Hep Birlikte...

Misal, kalp hastasısınız diyelim. Ya da şeker hastası... Normalin dışında göstergeleriniz vardı, doktora gittiniz ve derinlemesine tetkikler yapıldı. Teşhisiniz konuldu ve şu anda medikal bir tedavi altındasınız. Misal...

Doktorunuz bu yeni duruma göre size bazı beslenme önerilerinde bulundu. Yaşadığınız ortamda değişiklikler önerdi belki. Beşinci katta asansörsüz otururken giriş kata taşındınız, öylesi gerekti. Belki de asla yıldızınızın barışmadığı komşunuzdan, bir aile ferdinden ya da içinize sinmeyen iş ortamından uzaklaşmanız gerekti. Yaptınız, iyi de geldi. :)

Aileniz, arkadaşlarınız, akrabalarınız... Bunlar da size yardım için koşup geleceklerdir illa ki. Toplumdaki destek refleksleri medikal hastalıklarda çok yüksektir. Herkes şefkat gösterir, el uzatır, uzatmak ister —çok candan, bir şeylerin ucundan tutmak ister. Rahatlıkla anlatabilirsiniz herkese. Sizi dinlerler, üzülürler, size anlayış gösterirler. Hele hastalık ağırsa çevre adeta kilitlenir. Olması gerektiği gibi. Suçlu aramaksızın.

Zihinsel hastalıklarda ise bu işler çok değişiyor. Psikiyatri hastanesinde ziyaretçiniz filan olmuyor.

Olsaydı keşke... Yani, toplum buna da empati ile yaklaşsaydı, destekler olsaydı. Durum farklı olur muydu..? "Olurdu", diyor, bilenler.

...

"Yavrum kendine hakim olmalısın" ile başlayan süreç herkese tanıdık geliyor. Sizin ailede yoksa bile çevrenizde var. "Sakın o çocuğu bir daha çağırmayalım" diye fısıldaşmalar. Evde sonu gelmeyen kavgalar, ültimatomlar, inatlaşmalar... "Kapa çeneni" eşiği, "hayır, kardeşine vuramazsın", "izin vereceksin, sana diyorum", "derhal dur"lar... "Arabadan atlayacağım şimdi" noktasına varan krizler. "Sen bunu bana neden yaptın şimdi?", "sinirlenmeni anlıyorum ama o sadece bir kedi", "yeter, boğuluyorum artık, yeter"... Bir gün ya hastanede ya da cezaevinde sonlanacakmış hissi...

Yetişkinler dünyası zaten apaydı bir hal. Belki de çok geç kalınmış bir konu ve yapacak fazla bir şey de kalmadı.

Çocuklar için ise durum öyle değil, fakat önce görmek gerekiyor. Her 10 çocuktan 2'sinde klinik düzeyde bir ruh sağlığı problemi var.

Toplum, zihinsel rahatsızlıklarda daima anneyi ve babayı suçlamaya meyilli. İşin tuhaf yanı, anne ve babalar da kendilerini suçlamaya çok meyilli. "Yetersiz mi geldim?", "anlayamadım mı?", "doğru mu besleyemedim?", "boşanmamalı mıydım?", "taşınmamalı mıydım?", "geç mi kaldım?", "okuldan mı..." filan... Envai çeşit suçlama. Büyük bir çaresizlik ve umutsuzluk hissi... Çocuğun yası üzerine bir de çocukla ilişkili anların yası...

"Nasıl oldu da yardım edemedim?"

Çok değil, birkaç 10 yıl geriye gidelim. Çocukların otizmli olma sebebi ya da down sendromlu olma sebebi ya da cüce olma sebebi filan anne idi. Doğuran kişi yani. Birkaç yüzyıl geriye gittiğinizde ise bu bozuklukların sebebi yine annenin bastırılmış şehvet duyguları olarak görülüyordu. Daima anne suçluydu ve alttan alta işlenmiş bu toplumsal suçlama hali bugünkü toplumsal tavrın da müsebbibi. Değişmedi. Değişmeli.

Tedavi edilmeyen şiddet eğilimleri önce çocukların kendilerini sonra en yakınlarını enfekte ediyor. Aile fertleri, akrabalar, komşular, okul arkadaşları, öğretmenler hatta sokaktaki kediler... Bu çocukların ise en iyi niyetli tahminlerde bile ancak yarısı tedavi görüyor.

