Torunlarıma Öğütler
İlk doğum günlerinden itibaren her sene torunlarıma yaşadığımız anıları içeren bir kitap yazdım. Bastırıp ciltlettiğim bu doğum günü hediyelerimde fotoğraflar, ileride okumalarını istediğim makaleler, yazılar ve kendi hayat deneyimlerimden damıttıklarım var.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone Olİşte, kısaltılmış haliyle o yazılardan biri:
Sosyal Olmak
Bu başlığa tepkin "Sosyal olmayı kim istemez ki?" şeklinde olabilir, ama bilesin ki kalabalıklardan, aranmaktan, davetlerden, beraberliklerden hoşlanmayan, yalnız takılmayı sevenler de mevcut tüm toplumlarda.
Sosyal olmak farklı bir özellik. Belki doğuştan geliyor, belki de sonradan oluşuyor. Çekingen, sıkılgan bazı kişiliklerin sonradan değiştiği, konuşkan, girişken, sosyalleşen, canlı. neşe veren, pozitif bir hale dönüştüğü de olabilmekte.
Şayet yine de soruma cevabın 'isterim' ise ya da zaten o kişilikte isen, özetle burada yaşanmışlıklarımdan birkaç söz etmek isterim.
Düşünün, insanlar kimlerden hoşlanır? Kadınlar nasıl insanları isterler yanlarında, çevrelerinde? Tabii ki dostane, sevecen, dürüst, pozitif, canlı, saygılı, zarif, eğlendiren, güldüren ve de kültürlü olan kimseleri.

Kültür
Benim burada vurgulamak istediğim konu işte bu en son söylediğim, yani kültür. Önce aileden alırsın yaşam kültürünü, gördüklerin, sana yaşattıkları, bulundukları çevre, ilgi alanları senin kültürünün oluşmasında ana ögelerdir. Siz bu konuda süper şanslısınız, annen ve baban daha altılı yaşlara gelirken tüm fırsatları ayağınıza getirdi; en iyi öğretim kurumları, yüzme, kayak sporları yanında gezme, arkadaşlık, hem yurtiçi hem yurtdışında yeni yerler görme, oraların insanlarını, imkanlarını, yerleşim yerlerini, dillerini algılama ve dağarcığınıza koyma şansı ve daha burada sıralamada aklıma gelmeyen, ama size yazdığım doğum günü mektuplarının büyük bir bölümünde göreceğin tüm yaşanmışlıkların...
Çevrenin ve kızların aradığı kişi olmak
Yakın aile bireyleri, bulunduğun şehir ve semt, yuvan ve etrafındaki sonsuz sımsıcak sevgi çemberi. Naif ve iyi huylu karakterin, hızlı zekan, algılama gücün, korelasyon kuvvetin "aranan kişilik" vasıflarını arttırıcı özellikler. Ve her şeyin ötesinde doğduğun günden itibaren annenin seninle muhteşem şekilde sabırlı ve sakin bir diyalog kurması, redettiği isteklerini sakin sakin, sabırla, uzun uzun, sana sen ikna oluncaya, anlayıncaya kadar anlatması, babanın da buna ayak uydurarak sevgi dolu ve arkadaşça yaklaşımı senin kişiliğini, sosyalliğini şimdiden geliştirmiş ve billur hale getirmiştir. Tabii bu arada şunu da ilave etmek gerek ki sendeki yakışıklılık, çekicilik ve sahip olduğun karizma kızları mıknatıs gibi sana yaklaştıracaktır.
Bütün bu özelliklerin ve gençlik çağına ve daha ileriki yaşlarına kadar ilave edeceklerin sayesinde kapılar sana kendiliğinden açılacaktır, bu hususta şüphem yok. Açılan bu kapılardan içeri girip girmemek senin tercihlerin olacaktır, ancak içerde kalmanın tamamen sana bağlı ve senin başarınla olacağını izah etmeye gerek yok sanırım benim güzel torunlarım.
Farklı olmak, fark yaratmak
Açılan kapılardan içeri girdiğinde beğendiklerin, tutku ile bağlandıkların, sevdiklerin de olacaktır. Buralarda en iyi ve uzun süreli kalmanın yollarının hepsi sende olacaktır, ancak biraz da farklı olmak, fark yaratan bir kişilik olmak seni daha yüksek, daha güzel noktalara uçuracak, önünde yelken açacağın yeni, yepyeni ufukların belirmesine vesile olacaktır. Ufuk çizgisinin ötesi bilinmez güzellikler de getirebilecektir sana.
Farklı olmak, fark yaratmak için öncelikle bol bol kitap okuyacaksın. Eski Yunan'dan, Roma’dan başlayarak, klasik, neoklasik devirlerden günümüze kadar. Trendleri takip edeceksin. Bambaşka kültürlerin hüküm sürdüğü diyarlara gidecek, gezecek, göreceksin. Ve hayaller kuracak, hedefler seçecek, onlara ulaşmanın yollarında harmanlanıp kendine yepyeni güzellikler katacaksın.
