Hadi bugün çocukları meraklandıralım!

“İnsanın gerçekleştirebileceği en yüksek eylem anlamak için öğrenmektir, çünkü anlamak özgür olmaktır.” Spinoza

Bir öğretmen dersini nasıl anlatmalı? Okulların açılmasına çok kısa bir süre kala aklımda bu sorular dolaşıyor. Son zamanlarda üzerinde yoğun olarak düşündüğüm bir konu bu. Bunun için fizik, kimya, matematik, biyoloji dersleri ve hayat arasında ‘öğrenme’ temalı ne gibi bağlantılar kurabileceğimizi düşünüyorum. Normalde aklımıza gelen ve geçiştirdiğimiz soruları derslerimizle bütünleştirirsek derslerimiz eğlenceli, öğrencilerimiz meraklı ve bizlerde öğrenmeyi anlamlandıran aktif öğretici olabiliriz. Bu soruları anne babalar da çocuklarına sorabilir. Soru sormak merak duygusunu harekete geçirdiğinden çocuk sorunun cevabını düşünürken aklına pek çok seçenek geleceği için zihnini aktif böylece daha aktif tutar. Sizlere yazdığım soruları çocuklarınıza sorun fakat cevabını hemen vermeyin, onların fikirlerini dinleyin. Önemli olan meraklandırmak, düşündürmek, anlamlandırmak.

 Örneğin; ilk Türk arabaları nasıl uçmayı başardı? Peki, Mercedes, Porsche gibi arabalar hızlarını artırırken yere nasıl daha yakın oluyorlar?

Uçakların tasarlanışlarında hava sirkülasyonu kanatların altından geçecek şekilde ayarlanıyor. Böylece uçaklar havanın etkisiyle daha kolay yükselebiliyorlar. Arabalarda durum ise markalara bağlı olarak değişiyor. Örneğin kalkış anında hava akımı Doğan, Şahin, Kartal gibi arabalarda aynı uçaklardaki gibi alttan geçecek şekilde tasarlanıyor ve böylece bu arabalar hızlandıkça havalanıyor adeta uçuyor. Oysa Porsche gibi arabalarda hava akımı arabanın üzerinden geçecek şekilde tasarlandığından araba hızlandıkça yere daha yakın hale geliyor. Bu da kaza riskini azaltıyor.

Fizik dersinde bir öğretmenin Aerodinamik, sürtünme kuvvetlerini anlatırken konuya böyle bir giriş yaptığında öğrencinin ilgisi nasıl olur? Ya da konuyu doğrudan formüllerle anlatırsa nasıl bir ilgi ile karşılaşır? Hemen hepimiz bu derslerin hayatımızdaki etkilerinden ne kadar haberdar olursak konuya o kadar ilgi duyar ve o kadar kolay anlarız, hatırlarız.

Bazı insanların saçları neden kıvırcıktır?

Çünkü saçlar keratin adı verilen bir proteinden oluşur. Proteinleri oluşturan aminoasitlerin aralarında kurulan hidrojen köprülerinin farklı bağlanmaları sayesinde bu kişilerin saçları kıvırcık oluyor.

Çocukların çok sevdiği mayoneze ne demeli? 

Bitkisel yağ, limon, yumurta sarısı ve sirkeden oluşan bu karışım kolloidal bir emülsiyondur. Mayonezde bitkisel yağ tanecikleri limon suyunda dağılmış halde bulunur. Bu taneciklerin homojen bir karışım yapmalarını sağlayan ise farklı elektrik yüklerinin dengeli bir duruma gelmeleridir.

Gökyüzü neden mavi, güneş batarken neden kırmızıdır?

Mavi renk dünyayı saran atmosfer tabakası tarafından güneş ışığının etrafa yansıtılmasından ileri gelir. Güneş ışınları atmosferden geçerken moleküllerin değişik dalga boyları vardır. Bunlar spektrumun renkleridir. Dalga boyları ne kadar kısa ise yayılma o kadar fazladır. Bu sebeple mavi renk atmosfere en fazla yayılır. Güneş doğarken ya da batarken atmosfere daha kalın bir katmandan bakarız ve bu sırada mavinin çoğu kaybolur. Böylece kırmızımtrak bir renk bulutlara yansır.

 

Bir çocuk şeker yerken dişleri neden ağrır?

Bu soruya ise şöyle cevap verebiliriz. Şeker dişte bulunan küçük bir delikten sızar. Osmotik kuvvetler harekete geçerek vücuttaki sıvılar yoğunluk olan bölgeye yani şekere doğru harekete geçerler. Böylece dişetini şişirirler. Bu yaraya tuz basmaya benzer. 

Bu aralar kendime sorular belirleyip cevap aradığımdan sizlerle de bunları paylaşmak istedim. Bilim en basit haliyle ifade bulduğunda sadece konuyla ilgilenenlere hitap etmekten kurtulup herkesin anlayabileceği seviyeye gelecektir. Ünlü fizikçi Einstein bir konferans için ABD’ye gittiğinde bakın nasıl bir soruyla karşılaşmış ve ne cevap vermiş:

Einstein Amerikan öğrencilerin arasında bulunduğu ve onların sorularını cevaplandırdığı bir sırada alaycı bir genç telsiz telgrafın sırrını yabancı hiçbir kelime kullanmadan anlatmasını rica etti.

Büyük bilgin; “New York’tan Londra’ya kadar uzanan bir köpek gözünüzün önüne getirin” dedi. Ben New York’ta onun kuyruğunu çimdiklersem, o Londra’da havlayacaktır. İşte bu telgraftır. Telsiz telgrafta bunun aynıdır, yalnız ortada köpek yoktur.

Muhteşem bir bayram dileğiyle keyfiniz, sevginiz bol olsun...

Etiketler eğitim okuma çocuk
Yorumlar
Kalan Karakter 800