Beşinci Hikâye

Uzun süren bir seyahatten döner dönmez ayağımın tozuyla bilgisayarımın başına geçtim. Postalar birikmiş, işler bir hayli yığılmıştı. Edebiyat Grubumuzdaki arkadaşlar durmadan yazmışlar ve bu yolda hayli mesafe kat etmişlerdi. Yazmalıyım ama soluksuz!

Uzun süren bir seyahatten döner dönmez ayağımın tozuyla bilgisayarımın başına geçtim.  Postalar birikmiş, işler bir hayli yığılmıştı. Edebiyat Grubumuzdaki arkadaşlar durmadan yazmışlar ve bu yolda hayli mesafe kat etmişlerdi. Yazmalıyım ama soluksuz!

Yazmayı ve okumayı sevdiğimden yazarlık kursuna katıldım geçtiğimiz yıllarda. Güzel de oldu. Kendimi okumanın, yazmanın ve düşüncenin içinde buldum. Bir edebiyat grubu oluşturduk kursiyer arkadaşlarla. Güzel bir grubumuz var şimdilerde. Düşünüyor, yazıp çiziyor ve içimdeki insanın bir nebze olsun soluklanmasını sağlıyorum.

Editörümüz “dayatmak” diye bir sözcük vermiş, bu temada bir hikâye yazılmasını istemiş. Ancak “dayatma” sözcüğünün bir başına hiç çekiciliği yok, hatta aksine itici ve olumsuzluğu güdeleyen bir sözcük. Diğer yandan doğurganlığı olan dişil bir sözcük de değil. Yeteneklerimizi, kapasitemizi zorlamak istiyor sanki Editörümüz!

Dayatma ile ilgili olarak nasıl bir kurguluma yapılır ve nasıl bir hikâye yazılabilir ve bu hikâye neye benzer? Doğrusu oldukça karamsarım bu konuda. Ama bir yolunu bulursam; hikâye kendini yazdırabilir, içime öyle doğuyor, bunu ben de merak ediyorum!

“Da-yat-mak!” ‘D’ harfi ve ‘Da’ hecesi; dağlar, denizler, dolaplar, dümenler, dargınlıklar, dırdırlar, dalkavuklar v.b gibi bir yığın sözcük ve kavramı çağrıştırıyor. ‘Yat’  sözcüğü ise daha çetrefil kelimeleri ve kavramları gündeme getiriyor! Yatmak, yuvarlanmak, sarmak- sarmalamak, aşk, ihanet ve daha niceleri. Bunca başıbozuk, disiplinsiz bu kelime ve kavramlarla nasıl baş edecek, bunlardan nasıl bir kurgulama yaratacaktım?

Dayatmak manevi bir baskı ile başlayıp, şiddete kadar vardırıyordu işi. Dayatmak güçlünün güçsüze tahakküm etmesiydi.  İpi eline geçirenler, ipsizlere dayatıyordu; erkek kadına, zengin yoksula, patron işçiye, iktidarlar halka dayatıyordu… Esasen dayatmak yaşamın ta kendisiydi, Editörümüz bu işi biliyordu!

Kafam kaynayan kazan gibiydi. İlerleyen saatlerle birlikte bu kargaşa ortamı çekilmez bir hal aldı. Bunca sözcük bunca kavramla bir kurgulama yapamıyordum, yeteneksizin tekiydim! Gözlerim biber gibi yanıyor, uyku gözlerimden akıyordu. İçim geçtiğinde ‘dayatmak’ hala dayatıyordu…

Kendimden geçip, uykuya teslim olduğumda; kendimi, Davut Ağa ile ağız ağıza vermiş söyleşir halde buldum. Davut Ağa Subaşı’nda kahve kültürümden bir dostum; halim-selim, çelebi bir insandı. Dertleşiyorum Davut Ağayla, ıstırabımı anlatıyorum ona.  Yüzüme bakarak acıyor halime. Sonrasında “Dayatmak ha?” diye soruyor. “Evet, dayatmak!” diyorum kendisine. Beni omuzlarımdan tutup karşısına oturtuyor ve dayatmakla ilgili, dört ayrı hikâyeyi birbiri ardınca sıralayıveriyor. “Ve bir beşincisi var sırada” diyor, “Ama onu daha sonra anlatacağım!” diye de ekliyor.  Zincirlerinden kurtulmuş gibi hissediyorum kendimi; içim sevinç doluyor! Davut ağanın anlattığı hikâyeler birbirinden güzel, heyecanlanıyorum bir an; kâğıt kalem aranıyorum etrafımda, hikâyeleri not etmek istiyorum, ayrıca beşinci hikâyeyi de çok merak ediyorum! Editörüm kutsayacak beni!

