Dünya Kupasında Neden Başarısız Olduk?

Türk A Milli Futbol Takımı ile Galatasaray Futbol Takımı'na psikolojik danışmanlık yapmış, Türkiye Futbol Federasyonu bünyesinde antrenörlere yönelik eğitim programları yönetmiş, psikolojinin iş dünyası, sağlık ve eğitim alanlarındaki öncü uygulayıcısı Prof. Dr. Acar Baltaş yazdı.

Bu soruyu şu şekilde de sorabiliriz: “Bu kadar önem verdiğimiz halde futbolda neden hayal ettiğimiz düzeyde değiliz?

Geçmişte özgün bir fikir olarak konuştuğumuz “alt yapıya gereken önemin verilmemesi” türünden yaklaşımlar bugün herkesin malumu, içi boşalmış bir klişeye dönüşmüştür. O zaman soru şu şekilde sorulabilir: “Neden alt yapıya gereken önemi vermiyoruz veya daha doğru bir ifadeyle veremiyoruz?”

Bizi soruna doğru odaklamaya götürecek bir gelişme ve bu Dünya kupasında iflas eden, kerameti kendinden menkul futbol otoritelerinin icat ettiği meşhur “Yetenekli kuşak” efsanesi var. Bu görüşe inanırsanız, yetenekli sporcular dönemler halinde topluca zuhur edip sonra da sessizce çekilirler ve ülkeler yeni bir yetenekli kuşağın doğması için duacı olur.

Otoritelere göre “bizim çocuklar” ile nihayet yetenekli kuşağı yakalamıştık. Ancak bu yetenekli kuşakta yer alan 26 futbolcunun 10’u yurt dışı doğumludur. 86 milyon nüfusa sahip Türkiye topraklarından 16, Batı Avrupa’da yerleşik 6.5 milyon Türk arasından 10 futbolcu çıkarabilmişiz.

Oyuncu havuzu ve koşulları: 2026 Dünya Kupası'nda 67 milyon nüfuslu Fransa doğumlu 99, 18.5 milyon nüfuslu Hollanda doğumlu 42, 83.5 milyon nüfuslu Almanya doğumlu 25, 11 milyon Belçika doğumlu 11 futbolcu yer aldı. Sadece bu sayılara bakmak bile “yetenekli kuşak” ifadesinin bir safsata olduğunu ortaya koyuyor. Simon Cooper’a göre Hollanda’nın 250 bin nüfuslu Leiden kentinde 22 yetişkin futbol takımı, 7 tane 8 yaş altı futbol takımı bulunuyor. Her Hollanda vatandaşının evine 1.6 km mesafede bir futbol sahası düşüyor.

Bu veriler temelde neyi yanlış yaptığımızla ilgili çok açık bir fikir veriyor. Futbol bu ülkelerde bir spor olmanın ötesinde bir hayat tarzı olarak görülüyor. Bütün kız ve erkek çocuklar futbol oynuyor, onlara eşlik eden aileler dostluk geliştiriyor, kendi geçmişinde spor olan birçok anne ve baba yapılandırılmış ciddi bir teknik ve pedagojik eğitimden geçerek çocuklarının yaş gruplarında koçluk yapıyor. Bu kadar geniş bir havuzdan seçilen çok özel yetenekler ayrı bir yapıda değerlendiriliyor ve yollarına devam ediyorlar. Bu yolculukta yer alan çocukların çok büyük bölümü yaşadıklarını hayatlarında değerli anılar olarak biriktiriyor ve bu süreçte kazandıkları zihinsel ve davranışsal özellikler onlara hayat boyu eşlik ediyor ve yaşam başarılarını oluşturuyor. Bu yolculuğa 5 yaşından başlayarak katılan çocuklar, yetenekleri ne olursa olsun, antrenmana zamanında gelmeyi, koçunu dinlemeyi, verdiği geri bildirimlerden yararlanmayı öğreniyor. Arkadaşlarıyla gece dışarda geç saatlere kadar takılmıyor, erken yatıp uykusunu alıyor, fast food tüketmekten uzak durup sağlıklı besleniyor, hata yaptığında takılmıyor, benzer şekilde arkadaşının hatasını affediyor, birlikte kazanmanın mutluluğunu, kaybetmenin üzüntüsünü yaşayıp ders çıkartıyor. Kısacası disiplin kavramının tutarlılık olduğunu yaşayarak öğreniyor ve çocuklarına da öğretiyorlar. Böylece hem birer iyi vatandaş oluyor hem de vicdanlı insanlardan oluşan bir toplumu oluşturuyorlar.

Yapılanlar ve yapmayanlar: Bu ülkelerde yerel belediyeler 3. ligde oynayacak ve beldenin adını taşıyacak takım için anlamsız harcamalar yapmıyor, o beldenin pedagojik formasyondan ve teknoloji okur yazarlığından yoksun eski futbolcusuna “hoca” payesi verip istihdam yaratmıyor, oyuncu transferi için istismara açık pazarlıklardan uzak duruyor, belediye kaynaklarını özel kişilere aktaracak işlere girişmiyor.