Evde yapılanlar çoğu zaman sorunu daha da büyüten yanlışlar oluyor. Mesela çocuğa istediğini vermek asla iyi bir fikir değil. Muhtemelen çocuk daha manipülatif olacaktır. Ancak istediği şeyi ısrarla vermemek de tehlikeli bir fikir. Davranış uzmanlarının, profesyonellerin devreye girmesi gereken bu sahalarda anneler haklı olarak yetersiz kalıyor. Gitse, yardım istese... Orası da karman çorman.

Hiçbir durumun bir diğeri ile aynı olmadığı bu dünyada agresyon genellikle 2,5 - 3 yaşlarında başlıyor. Anne endişelenip doktora danıştığında görüyor ki yasal olarak korunan yaş sınırları teşhis yasakları var.

Şöyle bir örnek, çocuğa borderline tanısı konulamıyor, ama borderline tanısı konmuş bir yetişkin ile birebir aynı tedavi protokolleri izleniyor. Bunlar iyi gelirse tanı sonradan konuluyor vesaire... 3 yaş gibi başlayan tedavi sürecinde yetişkinlik çağına kadar 14 - 15 protokol izlenebiliyor. Uzun bir tanı, uzun bir takip döneminde belki her kontrolde değişen ilaçlarla ve dozajlarla çocuk topluma kazandırılmaya çalışılıyor.

İnanılmaz yorucu bir süreç. Kurallar üst üste yığılıyor.

Kontrolü sağlayamayan çocuk, çoğu zaman gemileri yakmış halde geliyor. Önce annesini, kardeşini, babasını, ya da işte, bakım veren kim varsa, onu tahrip ediyor. Sonrasında ise hedef gözetmeksizin içinde patlayan öfkeyi tüm satha yayarak devam ediyor.

Çözüm gerekiyor, şüphesiz. Milli Eğitim'de başlanmıştı da aslında buna. Fakat maalesef etkin sürdürülemedi. Rehberlik öğretmenleri ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı arasında bir köprü hayal edilmişti. Ancak çeşitli endişelerle bu yol hukuken kapatıldı. Endişeler haklı mıydı, haklıydı. Fakat bir dengenin bulunması da artık şart gözüküyor.

Kadrolar deseniz var, artırılması da mümkün, bu işin içinde olmak isteyecek binlerce genç eğitimci var. Tecrübelerini paylaşmak isteyecek binlerce emekli eğitimci / uzman var. Binalar deseniz onlar da var. Mevcuttaki okul binaları... Buna artık bir yol bulunmalı ve bir an önce başlanmalı.

Okulun tatil olduğu her gün, yaz tatilinde, kış tatilinde... 5 yaşın sonrası aralıksız taranmalı. Tecrübeli gözler, aykırılıkları tespit etmeli ve hiç zaman kaybetmeden çözüme yönelik küçük hücreler oluşturulmalı. Tespit- tedavi ve terapi üçgeni iş işten geçmeden tamamlanmalı. Yapay zekanın olayları iyice kolaylaştırdığı bu dönemde annenin - babanın işine göre, ailedeki diğer çocuklara göre vesaire butik programlar oluşturulmalı belki.

Yaz kampları, eğitim tatilleri, yeni kurumlar...

Bir yaz boyunca doğru impulslarla beden gücünün kullanılacağı ağaç dikme programları mı olur artık, köy işlerine yardım mı yoksa yaşlılarla sohbet mi, mesleki yönlendirme mi... Uzmanları bilir. Spektrum bozuklukları, zihinsel yavaşlık, karşıt gelme bozuklukları, obsesyonlar, öfke kontrol problemleri, onlarca durum ve bu durumdan muzdarip on binlerce çocuk var ve çoğu, uygun koşullarla tedavi edilebilir.

Topluma da bu noktada ihtiyaç var.

Benim yaşadığım toplumun, benim torunlarımın arkadaşları olmalarını isterim. Toplumun gönüllülüğü esastır elbette, ama tıpkı Amerikan filmlerindeki "jüri seçildiniz" kağıtları gibi evlere celp geldiğinde insanların geri durmayacaklarına da eminim. Bir kere içine girdik mi mutlaka daha iyi olacaktır. Yoksa önünde duramayacağımız dalganın altında kalacaklar bizim çocuklarımız, torunlarımız ve geleceğimiz olacaktır.

Duyanlara bin selam olsun...


Sevgiler

Pınar

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter 800