Bir an sarsılıp kendime geliyorum… Yatağın içinde kıvranırken buluyorum kendimi.  Hiç birini hatırlayamıyorum! Her birine ayrı ayrı yanıyorum hikâyelerin, hele ki beşincisine! Yorganı kafama çekiyorum; rüyayı yeniden görmek, Davut ağayı yeniden dinlemek istiyorum. Ancak aynı rüyayı bir daha görmek ne mümkün! Gitti gider…

Sabah yatağımı yorgunluk ve hüsran içinde terk ettim. Kahvaltımı yaparken, hikâyeleri düşünüyordum; bir yerlerinden yakalamak, hiç olmazsa bir tanesini anımsamak için büyük gayret sarf ettim ama nafile! Bu insan beyni ne tuhaf bir yapı! İnsan rüyasında her şeyi birebir ve derinlemesine yaşıyor; duyuyor, hissediyor, ancak uyanınca hiçbir şey hatırlayamıyor.  Böyle bir adaletsizlik olur mu?  Rüyalar, insanla sanki alay ediyor; belki de, gizemli dünyalarından insanlara nanik yapıyorlar!

Subaşına biran evvel gidip Davut ağayı görmek fikri bütün benliğimi sarmıştı; ona rüyada anlattığı hikâyeleri soracaktım. Ancak böyle bir şey mümkün olabilir mi? “Olur, ha,  bir umut!” Derken, bir yandan da içten içe kendime gülüyordum.

Umut yaşatır insanı, umut yüzünden katlanırız bu sefil dünyaya; bunca gama, bunca kedere. Aklı evvellik yaptığımı ve komik duruma düştüğümü biliyordum ama bu da umut yüzündendi. Neyse ki etrafımdaki insanların hiçbiri bilmeyecek bütün bu olup biteni!

Subaşındaki çay bahçesinde Davut ağayı göremedim. İnsanlara soracak oldum; “Haberin yok mu? Davut Ağa maalesef sizlere ömür! Kötü bir trafik kazası geçirdi. Uzunca bir zaman direndi; adeta, ‘hayata dayattı’, ama başaramadı!”

Tuhaf bir keder içindeydim, bir masaya çöktüm. Kendime bir çay söyledim. Bir müddet gökyüzünü seyrettim. Bir an Davut Ağanın çıkıp geleceğini düşledim. Sonrasında yanımda getirdiğim kitabımı açtım; Husserl’in fenomenolojisine göz gezdiriyordum ki, bir anda yerimden sıçrar gibi oldum. Buldum diyordum kendi kendime; ‘Beşinci Hikâye’yi buldum; hikâyenin kendisiydi ‘Beşinci hikâye!''

Fenomenoloji gerçeklikten yararlanmaz. Bütün gerçekliği kendine özgü indirgeme yöntemi ile dışarıda bırakır, ayıraç (parantez) içine alır. Salt gerçek (öz) bu ayıraçlardan sonra arta kalandır. Evet, ‘Beşinci hikâye’, hikâyenin kendisiydi ve işin özüydü. Kafamda yazmaya başladım hikâyeyi. Sonrasında eve gidip kaleme aldım ve Editörüme gönderdim. Şu anda hikâyeyi okuyabiliyorsanız eğer;  Editörüm, ‘beşinci hikâyeyi’ onaylamış demektir.

Cemal Çalımer

Mayıs – 2021 Marmaris

Memlekette Üç DönümBen bu dönemde kendimi, ruhumu ve bütün endişelerimi rehabilite edebilmek için yüzümü farklı yönlere çevirdim. Asıl yanımız toprak. Çocuklarım ve şimdi torunlarım ile çiftliğin işleriyle, üretimiyle baş başayız.

 

Etiketler Fenomenoloji Hikaye
Yorumlar
Kalan Karakter 800
Fethi Denizmen
kurgu harika. yazı dili Türkçeye tam vakıf edebiyatçı hikaye sürükleyici, yazı hızlı akmakta bir nefeste merakla okutuyor bitiş de süper
Ahmet Bozkurt
Harika bir anlatım, Davut ağa ile dün beraberdik o hikayeyi çok iyi dizayn ettigini söylüyor tebrikvetmemi istedi. Sevgiler.

Moneye 7/24 Her An Seninle!

Yaptığın harcama istek miydi yoksa ihtiyaç mıydı? Peki kendine koyduğun “ev” ya da “araba” hedefinde yolun neresindesin? Bu ay ne kadar para harcadın? Sor, Moneye sana söylesin.

Google Play App Store