Mor Cepken

Canan Dağdeviren adını daha önce mutlaka duymuşsunuzdur. Ama yaptığı çalışmaları yan yana koyduğunuzda adını duymakla gerçekten kim olduğunu bilmek arasında epey fark olduğu anlaşılıyor.

Henüz beş yaşındayken, 28 yaşında kalp yetmezliği nedeniyle kaybettiği dedesinin hikâyesini öğreniyor. Yıllar sonra fizik ve malzeme bilimi alanında çalışan bir bilim insanı olduğunda, kalbin kendi hareketinden elektrik enerjisi üretebilen esnek bir sistem geliştiriyor. Amaçlarından biri, kalp pillerinin batarya sorununa çözüm bulmak.

Sonra meme kanseri nedeniyle teyzesini kaybediyor.

Teyzesinin yatağının başında bir kâğıda çizdiği fikir, yıllar sonra MIT'deki ekibiyle geliştirdiği giyilebilir ultrason cihazına dönüşüyor. Sütyene entegre edilebilen bu teknoloji, meme dokusunun farklı açılardan görüntülenmesine ve özellikle yüksek risk grubundaki kadınların daha sık takip edilebilmesine imkân sağlamayı hedefliyor.

Bununla da kalmıyor.

İnsan bedenine uyum sağlayabilen, giyilebilir ve vücuda yerleştirilebilir elektronik sistemler üzerinde çalışıyor; nörolojik hastalıklarda beynin belirli bölgelerine gerektiğinde ilaç ulaştırabilen ve sinirsel aktiviteyi hassas biçimde düzenleyebilen teknolojiler geliştiriyor.

Bugün MIT Media Lab'de kendi araştırma grubunu yönetiyor. Kadın sağlığı alanındaki çalışmalarını sürdürüyor.

Yani Canan Dağdeviren'in hikâyesinde bilim yalnızca laboratuvarda yapılan bir iş değil, bazen çocukken kaybettiğiniz dedeniz için verdiğiniz bir sözden, bazen çok sevdiğiniz bir kadının hastane odasında çizdiği küçücük bir taslaktan başlıyor.

Geçen hafta ise Canan Hoca'nın üzerinde başka bir şey vardı.

Ne bir sensör ne bir ultrason cihazı...

Mor bir cepken.

New York Moda Haftası kapsamında New York Borsası'nın işlem salonunda gerçekleştirilen “Ne Giyiyordun?” etkinliğinde podyuma çıktı.

Etkinliğin sorusu aslında hepimizin çok iyi bildiği bir soruydu.

Cinsel şiddete uğrayan bir kadına bazen açıkça, bazen dolaylı olarak sorulan

“Ne giyiyordun?”

Canan Hoca bu soruya Türkiye'den, yüzlerce yıllık bir gelenekle cevap götürdü.

Mor Cepken.

Yörük ve Türkmen geleneğinde anlatıldığı üzere anneler, evlenen kızlarının çeyizine mor bir cepken koyardı. Fakat temenni, kızlarının onu hiçbir zaman giymek zorunda kalmamasıydı.

Çünkü Mor Cepken bir düğün kıyafeti değildi.

Şiddete veya ağır bir haksızlığa uğrayan kadın onu giyerek meydana çıktığında, yaşadığını anlatmadan da toplum onun yardım istediğini anlardı.

Aradan yüzyıllar geçti.

Mor Cepken geçen hafta binlerce kilometre uzakta, New York'ta yeniden karşımıza çıktı.

Fakat bu kez onu taşıyan kadın susmuyordu.

Bilim üretiyordu.

Dünyanın en önemli üniversitelerinden birinde kendi laboratuvarını yönetiyordu.

Kadınların hayatlarını kurtarabilecek teknolojiler geliştiriyordu.

Ve sahip olduğu sesi diğer kadınların seslerini duyurmak için kullanıyordu.

Ben Canan Dağdeviren'in o fotoğrafını bu nedenle çok sevdim.

Çünkü o fotoğrafta Türk kadınının geçmişiyle bugünü yan yana duruyordu.

Bir tarafta yüzlerce yıl önce uğradığı haksızlığı anlatabilmek için üzerine Mor Cepken geçirmek zorunda kalan Türk kadını…

Diğer tarafta bugün dünyanın en önemli bilim merkezlerinden birinde çalışan, geliştirdiği teknolojilerle dünyaya adını duyuran bir Türk kadını.

Aralarında yüzyıllar vardı.

Ama ikisinin de omzunda aynı cepken vardı.

Ve belki de fotoğrafın en güçlü tarafı tam olarak buydu.

Çünkü Türk kadınının hikâyesi yalnızca yaşadığı zorlukların hikâyesi değil, aynı zamanda okumanın, üretmenin, bilimin içinde yer almanın ve dünyaya söz söylemenin de hikâyesidir.

Canan Dağdeviren'in üzerindeki Mor Cepken de tek bir kişinin emeğinden oluşmuyor.

Hatay'ın ham ipeğini, Denizli'nin dokumasını, Hereke'nin ipeğini... Türkiye'nin farklı bölgelerindeki kadınların el emeğini taşıyor. Tasarımından dikimine, dokumasından oyalarına kadar birçok kadının emeği aynı kıyafette buluşuyor.

Dolayısıyla New York'taki o podyumda yalnızca Canan Dağdeviren yürümüyor.

Onunla birlikte Türk kadınının emeği, hafızası ve kuşaktan kuşağa aktardığı hikâyesi de yürüyor.

Kadınların birbirine bıraktığı miras yalnızca acılardan oluşmuyor, bilgi de bırakıyoruz. Cesaret de. Meslek de. Bilim de...

Bir kadın başka bir kadının önünü açıyor. Bir öğretmen bir kız çocuğuna bilimi sevdiriyor. Bir anne kızına okuyabileceğini söylüyor. Bilim insanı olarak geliştirdiği teknolojiyle bir kadın hiç tanımadığı başka bir kadının hayatını kurtarmaya çalışıyor.

Canan Dağdeviren'in bilimsel çalışmalarının ortak bir tarafı var:

İnsan bedeninin söylediklerini daha erken duyabilmek.

Kalbin hareketini enerjiye dönüştürmek.

Meme dokusundaki değişikliği daha erken görebilmek.

Beynin verdiği sinyalleri anlayabilmek.

Belki Mor Cepken de yüzlerce yıl önce aynı şeyi yapıyordu.

Bir kadının söyleyemediğini görünür hale getiriyordu.

Teknoloji değişti.

Dünya değişti.

Türk kadınının dünyadaki yeri de değişti.

Ama duyulmak hâlâ önemli.

Bu nedenle New York'taki o birkaç dakikalık yürüyüşü yalnızca bir moda etkinliği olarak görmüyorum.

O podyumda bilim, kadın emeği, geçmiş ve bugün aynı yerde buluştu.

Bir zamanlar bir Türk kadınının yardım istemek için giydiği Mor Cepken'i, bugün başka bir Türk kadını dünyanın karşısına çıkıp “Sizi duyuyoruz” demek için giydi.

Üstelik bunu yapan kadın yalnızca kendi ülkesinde değil, dünyada bilimin geleceğine katkı sunan bir bilim insanıydı.

Belki de bu yüzden o fotoğrafa bakınca benim aklımda Mor Cepken kadar onu taşıyan kadın kaldı.

Prof. Dr. Canan Dağdeviren.

Bilimiyle, emeğiyle ve dünyaya taşıdığı o Mor Cepken'le…

Bir Türk kadını.

Ve bence ona çok yakıştı.

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter 800