Yarın İçin 6 Sihir

Yarın çoktan ele geçirildi. Elimizde kalan ise bugün. Bu mücadele çok çetin geçecek. Ben, yarın geç kalmamak için bugün ne yapabilirim diye düşünmeye başladım...
Yarın İçin 6 Sihir

Önümüzdeki 10 yıl içinde geçtiğimiz 250 yılda gördüğümüz değişikliklerden daha fazlasıyla karşı karşıya kalacağız.  İletişim evrim geçiriyor ve içerik sürekli artıyor.  Bu bile başlı başına bir karmaşa yaratıyor.  İş dünyasının yıkıcı bir değişim içinde olduğunu hepimiz görüyoruz ama kendimizi nasıl hazırlayacağımızı tam olarak bilemiyoruz. Bir tarafta dijital dünyayı tam merkezine alan bir devrim yaşanıyor.  Diğer tarafta, temel insan davranışlarından yola çıkan deneyimler çok daha güçlü hissediliyor.  Yarının iş dünyasında teknoloji ve insan iç içe olacağı için, dijital dönüşümün gerçekleri ve temel insan duyguları arasında bir köprü kurmak zorundayız.  Organizasyonların dönüşümü ve bizlerin gelişimi için şimdi her zaman olduğundan çok daha fazla bir çaba gerekiyor.  Yarın iş dünyasının yıkıcı rekabeti içinde yer alabilmek için yeni nesil iletişim ve yönetim becerilerini kazanmak gerekecektir.  Yoksa, bu yeni deneyimi içgüdülerimiz ile takip ederek bir başarı hikayesi yazabilir miyiz?  Hangi yoldan gitsek de bizi bekleyen yarına, her şeyin çok daha dalgalı, gerçek dışı, karmaşık ve anlaşılmaz yoldan ulaşacağımıza eminim. Yarın için hemen şimdi adım atmalıyız. Bu kadar hızlı, yenilikçi ve teknoloji dönüşümü içinde olan iş dünyası içinde yarın çok geç kalmış olabiliriz.  

Ben gözümü siyah beyaz televizyona açtım, 1980’lerde ilk bilgisayarım 1K gücünde olan bir Sinclair idi.  1990’larda iş hayatıma başladığım zaman Windows ile defa tanıştım ve o dönem kullandığım yazıcının “cırt cırt” sesi hala kulaklarımda.  2000’li yıllarda televizyonculuk yaparken, betacam kasetlere çekim yapan kameraman arkadaşların gücü kuvveti maşallah yerindeydi.  Kolay mı?  Kaç kilo ağırlığında kameraları sırtlamak.  Montaja girdiğimiz zaman kasetlerden teypleri ileri geri sardığım akşamların sayısını hatırlamıyorum. Borsa’da tahtalar vardı.  Sokakta hisseleri don lastiği ile sabitlediğimiz tezgahlar.  Dijital devrimin öncesi herşey böyle yaşanıyordu.  Dün ne kadar çabuk geçti gitti.  Analog günlerdi onlar. 

Bugün, cebimde bir bilgisayar taşımaya alıştım.  Evde, internet bağlantısı sağlayan modem standart donanım oldu.  Benim kişisel aylık veri kullanımım 100 gigabayt altına düşmüyor.  Eskisi kadar televizyon izlemiyorum. En son bir banka şubesine gittiğimin üzerinden sene geçti, Apple mağazasına uğramadığım hafta yok nerdeyse.  Paylaştığım bir ofisim, şirketimde sanal bir asistanım ve 24 saat emrimde olan şoförlü bir aracım var.  Dilediğim zaman kullandığım ve kullandıkça ödediğim.  Biz 5 kişilik bir aileyiz ve dijital aile bağlarımız oldukça güçlü.  Hepimiz bulut tabanlı ortak bir kullanım alanı paylaşıyoruz.  Dijital devrim bu olsa gerek. 

Yarın, ah o yarın!  Post-dijital dönemde bizi neler bekliyor olacak kim bilir?

