacaklardan korkun!” Diyerek devam etti; “İnsanlar çok acımasız, çok bencil, çok duyarsız olmuşlar! ‘Genetik’ diye bir şey icat etmişler, her şeyle oynuyorlar; şeklimizle, biçimimizle, tadımız, tuzumuzla… Benimle oynadılar bile; çekirdeğimden ettiler beni, tohum veremez oldum, tadım, tuzum kalmadı!” Sonrasında İncire bakarak sürdürdü konuşmasını; “Bir yerlerde okudum; çekirdeksiz incir üreteceklermiş! Neymiş? Fuzuli bir şeymiş incir çekirdeği; yerken, çekirdekler dişe, damağa yapışıyormuş. Fındığı da dalında çikolatalı olarak üretmeyi düşünüyorlarmış!”

İncir de Fındık da çok içerledi buna! Diğer çekirdekler de katıldı onlara, toplantı alanı dalgalandı bir anda. “Yaa!” diye bir hayret nidası döküldü ağızlardan; bu, hepimizin başına gelebilir! Karpuz karıştı söze; “Doğru söylüyor!” Dedi domates için. “Geçende bir resim geçti elime; beni portakal kabuğunun içine yerleştirmişler!” Portakalın tüyleri dikeldi bunu duyunca.  “Ya!” dedi; “Bu resmi, ben de görmek isterim!” Kavun çekirdeği kara kara düşündü; “Acaba, beni neyin içine sokarlar?” diyerekten...

Malta eriği çekirdeği atıldı oradan; “Beni görmesin bu insanlar, tek bir meyvemde ağız dolusu çekirdek var; hem de cilalı, alımlı, çalımlı hepsi, beni yaşatmazlar bundan böyle!”

Şeftali çekirdeğine döndü bütün gözler! Öyle ki, onun tüylerini yok etmişlerdi. Adını da değiştirip ‘nektar’ demişlerdi. Sıra çekirdeğine de gelebilirdi! Zırhı içinde güçlü, çetin, koca bir çekirdekti, meyvenin yarısını kaplıyordu. “Çekirdeksiz şeftali ne kadar da güzel olurdu!” Etrafta böyle konuşuyordu insanlar onun için.

Ayçiçeği çekirdeği söz istedi; “Kulağıma çalındı bir yerlerde, beni çiçeğimden ayrı üreteceklermiş, çok yer kaplıyormuş çiçeğim, çeri-çöpü de pek çokmuş!” dedi.

Kabak çekirdeğinin içine korku düştü bunu duyunca; “Meyvesinden ziyade, onu tüketiyordu insanlar. Onu da meyvesinden yoksun bırakabilirlerdi!”

Nar ve üzüm çekirdekleri bir köşeye sığınmış, şaşkın şaşkın bakıyorlardı olup bitene. Üzüm çekirdeği düşündü kara kara; “Esasen çekirdeksiz bir üzüm vardı; bu, bütün üzümlerin başına gelebilirdi!”

Nar çekirdeğini ter bastı; “Öyle ki, meyvenin içi çekirdek doluydu. Her bir nar tanesinin içi, yarısından fazla çekirdekti ve bir meyvede bu tanelerden yüzlercesi, binlercesi vardı… İşi bitikti!”

Bu arada Yeşil erik, Mürdüm eriği, Kiraz ve Vişne çekirdekleri bir arada kafa kafaya vermişler; “Acaba bizim başımıza neler gelir?” diye kara kara düşünüyorlardı. Bütün çekirdeklerin kafası karışmıştı; kimileri kaderlerine yanarken, kimileri sessizce, “Bir çıkar yol olmalı!” diye düşünüyordu.

Bu sessizliği, hiç beklenmedik bir şekilde, İncir çekirdeğinin tiz sesi bozdu. “Örgütlenelim!” Bir anda çekirdekler topluluğu dalgalandı. “Haklı, doğru söylüyor; evet, örgütlenmek gerek!” Sesleri birbirine karışarak, bir homurtuya dönüştü ve gözler Şeftali çekirdeğine çevrildi. Aralarında, liderliğe en uygun olanı oydu. Güçlü, kuvvetli, zırhlı ve çetin bir çekirdekti o!

Şeftali çekirdeği; kendine bakan gözlerin, ne istediklerini anladı. Onların umutlarını ve cesaretlerini kırmak istemedi. Kaldı ki, kendi için de tehlike çanları çalıyordu. İnsanlar onları yok etmeden evvel, bir şeyler yapılmalıydı!

“Ne istiyordu insanlar? Anlamak mümkün değildi! Ağaçlarımız, sulu sulu meyvelerimiz, yaşam ve sağlık dolu yemişlerimiz yetmiyor muydu bu insanlara? Bir deriden, dokuz post çıkarmak istiyorlardı; bu kadar açgözlülük, bu kadar haddini bilmezlik olur muydu? Oysa tek bir ağacın meyvesi bir mahalleye yeterdi. Tek bir çekirdekten, tek bir tohumdan yüzlerce, binlerce meyve, yemiş çıkıyordu. Ama onlar bencil bir düzen kurmuşlardı; ‘para’ diye bir şey icat etmişlerdi; parası olmayana bunları yedirmiyorlardı!

