Yaşadığımız Çevrenin Alzheimer ve Demansla Doğrudan Bağlantısı
Son yıllarda beyin sağlığı ve demans üzerine yapılan araştırmaların çoğunun genetik faktörlere, yaşam tarzına ve bireysel alışkanlıklara odaklandığını görüyorduk.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlYüzdelik olarak daha sağlıklı gen aktarımlarına sahip olmak, iyi beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, kaliteli uyumak, sosyal ilişkileri sürdürmek ve zihinsel olarak aktif kalmak elbette önemli. Ancak yakın zamanda Nature Medicine dergisinde yayımlanan ve şimdiye kadar okuduğum en etkileyici çalışmalardan biri, beynin yaşlanmasını yalnızca genetik aktarım ve bireysel tercihler üzerinden değerlendiremeyeceğimizi gösteriyor.
Bu araştırmada altı kıtada, 34 ülkede yaşayan 18.701 kişinin beyin görüntülerini inceleyerek yaşadığımız çevrenin beynimiz üzerindeki etkisi araştırılmış. Çalışmanın merkezinde "exposome" adı verilen bir kavram yer alıyor. Exposome, bir insanın yaşamı boyunca maruz kaldığı tüm çevresel, sosyal ve politik etkilerin toplamını ifade ediyor. Soluduğumuz hava, yaşadığımız şehrin yeşil alan miktarı, ekonomik koşullar, sosyal eşitsizlikler hatta içinde yaşadığımız ülkenin demokratik yapısı bu kavramın içinde yer alıyor.
Araştırmacılar katılımcıların biyolojik beyin yaşlarını hesapladıktan sonra bu sonuçları yaşadıkları ülkelerdeki çevresel ve sosyal koşullarla karşılaştırmışlar. Sonuçlar ise oldukça dikkat çekici. Beynin ne kadar hızlı yaşlandığını açıklamada tek tek risk faktörlerinden çok yaşanılan çevrenin genel koşullarının etkili olduğu görülüyor. Hatta bazı analizlerde bu çevresel ve sosyal yükün etkisi, Alzheimer ve diğer nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili etkiler kadar güçlü bulunmuş.
Çalışmanın dikkat çekici bulgularından biri, fiziksel çevre ile sosyal çevrenin beyin üzerinde farklı şekillerde etkili olmasıydı. Hava kirliliği, yüksek sıcaklıklar, yeşil alan eksikliği, su kalitesindeki bozulmalar ve aşırı iklim olayları daha çok beynin yapısal yaşlanmasıyla ilişkili bulunurken, -özellikle gri madde hacminde ve duygu, hafıza ve motivasyon süreçlerinde önemli rol oynayan limbik sistem bölgelerinde değişiklikler gözlendi- buna karşılık sosyal çevre yani; yoksulluk, gelir eşitsizliği, düşük sosyal refah, düşük demokrasi gibi sosyal ve politik faktörler daha çok beynin işlevsel -fonksiyonel- yaşlanmasıyla ilişkiliydi. Başka bir ifadeyle, beynin farklı bölgeleri arasındaki iletişim ağlarının zayıflamasıyla bağlantılıydı.
Bu nedenle beyin sağlığını konuşurken yalnızca bireysel davranışlara odaklanmak yeterli değil. Şehir planlamasından çevre politikalarına, eğitim olanaklarından sosyal adalete kadar birçok konu aslında aynı zamanda bir beyin sağlığı konusu. Bu çalışmaya göre daha temiz hava, daha fazla yeşil alan, daha güvenli sosyal ortamlar ve daha güçlü toplumsal kurumlar yalnızca yaşam kalitesini artırmıyor, beynimizin nasıl yaşlandığını da etkiliyor olabilir.
Bu yüzden bize düşen şey mümkün olduğunca doğayla temas kurmak, sağlıklı bir sosyal çevre inşa etmek ve yaşadığımız toplumun daha yaşanabilir hale gelmesine katkı sunmak. Yeşil alanların artması için fidan bağışları, sosyal olarak eşitliği sağlayacak gönüllü projelerde yer almak ve gezegenimizi gelecek nesillere sağlıklı aktarabilmek için bilinçli bir yaklaşım geliştirmek.