Yarına yürürken çok güçlü olmak gerekiyor.  Bu yarışa başlarken herkes biraz daha hazır.  Biraz daha farkında.  Hız o kadar önemli ki, yarın için bir fikir sahibi olmak kadar o fikri hayata geçirecek çeviklik çok değerli.  Dikkat edelim, yarın çok daha güçlü, çok daha akıllı, çok daha esnek, çok daha işbirlikçi ve çok daha yaratıcı olmamız gerekecek.  Ve bunu ancak şimdi başlayarak adım adım inşa edebiliriz.  Önce kendimizin ve çevremizdeki değişimin farkına varmalıyız.  Sonra, kişisel yolculuğumuzu çok iyi planlamamız gerekecektir.  Bireysel liderliğimiz hiç bu kadar önemli oldu mu acaba?  Ya da şöyle sormak gerekiyor. Geçen 250 yıllık gelişimin gelecek 10 yılda yaşanacağı bir düzene insan ne kadar hazır?   Bunun cevabını bilmiyorum.  Ancak, insanın yeni bir zihniyet ile yeni beceriler kazanması ve iş dünyasında rekabetçi olabilmek için temel yeterlik seviyesini yukarı taşıması gerektiğini çok açık hissediyorum.    

Kendimi bir boksör gibi düşünüyorum.  Varsayın ki, bir sene sonra, 2019 Haziran ayında bir unvan maçım var.  Bu maçı Floyd Mayweather’e karşı oynayacağım.  O derece yani.  Şimdiden havlu atmak yok.  Bu maça çıkacağım.  Hazırlanmam gerekiyor ve bir sene vaktim var.  Nasıl bir çalışma programım olacak?  Bana kim koçluk edecek?  Nasıl bir beslenme düzeninde olacağım.  Bunun için şimdi bir plan yapmalı ve hemen bugün hiç zaman kaybetmeden hazırlanmaya başlamalıyım.  Böyle bir maça hazırlanmak için yarın çok geç olacaktır. Her gün düzenli ve disiplinli olarak çalışmalıyım.  Durumun özeti aynen budur.  Dijital dönüşüm ile artık bu boks maçını Mayweather’e karşı oynuyor gibiyiz. Yarının neden ele geçirildiğini şimdi daha iyi anlatmış olmalıyım. 

“İlk yumruğu yiyene kadar, herkesin iyi bir planı vardır.” Mike Tyson. 

Management Center Türkiye (MCT), Maslak Uniq Hall ve Volkswagen Arena’da, üç gün boyunca, 220 üzerinde oturum ve 232 konuşmacı ile gerçekleştirilen &NOW Business&Tech Week ile iş ve teknoloji ekseninde nasıl bir geleceğe yürüdüğümüzü her açıdan tartışmaya açan dolu dolu bir zirve sundu. Oturumlar arasında mekik dokurken sürekli neyi kaçırıyorum acaba diye düşünüp durdum.  Eş zamanlı çok sayıda konuşmacı farklı salonlarda olduğu için iyi bir planlama yapmak ve disiplinli olmak zorundaydım.  &NOW yenilikçi bir atmosferde yüksek bir enerjiyle aktı gitti.  Çok sayıda oturuma ve çalışma gruplarına katıldım. Hatta, aralarda konuşmacılar ile bire bir zaman da geçirdim.  Bu oturumlarda yeni nesil şirketlerin hangi kriterleri takip etmesinin bir rekabet avantajı sağlayacağını düşünüp durdum.  Kendime 6 kritik ilerleme noktası tespit ettim. 

İlk yumruğu yemeden önce, kendi bireysel gelişimim için bugün üzerinde çalışmaya başladığım 6 taktiğim var.  Yarının şirketlerinde post-dijital dönüşüm ile mutlak hakim olacağına inandığım gelişimin bir parçası olabilmek ve oyunda kalabilmek için bu 6 taktik ile Floyd Mayweather ile yapacağım boks maçına hazırlanıyorum. 

1)         Birey odağında düşünen farklı bir kafa.

Dün pazara göre hareket etmek yeterliydi.  Bugün pazarın önünde koşabilmek, trendleri belirlemek fark yaratıyor.  Görünen o ki; yarın önde olmak da yetmeyecektir.  Oyunun kurallarını yeniden yazmak – pazarı yaratmak gerekecek. Bu oyunu tasarlarken, herşeyi birey odağında kodlayan bir kafaya ihtiyaç var. Hani, bizim dönemin çocukları, partide müzik başlayınca, dans pistinde şöyle geniş bir daire yaparız, topluca dans ederiz ya. O artık yok!  Herkes doğaçlama, hatta kendi kulaklıklarında çalan müzik ile kendi başına dans edecek. Siz tango yaparken, ben punk takılabilirim, onlar da halay çekebilir. Amaç düğün sahibinin, hepimizin bu farklılık içinde keyif alabileceği bir dans pistini bize sunabilmesi. Ha unutmadan, artık o fiks menü de yok.  Ona göre…     

2)         Biz bize daha güçlü oluyoruz.  Artık sokak konuşuyor!