Bu düşüncelerle yüreği kabardı şeftali çekirdeğinin. “Toplanın gidiyoruz arkadaşlar, Tabiat Ananın kucağında olmak gerek!”

Çekirdekler hep birlikte; böğründe ırmakların çağıldadığı, kuş seslerinin etrafı sardığı yemyeşil bir vadiye ulaştılar. Tabiat ana, yerleri sürüyen gök kuşağı renklerinden oluşan giysisi ve başındaki beyaz çiçeklerle donanmış tacı ile bir tavus kuşunu andırıyordu. İrili ufaklı bütün çekirdekler Tabiat Anayı eğilerek selamladılar.

Tabiat Ana, sevgi ve şefkat dolu bir sesle “Evlatlarım!” diyerek söze başladı:

“Bugün burada olmanızın sebebini biliyorum; insanoğlundan dertlisiniz! Sadece siz değilsiniz dertli olan; denizler, nehirler, ormanlar, dağlar, yerin altı ve üstü, hatta soluduğumuz hava, atmosfer bile dertli onlardan. Ancak iyi bilirsiniz ki, sizler gibi onlar da benim evlatlarım! Bir ana nasıl kıyar, nasıl ayırır evlatlarını birbirinden? Biliyorum, bir üstbeni içindeler; kendilerine ‘eşrefi mahlûkat’ diyorlar; kendilerini kâinatın efendisi zannediyorlar! Aralarında kurdukları düzen de öyle; acımasız ve bencilce, her şey paraya göre kurgulanmış; bu yüzden kıyıyorlar birbirlerine, doğaya çevreye de öyle.  

Vadide toplanmış olan, meyveleri ve yemişleri içindeki bütün çekirdekler, yüreklerinden kopup gelen bir coşkuyla Tabiat Anayı alkışlıyorlardı! “Evet!” diyerek devam etti Tabiat Ana;

“Bugün insanlığın eriştiği bilgi ve teknoloji seviyesi, doğanın bahşettikleriyle, ‘doğru ve güzel eylemek’ yolunda, birleştirilmiş olsaydı, insanlar cenneti hayal etmezlerdi.” Doğada hiçbir şey karşılıksız değildir! İyi ve güzel için ekerseniz ziyadesiyle biçersiniz. Kötü ve çirkin için de aynı yasa çalışır. Üretmek, insan için değil de ‘para’ için olunca; akıl almaz bir ‘tüketim çılgınlığı’ çıkmıştır ortaya. Bu uğurda insanlar bir gaflet içinde hüsranlarına koşmaktadırlar, bu yüzden acıyorum onlara! Çünkü bu gafletin, bu aymazlığın bedelini insanlar er-geç ödeyeceklerdir. Hırs ve tutkuları yüzünden katlettikleri doğa, kirlettikleri deniz ve nehirler onların da sonu olacaktır. Çünkü doğada her şey birlikte bir bütündür ve her şey birbiriyle diyalekt halindedir.   Doğaldır ki, bütün bu kötülük ve çirkinlikleri nedeniyle insanlara ders vermek, onları tevbih etmek gerekliğine ben de inanıyorum. Ancak bunu yaparken adil olmalı ve sevgiden asla uzak durmamalıyız!”

Son sözleri bunlar oldu Tabiat Ananın. Şimdi herkes dağılsın ve kendisine verilecek görevlerin ne olacağını beklesin!

Cemal Çalımer

Mayıs 2021- Marmaris

Şehrin Minnettar Olduğu Kadın Anna Maria LuisaRönesans’ın doğduğu tarih boyunca İtalya’nın sanat ve kültür kenti olan Floransa sokaklarında dolaştığında hem tarihi yaşıyorsun hem de açık hava müzesi geziyorsun.

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800
Fethi Denizmen
cemal çok beğendim yazını ve meyve çekirdeklerini konuşturarak " daha fazla üretim- daha az besin değeri - daha fazla para getirisi" üçgeninde kaldığımız bu global dünya tarımının geldiği noktayı harika bir buluşla çok zarifçe farkındalık yaratmaya çalışmışsın. Meyvelerde, tüm gıdalar da tam da müsilaj olma yolunda. La Fontaine'i sollamaktasın, bravo . Acaba devamlı birinden mezun olup diğerinden mezun olmaya çalıştığın açık hava üniversitelerinin etkisi de varmı bu buluşlarında...?

Moneye 7/24 Her An Seninle!

Yaptığın harcama istek miydi yoksa ihtiyaç mıydı? Peki kendine koyduğun “ev” ya da “araba” hedefinde yolun neresindesin? Bu ay ne kadar para harcadın? Sor, Moneye sana söylesin.

Google Play App Store