Anılarda Çağdaş Türk Sanatçıları
Son yarım, özellikle çeyrek yüzyıl, Türk çağdaş resim sanatının hem içerik hem de ifade dili bakımından belirgin bir dönüşüm geçirdiği dönem olarak değerlendirilebilir.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlKüreselleşme, dijital teknolojilerin yaygınlaşması, toplumsal dönüşümler ve uluslararası sanat alanıyla kurulan yoğun ilişkiler sanat üretimini çeşitlendirirken aynı zamanda temsil, özgünlük ve yerellik tartışmalarını da derinleştirmiştir.
Bu süreçte Türk çağdaş resmi bir yandan geleneksel estetik mirasla bağını bütünüyle koparmadan güncel sorunlara yönelmiş, öte yandan kimlik, bellek, kentleşme, çevresel kriz, göç ve bireysel yabancılaşma gibi temaları farklı teknik ve disipliner açılımlarla yeniden kurmuştur. Bununla birlikte söz konusu üretimlerin uluslararası görünürlüğü, yalnızca estetik yeniliklerle değil, sanat piyasası, bienaller, küratöryel yönelimler ve kurumsal dolaşım ağlarıyla da yakından ilişkili olmuştur. Dolayısıyla son yirmi beş yıl, Türk resim sanatının dönüşümünü anlamak açısından hem yaratıcı çeşitlenmenin hem de bu çeşitlenmeyi belirleyen yapısal koşulların birlikte ele alınmasını gerektiren eleştirel bir dönemdir.
Yüzünü görmek için bir cam ayna kullanırsın
Ruhunu görmek için sanat eserlerini kullanabilirsin.
George Bernard Shaw
Öne çıkan birçok sanatçımız arasında çok değerli isimler bulunmaktadır:
Mustafa Ata, Şadan Bezeyiş, Ferruh Başağa, Ömer Uluç, Özdemir Altan, Zekai Ormancı, Güngör Taner, Adnan Çoker, Mehmet Güleryüz, Devrim Erbil gibi isimler ilk akla gelenlerdir. Daha nice değerli sanatçılarımız olduğu da aşikardır.
Anılarda Sanatçılar
1972 ilkbaharı Rotterdam limanında Anthony Veder adlı denizcilik firmasında staj yaparken limana gelen “M/V Namık Kemal” adlı geminin kaptanlarından Çakmak Turgay ile tanışmıştım. Gün o gün, olduk birbirimizin asırlık dostları.
Kendisi sonraki yıllarda özellikle Türk çağdaş resmine çok ilgi duydu, tam bir koleksiyoner oldu. Hatta Memorial Building'in bir katında koleksiyonundaki resimler sergilenmişti.
Tüm bunlar olurken ben de bazı sanatçılarla tanışmış, güzel anılar yaşamıştım.
İşte burada göreceğiniz isimler unutulmazlarım arasındadır.
Mehmet Güleryüz ile
Çağdaş Türk sanatının yalnızca en önemli ressamlarından biri değil, aynı zamanda sanatın düşünsel ve vicdani yönünü güçlü biçimde temsil eden bir sanatçıdır. Resimlerinde insanın iç dünyasını, toplumsal çelişkileri ve yaşamın ironisini cesur, özgün ve etkileyici bir anlatımla ele alır. Güçlü desen anlayışı, figürlerindeki hareket duygusu ve eleştirel bakışı, onu çağdaş sanatın kendine özgü seslerinden biri hâline getirmiştir. Güleryüz’ün eserleri izleyiciyi yalnızca estetik bir deneyime değil, aynı zamanda düşünmeye ve sorgulamaya davet eder.
Sanatçı kişiliğinin yanı sıra bağımsız duruşu, ilkelerinden ödün vermeyen tavrı ve düşünce özgürlüğüne olan inancı da Mehmet Güleryüz’ü özel kılan yönleri arasındadır. Sanatı hiçbir zaman yalnızca bir ifade aracı olarak görmemiş, onu insanı, toplumu ve yaşamı anlamanın en güçlü yollarından biri olarak değerlendirmiştir. Yıllar boyunca özgün kimliğini koruyarak ürettiği eserler ve yetiştirdiği öğrencilerle Türk sanatına kalıcı bir iz bırakmış, çağdaş sanatın gelişimine ilham veren saygın bir isim olmuştur.
“Sevgilim yine geç kaldık”, 2004
Tuval üzerine yağlı boya 70X56
Mehmet Güleryüz’ün eserlerinde insan figürleri sık sık hayvan özellikleriyle birleştirilir.