Dün bana sürekli ne yapacağım anons ediliyordu.  Bugün, bire bir hizmet denen, sözde beni dinleyen ama eninde sonunda bana ne yapmam gerektiğini yüz yüze söyleyen bir anlayış var.  Yarın işler biraz daha karışık!  Bana kimin ne söylediği belli değil. Herkes konuşuyor.  Ben de kimi istersem onu dinliyorum.    

Televizyon programlarını düşünün.  Programı yapan onu televizyonda yayınladığı zaman iş tek kanal üzerinden herkese gidiyordu.  Daha sonra, dijitalleşme çağında, bu programların kişilere ulaştığı kanallar arttı.  Aynı televizyon programını dilediğin zaman dilediğin yerde izleme şansına sahip olduk.  Yarın, Youtube deneyiminde olduğu gibi herkesin bir yapımcı gibi davranabildiği ve içeriğini herkesle paylaşabildiği bir dünyadan bahsediyorum.  Yarının iş yapış şekillerine Youtube önemli bir referans teşkil ediyor.  

Burada önemli bir adresim var.  Hangi iş kolu olursa olsun, aracıların işi çok farklı bir evrim sürecindedir.  Aracılık işinin DNA’sını kaybetmeden bu evrimi şekillendiren yenilikçi düşünceye bugün çok acil ihtiyaç duyduğumuzu gözlemliyorum. Yarın benim müşteriye ne söylediğimden çok müşterilerimin benim hakkımda ne konuştukları daha etkili olacaktır.  Bu akışı yönetmek kolay değil. Ancak, çok net bir şirket kültürü ve iyi tanımlanmış değerler üzerinden inşa edilebilir.      

 

3)         Yepyeni bir manifesto: Paylaşım ekonomisi…

İlk iki taktik bizim nasıl bir maça hazırlanacağımızı hissetmemiz içindi.  Şimdi biraz daha derinleşelim ve maçta nasıl daha dirençli olacağımıza odaklanalım.

Artan bireyselliğin ve paylaşım ekonomisinin yeni manifestosunda “ben söyledim sen dinledin” pek iyi bir yöntem olmayabilir.  Benim derdim sadece dinlemek değil.  Ben dahil olmak istiyorum.  Paylaşmak ve karşı tarafın da paylaştığını görmek derdindeyim.  Diğer bir ifade ile dijital devrimin yeni bireyleri uzlaşarak ve işbirliği yaparak ilerlemek istiyor.          

Hangi teşebbüs içinde olursak olalım işlerin daha hızlı, daha esnek ve daha işbirlikçi bir kültür ile yapıldığını hissettirdiğimi zaman alkışlanacağız. Bireysellik konuştuğumuz için daha yüksek bir farkındalık seviyesinde yaşamaya ve çalışmaya hazırlanıyoruz.  İşbirliği kültürü geliştirmenin özünde ortak bir hedefin keşfi gerekiyor.  Hedefini net olarak açıklayamayan ve bu hedefe yürümek için diğerleri ile işbirliği sağlayacak bir dili kullanmayanların dirençleri çabuk düşebilir.      

4)         Bana ne sattığını anlatma, bana değerlerini anlat, hatta hissettir: 

Merkeze bireyi alan, herkesin herkese erişimini kolaylaştıran bir işbirliği kültürü üzerinden ilerleyen birey veya teşebbüsün derhal ısrarcı satış taktiklerinden vazgeçmesi gerekiyor.  Dünün satış müdürleri bugün artık ilişki yöneticisi ünvanı ile çalışıyor.  Ne değişti ki?  Aynı tas aynı hamam.  Yarın, güvenilir danışmana ihtiyaç var.  Yarının güvenilir danışmanlık kriteri ise karşılıklı paylaşılan değerlerden güç alacaktır.  Yarının satış stratejisi satış hedefleri üzerinden akmayacak, değerlerinin belirgin olması ile sağlanacak.  Kültürü açık ifade etmek yeni bir standart olurken, değerlerini en çok bilinir ve konuşulur hale getirenler bir adım öne geçecekler.  Büyümeyi de ne ısrarcı satıcı, ne de cabbar ilişki yöneticisi sağlayacak.  Ortak değeri en iyi keşfedenler kazanacak.  Karşı tarafı anlayan ve aynı değerler üzerinden işbirliği sağlayanlar heyecan uyandıracaklar.