Farklı, çekici, karizma sahibi ve aranan kişi olmanın sadece kişilikle, okumakla, yakışıklılıkla olmayacağını sen de biliyor olacaksın. Yaşamdan daha fazla keyif ve zevk alman için okuduğun klasiklerden yapacağın alıntı sözlerle yanındakilere de bambaşka renk ve sıcaklıklar katacağını şimdiden bilmelisin.
Güzel sanatlara merak ve ilgi
Güzel sanatlara, yani resme, müziğe, sinema ve tiyatroya da hem meraklı olacak hem de yaşamın bu cihetlerinde bilgi birikimini artıracak çalışmalar içinde bulunacaksın. Bulunduğun ortamlarda, yerine göre, topluma göre, bazen resimden, bazen müzikten dem vuracaksın. Senin şiirsel bir şekilde derinlikle anlattığın konuları çevrendekiler hayranlıkla dinleyecektir. Gezdiklerini, gördüklerini, gözlemlediklerini, diyaloglarını, yaşadıklarını tatlı tatlı anlatmanı bekleyecektir, seni tanıyanlar da tanımayanlar da...
Kızlara davranışlarınız
Kızlar içinse daha farklı donanımlar yüklemen gerekebilir kendine. Kızın kişiliğine göre sohbetinde okuyacağın şiirlerle, klasiklerden alıntılı söyleyeceğin sözlerle bir anda bambaşka bir ilgi göreceğini aklından hiç çıkarma. Çoğu ülke atasözleri der ki “Erkeklere giden yol mideden, kadınlara giden yol ise kulaktan geçer”. Yani onlara anlatacak farklı hikayelerin, görüşlerin olması son derece cazip ve aranan kişilik haline getirecektir seni. Aslında okuduklarınla, gezip gördüklerinle, değişik dünyaların değişik kültürlerine temas edip meraklı bir kişiliğe sahip oldukça öylesine güzel konuşmaya başlayacaksın ki artık senin söylemlerin, sözcüklerin başkaları için alıntı yapılacak değeri taşımaya başlayacaktır.
Bilgi güçtür
1971 baharında Hollanda’nın Rotterdam limanında bir yıllığına denizcilik ve deniz taşımacılığı ile ilgili staj yapmaya gitmiştim. Staj yaptığım şirkette yaklaşık 70 kişi çalışıyordu. Bana güzel ve tenha bir odanın pencere kenarında bir masa verdiler. “Perdeleri açıp bol bol dışarı bak, vakit geçir, çalışanlarla fazla ilgilenme" der gibiydiler. "Senden önce gelen stajyerler genelde ayda bir iki uğrar, maaşlarını alıp giderler” demişlerdi bana.
Benimse kafamda hayallerim ve hedeflerim vardı. Shipping business konusunda tam donanımlı bilgilere ve tecrübelere sahip olmaktı isteğim. Her gün gelmem lazımdı ofise, okumam, limanda ve gemilerde gezmem, görmem ve görüşmeler yapmam gerektiğinin bilincinde idim.
Değişik branşlarda çalışan kişilere ulaşmalı, yakınlık kurmalıydım ki bu kişiler kanalıyla istediğim bilgi ve tecrübeye ulaşabileyim. Staja başladıktan birkaç gün sonraydı, öğle tatillerinde çalışanların oturduğu, bir şeyler atıştırıp, kahve çay içtikleri kafede, baktım bir masada iskambil oynuyorlar. Yanlarına yaklaştığımda oynadıkları oyunun briç (bridge) olduğunu gördüm. Biraz izleyince fazla da tecrübeli ve bilgili olmadıklarını gözlemledim. Tabii, o günden sonra hemen her öğlen o kafede, masanın etrafında onları izlemeye başladığımı söylememe gerek yok. Bekliyordum, bir gün dördüncü aramalarını. Briç dört kişiyle ve eş eşe oynanan bir oyun olup mutlaka karenin tamamlanması gerekir. İşte o beklediğim an gelmişti, oyuna başlayamıyorlardı, ben hemen atıldım, “Dördüncü olabilirim, yeter ki bana kendi dilinizde papaza, kıza, valeye, maça, kupa, karo ve sineğe ne dendiğini söyleyin!"
Gençlik günlerimizde Sarıyer’de Kepçe Necdet’in kahvesinde toplanır, saatlerce keyifle briç oynardık. Kazandığım oyun tecrübesi yıllar sonra bana yeni arkadaşlıklar, yeni bir çevre ve ufuklar açmıştı. Artık aranan kişi olmuştum. Kareler çoğalmış, öğle tatilleri yetmez olunca Hollandalı arkadaşlar beni evden arabalarıyla alıp o gece kimin evinde oynanıyorsa oraya götürüyorlardı. Öylesine güzel dostluklar kurmuş, hoş bir seda bırakmıştım Rotterdam’da. Hollandalı insanlarla geçirdiğim bir yılımı, onlardan aldığım kültürel ve insan ilişkilerindeki gözlemlediğim, edindiğim “shipping business” tecrübeleri bana hayallerimin ötesinde güzellikler yaşatmış ve yepyeni harika bir iş hayatımın başlangıcını kurmaya aracı olmuştu.