Sanat kariyeri boyunca Paris, New York gibi uluslararası platformlarda sergiler düzenlemiştir. Özellikle 2025 yılında 300 binden fazla ziyaretçiyle büyük ilgi gören İstanbul Modern’deki retrospektifi unutulmazlar arasındadır. Sanat kariyerinin son sergisi olan “De l’interieur” ise 2028’de Paris’te gerçekleşmiştir.
“Simon de St Quintin", 2006
Tuval üzerine yağlı boya, 70 × 56 cm.
Atölyesinde yaşadığım unutamadığım bir gün
Sanırım 2006 yılıydı. Bir sabah vakti bir nedenle kendisini Anadolu yakasında bulunan atölyesinde ziyarete gitmiştim. Aslında ilgi duyduğum iki resmini yakından görmek istiyordum. Bunlar yazıma koyduğum “Simon de St Quintin “ ve “ Sevgilim Yine Geç Kaldık” isimli resimleriydi.
Kapısı kapalıydı. Beş on dakika bekledim. Geldi, içeri girdik. Elinde büyük bir sandviç ekmek, oturur oturmaz hemen eliyle yarıya bölüp bana verdi, daha ilk merhabamız sonrası. Hem yiyor hem sohbet ediyorduk.
Kendisini ziyaretim öncesinde bir dönem çocukluğunu, kendisinde derin izler bırakan deniz, doğa ve ada kültürüyle büyüdüğü Heybeliada’da geçirdiğini bildiğimden sohbetimiz benim de yazları yaşadığım adadan başlamıştı. Sanatçının kendi hatıralarında ve eserlerinde adanın isyankâr rüzgârları ve Ada yaşantısının getirdiği özgürlük duygusu, sanatsal üslubunu şekillendiren en önemli köklerdendir.
Sohbet koyulaşınca bir ara atölyedeki merdiveni tepeye uzattı, duvarın dışarı çıkıntısından bir tablo alıp aşağı indi, resmi önüme koydu ve benden yorum yapmamı istedi. Dedim, "Ben kim, üstadın henüz kimsenin görmediği yeni resmi hakkında yorum yapmak? Ne haddime!" Büyükçe bir tabloydu, uzun süre baktım. Yarattığı izlenimler ne ise hepsini kendisine aktardım. Çok memnun olmuştu.
Sordum, "İçinden ne geçiyor da ya da ne zaman bir tuvalin karşısına geçiyorsunuz ve o şahane eserler meydana geliyor?"
Mealen şöyle demişti, “Duygular yüklenince tuvalin karşısına geçer, elimde fırça beklerim. Fırça harekete başladı mı devamı gelir. Fırça ve boyalar ne yapmamı isterse öyle gider, o zaman diliminde sadece zihnimin duvarlarında şekillenen görseller fırçama yansımıştır.”
Sonraki yıllarda hemen her sergisine gitmiş, kısa sohbet şansları bulmuştum. Sevecen, insani tarafları çoktu. Hala özlerim kendisini.
Nurlar içinde sonsuza dek uyusun.
Güngör Taner ile iz bırakan sohbetler
1941 İstanbul doğumlu sanatçı Türk çağdaş resim sanatının önde gelen isimlerinden biridir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu olan sanatçı, eserlerinde cesur renk kontrastları, zengin dokular ve "salt renklerin diliyle" kurduğu dinamik kompozisyonlar ile tanınır. Sanat piyasası ve koleksiyonerler, onun renk dengesini ve tuvalindeki ifade gücünü sıklıkla vurgulamışlardır.
Lirik soyutlama ve dinamik dışavurumculuk anlayışıyla çağdaş Türk resminde derin izler bırakmış en önemli öncülerden biridir. Türk resim sanatına ritim, hareket ve rengin özerkliği üzerinden yeni bir soluk kazandırmıştır.
Geleneksel resimdeki "nesneyi veya figürü tanımlama" işlevini kırarak rengi tamamen özgürleştirmiştir. Çok koyu tondaki zeminlerin üzerinde patlayan parlak ve açık tonlu renk lekeleriyle, rengin kendi başına duyumsal bir anlam yaratabileceğini kanıtlamıştır.
Tuval yüzeyinde yarattığı çizgi ve leke kombinasyonlarıyla durağanlığı yıkmış, resme devinim kazandırmıştır. "Ritim, denge, ahenk ve kontrast" ögelerini bir araya getirerek resmi adeta görsel bir müzik ya da şiirsel bir cümle gibi inşa etmiştir.