Bunun yerine mümkün olan her yere futbol sahası yapıyor, bunların bakımını üstleniyor ve akademi mezunu koçları istihdam ederek onları denetliyor. Bu süzgeçten geçerek yükselen elit kategorisindeki gençlerin ülkenin çeşitli düzeylerdeki profesyonel takımlarında oynamalarının kapısını açıyor. Böylece bu sporcular uluslararası transfer pazarında kendilerine yatırım yapan takımlarına büyük paralar kazandırıyorlar.

Yetenek avcıları(!) ve kaçan fırsatlar: Türkiye’de futbolun tıkanmasındaki bir başka önemli neden, oyuncu seçiminde yer alan ve adına scout denilen yetenek avcılarının düşük standardıdır. Diomande 2021 yılında Fenerbahçe’de bir süre antrenmanlara çıkmış ve yetersiz bulunarak gönderilmiştir. Bu oyuncu önce Leganes’e, sonra Leipzig’e, en son olarak da 125 milyon avro karşılığında Real Madrid’e transfer olmuştur. Benzer şekilde Sadio Mane Fenerbahçe’de beğenilmeyip gönderildikten sonra Metz, Salzburg, Liverpool’da oynamış ve 32 Milyona 2022 de Bayern’e gitmiştir. 2010 yılında Salah’ın menajerler aracılığı ile Beşiktaş’a önerildiği söylenmektedir. Stephan Appiah Galatasaray’da kabul görmeyip önce Juventus sonra Parma’ya gitmiştir. Hakan Çalhanoğlu’nun Galatasaray ve Trabzon girişimleri de sonuçsuz kalmış, önce Bayer Leverkusen, sonra Milan daha sonra da İnter’de yoluna devam etmiştir. Bu konuda en büyük kayıp Galatasaray’ın payına düşüyor. Kulüp için bir piyango olabilecek Ribbery’in kontrat şartları yerine getirilmemiş ve oyuncu elini kolunu sallayarak ülkeden ayrıldıktan sonra O.Marseille, Bayern Münich ve Fiorentina’da oynamış, 2010 yılında 50 milyon değere ulaşmıştır.
Burada sadece birkaç tanesini sıraladığımız yetenek kayıplarının bilemediğimiz gerçek listesi muhakkak ki çok uzundur. Bunun en önemli nedeni scoutların ve teknik adamların teknoloji okuryazarlığı olmadığı için gözleri ve deneyimleriyle tümüyle subjektif şekilde oyuncu değerlendirmesi yapmalarıdır.
Buraya kadar Batı Avrupa ülkeleri ile aramızdaki farkın neden bu kadar büyük olduğunun altında yatan nedenlere, bilinenin dışında bir bakış getirmeye çalıştım. Böylece umutsuzca yetenekli bir kuşak beklentisi içinde olup bunu bulduğumuz zaman da büyük hayal kırıklığı yaşamaktan kaçınmanın mümkün olacağını göstermeye çalıştım.
 
Hezimetin Nedenleri 

Şimdi genelden özele gelerek 2026 Dünya Kupasında yaşadığımız hezimet konusundaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Kupa bittikten sonra futbola ilgim ve geçmiş yaşantılarımı bilen çok kişi bana, “takımda bir psikolojik danışmanın olmamasının bu sonuç üzerinde etkili olup olmadığını” sordu. Spekülasyonlardan kaçınmak için bu sorulara cevap vermedim.

Hiçbir büyük olay “tek bir nedenle” veya “kimsenin bilmediği bir kişinin dile getirdiği şu nedenle olmaz”. Önemli olaylar birbirine eklenen çok sayıda küçük olayın bardağı taşırması sonucu olur. Madenler bu kalıba uygun patlar, uçaklar bu kalıba uygun nedenlerle düşer, hastalar acil serviste veya yoğun bakımda bu kalıba uygun şekilde ölürler. Hatta yağmurlu yolda elektrik akımına kapılan kişi bu nedenle hayatını kaybeder. Kısacası bardağın taşmasının nedeni son damla değil, bardağın dolu olmasıdır.

Şimdi bildiğim kadarıyla bardağı dolduran birkaç konuyu paylaşacağım.

Önemli bir etken birçok kişinin işaret ettiği gibi kampın Arizona’da yapılmasıdır. Kırk derecenin üzerindeki sıcaklığa uyum sağlamanın çok zor olduğunu ve antrenmanların verimini etkilediğini biliyoruz. Bunun için yapılması gereken, 1998 Avrupa Şampiyonasında yapıldığı gibi FİFA’nın bize sunduğu imkanı kabul etmek yerine parasını ödeyeceğimiz farklı ve uygun yeri seçmekti. Bu iradeyi gösterememek pahalıya mal olmuştur.