5)         En cesur hayallere ilham olacak bir hayat tarzına geçiş…

Dün iyi bir stratejisi olan kazanırken, bugün deneysellik kültürü yaygınlaştı.   Yarın ise ne strateji ne de deneme kültürü yeterli olacak.  Fark yaratan işleri cesur bir şekilde benim bir hayalim var diyenler ve derhal harekete geçebilenler icra edebilecekler.  En cesur hayallerimizi besleyecek bir ortama sahip değilsek, yarının rekabetine yeteri kadar hazırlanamayız.  Yarını kazanmak istiyorsak, en can alıcı taktik hayallerimize sıkı sıkıya sarılmaktır.  Hayaller fikirlere, fikirler tasarımlara, tasarımlar yeniliklere köprü olacaktır. 

Hayalperest bir ahmak olarak anılmak ile yere göğe konulmamak arasında çok ince bir çizgi var.  Bu çizgiyi çizen kalem tamamen tasarım düşüncesinin gücünden destek alıyor. Hayal etmek yetmez!  Hayallerin en hızlı şekilde idealize edilebilmesi ve prototiplere dönüşmesi gerekiyor.  Bu da yenilikçi bir düşünce ile çok çalışmayı gerektiriyor.  Durmadan düşen ve kalkan bir çocuk gibi ilerleyeceğiz. O dizler de biraz kanayacak, ona göre. 

6)         İçindeki girişimciyi özgür bırak…

 Startup kültürü yaygınlaştıkça iş yapış şekilleri de evrim geçiriyor.  Dünün kült anahtar teslim anlayışı ile güçlenen liderlik becerilerine bugün çeşitlilik ve uzmanlık eklendi.  Bugün, çeşitliliği verimli bir şekilde bir araya getiren danışmanların yükselişini yaşıyoruz.       

 Yarın ise çok daha ileride bir yetkinliğin, girişimcilik ruhunun, çok kıymetli bir katlanan değer çarpanı olarak resme dahil olduğunu söyleyebilirim.  Bu öyle bir gelişim alanı ki, maalesef kazanımı eğitimden çok kültürel bir oluşum ve daha farklı formatlanmış bir zihin yapısı gerektiriyor.  Başarılı bir startup işletmeyi, tüm çalışanlarının girişimci bir ruhla üretkenliklerini katlıyor olmaları farklılaştırır.  Bir startup işletmede pazarlama departmanı göremezsiniz ama çalışan hereksin ortak hedefinin müşteri kazanmak ve olan müşterilerin memnuniyetini arttırmak olduğunu hissedersiniz. Müşteri kazanmak ve elde tutmak için yapılan her faaliyet pazarlamadır.  Çalışan herkes de bu anlamda pazarlamacıdır.  Girişimciliğin sihirli dokunuşu herkesi pazarlamacı, herkesi satıcı, herkesi gerekli her rolün insanına dönüştürebilir.  Hız artar, odaklanmak artar, üretim artar, verim artar.

Yaptığımız her işe bir girişimci gibi bakmalıyız.  Bu kas ancak böyle gelişir. 

Bugün dijitalleşen dünyanın rekabetinde başımız dönüyor olabilir.  Ancak, post dijital dönüşümün etkisinde olacak yarını düşününce henüz hiç birşey görmedik diye düşünüyorum.  Endüstri 4.0 ile yeni bir devrim yaratsa da İnsan 2.0 evrimini yaşamadan teknoloji ile uyumunu sağlamakta zorlanacaktır.  Bu yüzden yarın çoktan ele geçirildi ve bu yüzden elimizde kalan sadece bugün.  Bugün iyi bir plan yapmanın tam zamanı. 

“İlk yumruğu yiyene kadar, herkesin iyi bir planı vardır.” 

Yorumlar Üye girişi
1000
*
*
*
* Mesajınızın sorumluluğu size aittir
Benzer Haberler
listelemeye devam et
Üye Ol