Hayat Kavanozu
Bir hayatı “iyi bir hayat” yapan şey ne? Para mı? Elbette para önemli. Sağlık mı? Çok önemli. Aile, dostlar, huzur, güven, merak, umut? Galiba cevap bunların hiçbirinin tek başına olmadığı bir yerde.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlHayatı büyük bir kavanoz gibi düşünün. İçine yıllar boyunca bir şeyler koyuyoruz. İnsanlar, işler, eşyalar, anılar, endişeler, hedefler, alışkanlıklar, para, sorumluluklar… Kavanoz doluyor. Ama dolu olması, içinin bizim için değerli şeylerle dolu olduğu anlamına gelmiyor. Bazen her şeye sahip olduğumuzu düşünsek de eksikliğini hissettiğimiz bir şey oluyor. Bazen de şartlarımız mükemmel değilken bir sofrada sevdiğimiz insanlarla gülüyor ve içimizden “İşte hayat bu” diyoruz.
BEYİN ‘BİR ŞEY DAHA’ DEMEYİ SEVİYOR
İnsan zihninin çok güçlü bir özelliği var: Alışıyor. Uzun zamandır istediğiniz bir şeyi düşünün. Aldınız. İlk günlerde ne güzel geldi, değil mi? Sonra hayatınızın sıradan bir parçası oldu.
HEDONİK ADAPTASYON
Psikolojide buna hedonik adaptasyon deniyor. Yeni telefon heyecanlandırıyor, sonra telefon oluyor. Yeni ev heyecanlandırıyor, sonra ev oluyor. Maaş artıyor, bir süre sonra zihnimiz yeni rakamı normal kabul ediyor. Bu, insanın hayata uyum sağlamasını mümkün kılan bir mekanizma. Ama farkında olmazsak bize küçük bir oyun oynuyor: “Bir sonraki şey beni daha iyi hissettirecek.” Derken bir sonraki, bir sonraki… Hayat, önümüze sürekli havuç uzatan bir koşu bandına dönüşebiliyor. Bu yüzden finansal iyi oluşun önemli bir kısmı daha çok şeye sahip olmaktansa yeterlilik hissini yaşayabilmek.
HAYATA HİZMET EDEN PARA
Parayı hayatın başrolüne koymayı da önemsizmiş gibi davranmayı da doğru bulmuyorum. Para çok önemli bir araç. Güvenlik sağlar, seçenek yaratır, zor zamanda nefes aldırır, hayallerimizi gerçekleştirmeye ve gelecekteki kendimizi korumaya yardımcı olur. Ama para bir pusula değil. Nereye gideceğinizi değerleriniz söyler, para oraya gitmenize yardım eder.
NEYİ BÜYÜTÜYOR?
Mesela iki insan aynı miktarda para biriktiriyor olabilir. Biri “Ne olur ne olmaz” korkusuyla biriktiriyor, diğeri “Bir şey olduğunda seçim yapabilmek istiyorum” diye. Dışarıdan aynı banka hesabı, içeriden bambaşka iki ilişki. Bu yüzden bütçe yaparken yalnızca “Nereye ne kadar gidiyor?” diye bakmayın. Arada bir şunu da sorun: “Param hayatımda neyi büyütüyor?” Güveni mi, deneyimleri mi, başkalarının onayını mı, ailemi mi, rahatlığı mı, korkularımı mı, merakımı mı? Bu soru banka ekstresinden çok daha fazlasını anlatıyor.
EŞYALARIN FİŞİ VAR ANILARIN YOK
Satın aldığımız şeylerin fiyatını çok iyi biliyoruz, ama hayatımıza kattığı değeri pek ölçmüyoruz. Bir ayakkabının fiyatı belli, bir telefonun fiyatı belli. Ama çocuğunuzla denize girdiğiniz bir öğleden sonrasının, bir arkadaşınızın zor zamanında yanında olmanın, hiçbir yere yetişmeden içtiğiniz bir kahvenin? Onların fişi yok. Ama hafızamızın en pahalı raflarında onlar duruyor. Psikoloji araştırmalarında deneyimlere yapılan harcamaların, birçok durumda eşyalara yapılan harcamalara kıyasla daha kalıcı bir tatminle ilişkili olduğunu görüyoruz. Çünkü eşya zamanla çevrenin parçası oluyor. Deneyim ise kimliğimizin parçası olabiliyor. “Hatırlıyor musun?” diye başlayan kaç cümleniz var? İşte servet biraz da o.