İkinci bir etken kampın mahremiyetinin hiç olmayacak ölçüde ihlal edilmiş olmasıdır. Önemli bir turnuvanın hazırlık kampının sosyal ilişkiler açısından özenle planlanması gerekir. Temel amaç sporcuların odağının kaybolmamasıdır. Benim görev yaptığım yıllarda kampta futbolcular dışında sadece yönetim kurulunun milli takımlar sorumlusu bulunurdu. Federasyon Başkanı bile haberli olarak gelir futbolcularla on dakika toplanır, şans diler ve teknik ekiple yemek yiyerek ayrılırdı. Oysa Arizona kampının panayır yeri olduğunu, tüm yönetim kurulu üyeleri, yakınları ve çocuklarının kampta uzun saatler geçirip futbolcularla bitmez tükenmez selfie’ler çektiklerini biliyoruz. Yol parasını ödeme gücüne sahip bütün Ofluların kampa gelip selfie çektirdiği söyleniyor.

Bir başka etken futbolcu ailelerinin kampta kontrolsuz şekilde uzun zaman geçirmeleri olmuştur. Aile havası yaratılmak istenirken bazı futbolcu babalarının, çocuklarının hakkını korumak için seslerini yükselttikleri medyaya yansımıştır. Bütün bu gelişmeler futbolcuların odağını dağıtmış ve bardağın dolmasına katkıda bulunmuştur. Ayrıca kampta bazı oyuncularının sesinin yüksek çıktığı ve bunun takım içinde huzursuzluk yarattığı da medyaya yansımıştır.

Bir başka etken, oluşturulan yüksek beklentinin futbolcular üzerinde baskı yaratmasıdır. Grup kuraları çekildiğinde kamuoyunda oluşan beklenti çeyrek final yolunun açık olduğu, hatta yarı finalin sürpriz olmayacağı yönünde oluşmuştur. Türkiye Yüzyılı Vizyonu ile desteklenen kampanyalar oyuncular üzerinde yüksek beklenti ve baskı oluşturmuştur. Aslında baskı ayrıcalıktır, ancak bunun yönetilmesi için profesyonel destek yararlı olur. Teknik direktör bu işlevi kendisinin yerine getireceğini ve psikolojik danışmana ihtiyaç duymadığını söylemiştir. Bu eksiklik de bardağı dolduran faktörlerden biridir.

Mutlaka kazanılacağına inanılan Avusturalya maçından sonra teknik heyet de paniğe kapılarak aşikar hatalar yapmış ve ikinci dakikada yenen gole, bir devre eksik oynayan ve kendi kapasitesinin kat be kat altındaki bir takıma yenilmiştir. Milli takım ilk iki maçta toplam 62 şut çekmiş ve gol atamamıştır. Bir Amerikalı gazeteci bu durumu, “Türklerle ava çıkacaksanız arkalarında durun” diyerek mizah konusu yapmıştır.

Hiç şüphesiz, bu sonucun önde gelen iki sorumlusundan biri olan teknik direktörün özellikle ikinci maçta saha içindeki hatalarına değinmek istemiyorum. Ancak yukarıdaki sıraladığım nedenlerin her birine hocanın müdahalesi gerekirdi:

Kamp yerini kabul etmez, kampın panayır yerine dönmesine izin vermez, ailelerin oyuncularla etkileşimini sınırlar, oyuncular üzerindeki baskıyı yönetmek için yardım ister, bir oyuncunun çok yüksek çıkan sesinin arkadaşlarını olumsuz etkilemesine engel olabilirdi. Ancak o bunları yapacak iradeyi gösteremedi ve patronuna teslim olmayı seçti.

TFF’nin tarihe geçecek bir diğer başarısızlığı 50 ülkeden seçilen 52 orta hakem, 88 yan hakem ve 30 VAR hakeminin arasında bir tek Türk hakeminin olmamasıdır. İronik bir şekilde Türkiye’de istenmeyen adam konumundaki Cüney Çakır FİFA’nın hakem eğitmenidir.

Sonuç

Bütün bunlar “Haiti’den sonra Dünya kupasına veda eden ikinci takım” olarak aşağılayıcı şekilde tanımlanmak sonucunu doğurmuştur. Yukarıda belirttiğim gibi bu sebeplerin hiçbiri tek başına yaşanan sonucu doğurmaz, ancak saydığımız nedenler ve bilmediğimiz niceleri bardağı doldurarak yaşanan felaketi doğurmuştur.

Hiç şüphesiz sürecin içinde yaşayanların anlatacağı çok şey vardır.  Ancak perde arkasına sarkmadan da ortaya çıkan gerçeklerin bir bölümünü sıralamaya çalıştım. Geldiğimiz noktada beklenen, bu süreçte sorumluluk taşıyan herkesin özür dileyerek istifa etmesidir. Ancak bunun yerine sürecin birinci sorumlusu Adalet Bakanı'na çağrı yaparak eleştiride bulunanlar hakkında yasal takibat yapılması talep edilmiştir. Bu da yaşananlardan hiç ders çıkarılmadığının somut örneğidir.

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti, yetkili kuruluşlar tarafından kişilerin risk ve getiri tercihleri dikkate alınarak kişiye özel sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler ise genel niteliktedir. Bu tavsiyeler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.
Yorumlar
Kalan Karakter 800