Briçin dışında bir oyun daha var, o da satranç. Ne yazık ki satranç konusunda biraz Fransız bıraktı beni hayat, sanki briç yeterli kalmıştı. Hala daha gıpta ederim satranç oynayanlara, hele şah-mat sözcüğünün nasıl da zevkle ve gururla söylendiğini duyup gördüğümde...
Bütün oyunları öğrenin, ama sakın ola, hiçbir şeyi kumar haline getirmeyin. Çok akılsızca, salakça, hayat karartan, baş belası bir bağımlılıktır kumar. Oyunları keyfin için, kafanı çalıştırmak, tatlı vakit geçirmek, arkadaşlarını kızdırmak, seni kızdırdıklarında bunu hoşgörü ve gülümsemeyle karşılamak, kazandığında sevinmek, yenildiğinde karşı tarafın sevincini anlayışla karşılamak için oyna. Bu, hem yaşamını daha da renklendirecek hem de dostluklarını pekiştirecektir.
Sevginizi şefkatinizi cömertçe veresiniz
Yaşam sanatı biraz da buralardan geçmekte, kişiyi test etmektedir hayatın renklerinde ve her kademesinde. Çevrendeki kızlar karşısında centilmenliğini hiçbir zaman unutma. Kızlara kendilerini önemli ve değerli hissetmelerini sağla, onlara her daim nazik, zarif davran, saygılı ve koruyucu ol, ama yapışma. Ona inandığını algılatarak özgür davranmasına hoşgörüyle ve anlayışla bak. Esprili ol, sürprizler yarat... Onu sevindir, coştur. Sevgini ifade etme konusunda da, onun için para harcamada da cömert davran. Ve her daim güzel giyimli, temiz ve güler yüzle yaklaş onlara.
Sevgi, insanı nirvanaya çıkartır, hazzın doruklarını yaşatır, kişiyi mutlu ve iyi hissettirir. İçinde yaşattığın, büyütüp olgunlaştırdığın sevmenin ve sevginin gücü yaşadığın hayatı nice güzelleştirecektir. Sevmek senin içinde yeşeren duygu, onu sen hissediyorsun. Sevilmek de güzel tabii, başkaları sayesinde algıladığın bir his. Çok da haz verici, ama kendi sevgin, onun gücünün lezzeti, seni uçurması tartışılmaz.
Sevgini göstermedeki cömertliğini bir de dokunarak süslersen ve sevgi ile, şefkat ile dokunursan sevdiğine, hissettiğine, sevgiline... işte bu, insan olmanın en güzel tarafıdır. Düşün, bir timsahın yavrularını nasıl nazikçe dokunarak toprak yuvasından suya götürdüğünü. Memeli hayvanların yavrularının üstlerine titreyerek onlara nasıl şefkatle dokunduklarını…
Verdiğin ve aldığın sıcaklıktan daha güzel ne olabilir ki?
Hap halinde yutulacak son öğütler:
- HAYIR demesini bil.
- Vücuduna iyi bak, dik dur.
- Çabuk öfkelenme. Öfkeni kontrol et.
- Alıngan olma.
- Savunma refleksi ilişkilerini zedeler, seni rahatsız eder sonrasında. Sen bir şeyin doğruluğuna inanıyorsan, vicdanın rahatsa, eleştirilere karşı savunmaya geçme, cevap verme. Susmak, yerinde, erdemdir, ilişkilerde huzuru artırır.
- Mutlaka EMPATİ yap.
- Espri anlayışın hep tavan yapsın, çevren güzelleşir, aranan kişi olursun.
- Dost biriktirmek en büyük zenginliktir.
- Mükemmel olmaktan, mükemmelliyetçilikten uzak dur, zira yaşamını rahatsız eder.
- Başkaları ne der sendromuna kapılma, çok uzak dur. El alem ne derse desin. Sen doğruları yaptığına inanıyor ve vicdanın huzur içinde ise, yastığa başını koyduğunda mışıl mışıl uyuyorsan, boş ver başkaları ne derse desin senin için. Aldırma, keyfini sür.
- Unutma bir kişi yaptığı hoş olmayan şeyi sonradan tekrar edecektir, bir daha yapmayacağım dese dahi inanma.
- İstisnai durumlar hariç, sana sorulmadıkça, senden istenmedikçe kimseye nasihat verme, karışma, yorum yapma...
- Affetmek çok güzel bir erdemdir, hayata yeniden başlamak demektir.
- ''Samimiyet” . Bu çok önemli. Her daim samimi ol.
Hadi gel, bu yazıyı güzel bir şiirle kapatalım.
hava kararmıştı
yağmur yağıyordu
dudakları sımsıcaktı
elleri üşüyordu
bir öptüm
bir daha öptüm
kimseler görmedi öpüştüğümüzü
yağmurdan başka
iki gözüm çıksın
şimdi ne zaman yağmur yağsa
utanıyorum...
Ümit Yaşar Oğuzcan
10 Temmuz 2026
Heybeliada