BAŞKASININ HAYATI LİSTENİZ OLMASIN
Bir de çağımızın büyük tuzağı var: Sosyal karşılaştırma. İnsan beyni kendini başkalarıyla karşılaştırmaya yatkın. Bu yeni değil. Yeni olan, karşılaştırabileceğimiz insan sayısı.
Eskiden mahallede birkaç kişi vardı. Şimdi cebimizde binlercesi. Birinin tatili, birinin mutfağı, birinin arabası, birinin ‘mükemmel’ pazar kahvaltısı… Fark etmeden başkasının vitrini, bizim ihtiyaç listemize dönüşebiliyor.
Burada finansal okuryazarlık devreye giriyor. Bir şeyi satın almadan önce kendinize sorun: “Bunu ben mi istiyorum, yoksa gördükçe istemeye mi başladım?” Bu küçük soru hem paranızı hem dikkatinizi gerçekten sizin için önemli olan şeylere yönlendirmenize yardım edebilir.
BÜTÇE AYNI ZAMANDA HAYAT HARİTASIDIR
Bütçe deyince insanların yüzü biraz düşüyor. Sanki birazdan biri gelip “Kahveni de içme!” diyecek. Oysa bütçenin amacı hayatın tadını kaçırmak değil, sizin için önemli olan şeylere yer açmak. Son bir aylık harcamalarınızı açın ve bu kez kategorilere değil, hislere bakın. Hangisine “İyi ki” diyorsunuz? Hangisine “Bunu neden almışım?” diyorsunuz? Hangisi hayatınızı kolaylaştırdı? Hangisi gelecekteki size iyi gelecek? Hangisi beş dakikalık bir dürtüydü? Böyle baktığınızda bütçe bir muhasebe tablosundan çıkıp hayatınızın röntgenine dönüşüyor. Paranızın gittiği yerler bazen önceliklerimizi, bazen de zaaflarımızı bizden daha dürüst anlatıyor.
İYİ HAYATIN SESSİZ BİR TARAFI VAR
Anlamlı hayat deyince büyük şeyler düşünüyoruz. “Hayat amacımı bulmalıyım”, “Dünyada iz bırakmalıyım…” Oysa hayatın anlamı her zaman davul zurnayla gelmiyor. Bazen çok sessiz. Birinin sizi görünce yüzünün değişmesi, birine yardım etmek, kendinize verdiğiniz bir sözü tutmak, uzun zamandır görmediğiniz birini aramak, gün batarken beş dakika hiçbir şey yapmadan oturmak… Aidiyet, gelişim, amaç duygusu, ilişkiler ve katkıda bulunma insanın anlam duygusuyla yakından ilişkili. Bunların çoğu satın alınamıyor. Ama para, bunlara hayatımızda yer açmamıza yardımcı olabiliyor. Bir de önünüzde beklediğiniz bir şey olsun. Gelecek ay görüşeceğiniz bir arkadaş, yapacağınız seyahat, başlayacağınız kurs, kapatacağınız bir borç, oluşturacağınız acil durum birikimi… Balkona dikeceğiniz domates bile olur. Finansal hedeflerde de bunu deneyin. “Para biriktireceğim” yerine “Bir sorun çıktığında kredi kartına sarılmamak için acil durum birikimi oluşturacağım” deyin. Rakam aynı olabilir, ama anlamı değişir. Para artık yalnızca para değildir; biraz huzur, biraz güven, biraz seçim özgürlüğüdür.
NEYİN FAZLA OLMASINI İSTİYORSUNUZ ?
Size son bir soru: Bugün banka hesabınızın yanında “Hayat Hesabı” diye başka bir hesap açılsaydı, içinde neler görmek isterdiniz? Sevdiğiniz insanlar, sağlık, merak, özgürlük, anılar, huzur, umut, birilerine fayda? Belki de zenginliği biraz eksik tanımlıyoruz. İnsanın parası olabilir ama zamanı olmayabilir. Zamanı olabilir, huzuru olmayabilir. Huzuru olabilir, paylaşacağı insan olmayabilir. Hayat tek bir hesaptan oluşmuyor. Bu hafta kendinize üç soru sorun: Hayatımda neyin daha fazla olmasını istiyorum? Neyin daha az olmasını istiyorum? Param, zamanım ve enerjim bu cevaplara uygun yerlere gidiyor mu? Çünkü anlamlı bir hayatın formülü herkeste başka. Ama galiba ortak bir tarafı var: Hayatın dolu görünmesiyle, insanın içinin dolu hissetmesi aynı şey değil. Asıl mesele kavanozu doldurmak değil. İçine ne koyduğunu bilmek.