Türk resminde lirik soyut ve soyut dışavurumcu eğilimlerin yerleşmesinde köşe taşı olmuştur. Geometrik veya katı formlar yerine, içten gelen bir enerjiyle yüzeye yayılan serbest lekelerle soyut sanata duygusal ve dinamik bir derinlik katmıştır.
Düz boyanmış monokrom (tek renk) yüzeylerin üzerinde oluşturduğu katmanlarla geleneksel perspektif yerine leke ve ışık patlamalarıyla üretilen modern bir derinlik anlayışı geliştirmiştir.
Bir Kitap ve Kokteylden
Çağdaş Türk resmi koleksiyoneri asırlık dostum Çakmak Turgay Saint Benoit’dan sınıf arkadaşı Güngör Taner’in resimlerine, sanat yazarı Özkan Eroğlu’nun yazdığı yorumları içeren kitabın kutlaması kokteylinde ben de bulunmuş, sanatçı ile iz bırakan sohbetlerde bulunmuştuk.

Ateş Dansı, 1997
Bu, sanatçının en tanınan ve en çok bilinen eserlerinden biridir; renk, ritim ve hareket anlayışını güçlü biçimde yansıtır.
Adnan Çoker ile ÇT Art (Çakmak Turgay) Sergisinde
Adnan Çoker Türk çağdaş resminde geometrik soyutlamanın en güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkar. Resminde çizgi, yüzey, ışık ve boşluk ilişkilerini titizlikle kurgulayarak, figürden bağımsız, evrensel bir görsel dil geliştirmiştir.

Şadan Bezeyiş’in fotoğrafı fazla bulunmaz, özellikle de Adnan Çoker ile yan yana hiç bulunmaz.
Geleneksel mimariden ve özellikle Osmanlı kubbe mekânlarından esinlenen mekânsal düzenlemelerini modernist bir anlayışla yorumlamış; disiplinli kompozisyonlarıyla Türk resmini uluslararası soyut sanat anlayışıyla buluşturan öncü isimlerden biri olmuştur. Sanatçı kimliğinin yanı sıra eğitmen olarak da pek çok genç sanatçının yetişmesine katkı sağlayarak çağdaş Türk resminin gelişiminde kalıcı bir iz bırakmıştır.

Kubbeler serisinden
Bu seri Adnan Çoker’in en tanınmış ve en çok simgeleşen çalışmalarından biridir. Sanatçı, Osmanlı ve Selçuklu mimarisindeki kubbe formlarını minimalist ve geometrik bir dille yeniden yorumlamıştır. Siyah zemin, dengeli kompozisyon ve ışık etkisiyle oluşturduğu mekân duygusu, bu eserleri Türk çağdaş resminin önemli örnekleri arasına taşımıştır.
Ve Şadan Bezeyiş
Şadan Bezeyiş soyut resmi güçlü bir anlatım dili ve özgün renk anlayışıyla zenginleştiren sanatçılar arasında yer alır. Doğadaki ritmi, hareketi ve enerjiyi doğrudan betimlemek yerine renk, leke ve biçim ilişkileri üzerinden yeniden kurarak kendine özgü şiirsel bir resim dili oluşturmuştur. Lirik soyutlama yaklaşımıyla Türk çağdaş resmine duygusal derinlik ve dinamik bir ifade kazandıran Bezeyiş, Batı’daki soyut sanat birikimini yerel duyarlılıkla sentezleyerek özgün bir estetik geliştirmiştir. Cesur renk kullanımı, özgür fırça hareketleri ve güçlü kompozisyon anlayışıyla sonraki kuşak sanatçılar üzerinde etkili olmuş, Türk soyut resminin gelişimine önemli katkılar sunmuştur.
İstanbul Çarşı
Bezeyiş’in en tanınan eserlerinden biridir. İstanbul’un canlı kent yaşamını, mavi tonların hâkim olduğu kendine özgü soyutlayıcı ve bezemeci diliyle yorumlar. Sanatçının olgunluk dönemini temsil eden önemli çalışmalar arasındadır.
Elbette ismini zikredemediğim daha birçok değerli sanatçılarımız da bulunmaktadır. Yazmak için sayfalar hatta kitaplar yetmez.
Gerçek sanat, sanatçıdaki dayanılmaz dürtü ile çıkar.
Albert Einstein
12 Temmuz 2026
Heybeliada
* Manşet görseli: Mehmet Güleryüz, Ressam, 1993, İstanbul
