Ada Dostları

Harika bir sonbahar günü, çam ve deniz yosunu kokuların esinti ile yüzüme çarptığı ormandaki yürüyüşümde iki can dost bana refakat ettiler...

Çok candan, sevgi dolu, genelde mahzun bakışlı olurlar ama bugün benim arkadaşlığımdan sanırım çok canlı ve neşeliler, belli ki ikisi de iyi dost, bazen koşturuyorlar, oyun oynuyorlar, hava da keyif arttırıcı, ormanın sessizliğinde.

Eve dönünce içimde bir dürtü, yazmalıyım dedim adanın can dostlarını, başta sokak köpekleri olmak üzere, kuşlar, kediler, arılar, sevimli kertenkeleler, hatta uçuşan yürüyen böcekler... Çok şükür senelerdir tek sivrisinek sesi duymadım, kara sinekler de tek tük, ilgili kurumlar belli ki çok iyi performans gösteriyorlar bu konuda.

Pandemi dolayısı ile vaktimin çoğu ya bahçede ya da çoğunlukla balkonda geçiyor, gelip geçenleri, bisiklet binenleri izlemek ve kuş dostlarımla (!) sohbet etmekle. En sevimlileri serçeler tabii, sabah erkenden ilk yaptığım balkonda onları beslemek. Gün içinde bazıları bir başka dosttur, anlar bazısı avucumdaki yemi almasını beklediğimi. Tık tık gelir kapması ile uçması bir olur.

Serçeler bazen ordu gibi oluyor yirmisi birden. En ufak bir harekette tak ışık hızı ile dışarı uçuyorlar balkon parmaklıkları arasından. Senelerdir bir kez olsun bir serçenin parmaklıklara çarptığını görmedim. Bu nasıl bir navigasyon çözümü zor. Binlerce kuş göç yollarında havada birbirlerine çarpmadığını düşünürsek!

Bu resme dikkatle bakarsanız iki serçe göreceksiniz. Balkonu açık gördüler mi sessizce içeri girip kırıntıları arıyorlar, en çok da mutfak bölgesini seviyorlar. Hiç ses çıkarmıyoruz ki ürküp kaçarken pencereye çarpmasınlar diye. Bazen içeri gelsinler diye görecekleri şekilde yere ekmek kırıntısı diziyorum. Temizlik için para da istemiyorlar!

Birbirlerinden hiç ayrılmayan bir çift karga komşumuz var. Biraz yaramazlar, çocukken evimizin değil de komşu bahçenin ağaçlarına çıkıp meyve koparmak çok keyif verirdi bizlere. Bu çift karga da aynı. Sabahları balkonda kahvaltı hazırlığı yaparız, bir sabah baktım bir kalıp peynir yok olmuş, karga kapıp gitti. Akşamına ne göreyim yan komşunun balkonuna geldi, duvardaki sepetten sabah kapıp bir kısmını sakladığı peyniri almıyor mu! 

Bir kez yapılan hareket alışkanlık yapar mı, yaparmış meğer o gün bugün ya ben ya eşim gözleriz balkonu. Ama başa çıkmak zor. Bir keresinde içinde kuru meyve olan kulplu kalın bir cam kap koymuştum masaya. Hiç aklıma gelmedi kollamak, nasılsa kapalı, bir baktım, masaya kondu, kabın kulpunu gagası ile kaldırdı üstelik son derece kibarca, kırılmasın diye herhalde, içinden ne aldı ise artık uçtu gitti. 

Artık kanka (!) olduğumuz kargaya ara ara bir şeyler bırakıyorum masa üstüne, ya da balkon küpeştesine, en çok sevdiği de ceviz, ricasını kırmayıp cevizi ben kırıyorum yemesi kolay olsun diye. Gün içinde en az bir yoklama çeker, küpeşteye konar etraflıca inceler, baktı bir şey yok dönüp gider. Çektiğim karga videoları arkadaş gruplara gönderiyorum, bir Sarıyerli çocukluk arkadaşım, Yücel, ressam Osman Hamdi’nin Kaplumbağa Terbiyecisi resminden esinlenmiş olmalı ki adımı “Fethi Hamdi“ koydu o günden beri…

Bal arıları hareket etmezsen sokmaz ama ne hikmetse yaz sonu bir başka azgın oluyorlar. Bahçede bir ağaçtan meyve koparırken kafamda başladı dönmeye, kırmızı şapkam ilgisini çekmiş olmalı, bir kolumda sepet diğer elimle de dala tutunmuşum düşmeyim diye, ama ısrarlı, tecrübe ile bildiğim halde elimle birkaç kez kovma gafletinde bulununca tam göz kapağımdan soktu beni. İyi ki göz kapağım kendiliğinden korumaya geçmiş gözümü.

Bir de yine yaz sonuna doğru sarıca ve eşek arıları çıkıyor ortaya, onlar da balkonu çok seviyorlar, ne zaman mı, et ya da balık kokusu aldıklarında.

Dikkat etmezsen lokmanla beraber ağzına girecek. Neyse çaresini bulduk bir tabak da ona ikram edince biz de rahat rahat yemeğimizi yiyebiliyoruz. 

Bizimle pek arkadaşlık kuramayan martılar ve kumrular da nadiren balkon ziyaretine gelirler. Geçen gün karga için bıraktığım bir şeyi görmüş geldi kovaladı kargayı, kendi kaptı.

Ne balkon diyeceksiniz, yağmurlardan sonra bir solucanla yaşadık birkaç gün de, en sonunda yavaşça bir kağıt üstüne yürümesini sağlayıp bahçeye bırakıverdim.

Martıların yaz başında yavrulama zamanlarında bahçede her zaman bir iki yavru olur. Anne martı damdan gözler, kimse yoksa iner yavrusunun yanına boğazındaki balıkları yere bırakır, yavru yiyene kadar bekler. Bir keresinde gümüş balığı buldum balıkçıda, yavru afiyetle yedi, doymuş tabii, anne geldi bıraktığı balıkların yüzüne bakmadı. Ben bir ağacın arkasında saklanmış gözlüyorum. Yavrusunun kafasına vurdu ye diye yemeyince kendi yedi, ben öyle sandım, annesinin yanından uzaklaşan yavrunun peşinden gitti, dürttü, yine bıraktı önüne baktı yemiyor, kendi yedi uçtu gitti.

Yürüyüşlerde rastlarım tek karga bir şeyler yiyorken martı gelir, karga saygı ile bırakır yemeğini, bir dakika geçer geçmez en az üç karga beliriverir, martının etrafında çember olurlar ve saygı sırası martıya gelir, bırakır gider.

Bir sabah tam balıkçının önünden geçiyordum ki bir kedi tabladan iri bir balık kaptı jet hızı ile ağzındaki balıkla kaçarken martı hızla dalış yaptı, kedinin ağzından kaptı balığı havalandı.

Birkaç sene önce bahçede kedinin biri yavrusunu bıraktı. O yaz ben besledim yavruyu. Aradan seneler geçti ne zaman beni görse önümde koşar yere yatar mırıldanır, biraz severim onu, doymak bilmez sevilmeye… Bir kış günü, bahçe çamurlu, daha küçüktü istediği tek şey sıcaklıktı, olsun dedim çamurlanan kazak yıkanır, kucağıma aldım, sarıldım, sevdim. Hiçbir gün benden yemek istemedi, pek nadir versem de bir şey başında durmazsam yemez, illa başını okşayacaksın ki yesin.

Ve dün akşam sabaha kadar hiç bitmeyen bir köpek havlaması, yorulmadan, ağlar gibi, Sabah eşimle beraber keşfe çıktık. Sonunda bir duvar dibi eski yanmış bir ahşap evin yıkıntılarında çukur bir yerde. Beni gördü, göz göze geldik, yanına ulaşamadım, biraz bakıştık, hiç kımıldayamıyordu. Bizim yapabileceğimiz bir şey yoktu. Eşim Adalar Belediyesi, zabıta neresi varsa aradı, ama pazar günü ya hiçbirinde ses yok. Sanki Pazar günleri hayat kapalı kamu kurumları için! En sonunda itfaiyeyi aradı, beş dakika sonra üç kişilik bir ekip geldi koca itfaiye arabası ile. İlgilendiler çok ama biz bir şey yapamayız, hayvan barınağı ve ilgili yerleri arayacağız dediler, en azından su verdirdik. Ve gittiler.  

Beni gördüğü andan itibaren hiç ama hiç havlamadı, anlamıştı, hissetmişti kendisine yardım geleceğini ve sessizliği içinde sabırla beklemişti.

Sonunda doğma büyüme adalı olan eşimin ada dostları, battaniye sedye ile gelip aldılar koruma altına, pazartesi veteriner çağırmak üzere. Şimdi İyileşme yolunda uğraş veriliyor.  

Adada hayat biraz da böyle. Bahçe de varsa evin içinde salyangoz, sevimli kertenkele, hatta kırkayak, çıyan da görmek mümkün.

Adanın yerlileri, yaz kış adada yaşayanlar, devamlı bakarlar sokak hayvanlarına, her yerde su kabı da vardır, yürüyüşlerde görürüm genelde kadınları peşlerinde ya köpekler ya kediler vardır bilirler ki onlara mama ve yiyecek getirmişlerdir. Hatta bir kadın var akülü arabası ile orman içlerine kadar gider gördüğü hayvanlara yiyecek taşır.

Doğa ve hayvan sevgisi, güzelliktir, vicdandır, insana sevgidir.

Sevgi ile sağlıcakla kalın.

 

Fethi Denizmen

02.11.2020

Heybeliada 

 

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800
Gülây Tangöze
Atina'ya defalarca gitmeme rağmen , Atina arkeoloji müzesini görme fırsatımız olmamıştı. Feti bu hatıratında da müzeyi bize gezdirmiş gibi oldun. Bu güzel yazılarına devam.Keyif ile okuyoruz.
Ayşe Mortaş
Naapcez senne bilemeecem Fethi Denizmen, yazar oldun wallaa.👏😻💚🍀 Bi fikrim va, manyatik alanına giren biz maniası gelişikleride yaz🤪
Okan Çeltek
Fethi ellerine ve yüreğine sağlık. Adanın tüm canlılarına karşı sevgin ve duygusallığın övülmeye değer. Yazdıklarını video kaydına almak mümkün olsa belgesel kanallar için güzel bir program olur.
Feza Demiriz
Ne guzel yazmissin adali olasım geldi... Ben de arabanin bagajinda mama tasiyorum her gordugume veriyorum... insallah hayvan haklari cikar.. yuregine saglik.❤️
Yücel Çağın
Seninle gurur duydum. Modern zamanın " Karga Terbiyecisi" Fethi Hamdı Efendi
Ethel Hazar
Elinize yüreğinize sağlık
Melih Baş
Doğayı sevmek canlısı cansızı her şeyi ile sevmektir. Hayat doğadır ve insan doğanın bir parçasıdır ve onunla yalar. Doğa bittiğinde insan da bitecektir. O yüzden doğayı yaşatmak korumak görevimiz olmalıdır. Yaşam ancak bu dengede devam edebilir.
Hilal Hundur
Sokak hayvanları ve tüm hayvanlara hassas davranmak ve elinden geldiğince bakmanın bir insanlık görevi olduğunu düşünüyorum. Onlarında bizler gibi yaşama hakları var. Onlar çeşitli insanlar tarafından eziyet görüyorlar. Bunlara çok üzüldüğüm için sizin hayvansever dost yaklaşımlarınızı kutluyorum Bizlerde elimizden geldiğince yapıyorduk ama sizinkisi alkışlanacak yardımseverlik Tebrikler
Cemal Calimer
Kalbi zengin, vicdanı yuksek ruhu paylaşımcı ve doğayı sarmalayaci bir yazı olmuş 👏🥰
Ethel Hazar
Elinize yüreğinize sağlık
Gülây Tangôze
Hayvan dostum Feti . Biz de şu anda Bodrum'da senin yaşadığın hayvanlar ile birlikte ki hayatı yaşıyoruz. Buraya geldiğimiz.zaman bahçemize bir kedi 3 yavru yapıverdi. Evimizin emektarı Ayşemiz derhal onları sahiplenip bakımını ele aldı. Artık güvenli bir şekilde yiyecek ve barınacak yerleri olduğu için hepimiz mutluyuz.Hayvan dostu olmak işte bôyle bir şey..