Kalbinizde 'üfürüm' var mı?

Kalp ve damar cerrahisi uzmanı Doç Dr Arda Özyüksel'den hem bilgilendiren hem de anılarla eğlendiren bir yazı.
Kalbinizde 'üfürüm' var mı?

               Bundan 200 yıl önce Fransız hekim Rene Laennec’in icat ettiği stetoskop, sanırım günümüzde doktorluk mesleğinin en temel simgelerinden birisidir. Mesleğe yeni başlarken de tıp fakültesinin staj dönemlerinde de öğrencilerin boynuna takmak için sabırsızlandığı olmazsa olmaz aksesuarımızdır. :) Stethos (göğüs) ve skopein (dinlemek) kelimelerinden üretilen steteskop terimi başta kalp ve akciğer olmak üzere karın muayenesi, baş-boyun ve damar muayenesinin vazgeçilmez cihazıdır aslında. Yıllar içerisinde teknolojinin gelişmesi ile bugün çok kaliteli şekilde kalp – akciğer ve damar sistemi başta olmak üzere vücudumuzdaki sesleri duymamızı sağlar.

            Kalbimizin tipik atım sesi ‘Lub-Dab’ seslerinin döngüsü ile ifade edilir. Normal bir kalpte iki kulakçık ve iki karıncık ile toplam 4 adet kapak bulunur ki bu kapaklardan ikisinin kapanması ‘lub’ sesini, diğer ikisinin kapanması da ‘dab’ sesini oluşturur.

            Üfürüm dediğimiz ses ise her zaman anormal bir bulgu olmak zorunda değildir. Üfürüm, kalpteki bir kapaktan ya da bağlantıdan geçen kanın oluşturduğu akımın sesidir. Bir kapakta darlık veya yetmezlik olması, kalpte delik olması gibi durumlarda ya da her şey normal iken bile üfürüm duymamız mümkün olabilir.

            Üfürüm duyulsun veya duyulmasın kalp kapak hastalıklarının yaşlara göre birçok farklı sebebi olabilir. Çocuklukta daha çok kapaklardaki gelişim bozuklukları gibi yapısal sorunlar karşımıza çıkar. Ergenlik ve orta yaşta kapaklarda (özellikle mitral kapakta) sarkma diye tanımlayabileceğimiz durumlar söz konusu olabilirken, özellikle orta yaşların devamında romatizmal kapak hastalıkları ile karşılaşırız.

            Romatizmal kapak hastalıkları aslında oluşum mekanizması açısından ilginç bir hastalık grubudur. Çocukluk döneminde sıklıkla ‘beta’ diye duyduğunuz boğaz enfeksiyonuna yol açan beta hemolitik streptokok dediğimiz mikroorganizmalara karşı vücut kendisini savunmak üzere antikorlar üretir. Fakat aradan yıllar geçtikten sonra bu mikroorganizmaya karşı oluşan antikorlar bir çapraz reaksiyon ile kalp kasında ve kapaklarındaki kendi dokularımıza zarar vermeye başlar. Normalde mikroorganizmaya bağlanmak üzere üretilen antikorlar yüzeydeki anahtar-kilit ilişkisinin benzerliği sebebiyle kendi dokularımıza karşı tepki gösterir. Özellikle mitral dediğimiz kalbin sol kulakçığı ile sol karıncığı arasındaki kapakta daralmaya, bazen de hem daralma hem de yetmezliğe sebep olur.

            Benim asistanlık yıllarımda romatizmal kapak hastalıkları bugünküne göre çok daha sık görülmekteydi. Hatta benim hocalarımın asistanlık yıllarında aylarca ameliyat randevusu veremeyecek kadar yoğun bir hasta grubu söz konusuymuş. Romatizmal mitral kapak darlığı ve yetmezliği ile buna yönelik kapak tamir girişimleri ve kapağın tamir edilememesi durumunda değiştirilmesi ameliyatları yıllar öncesine göre azalmış durumda, zira çocukluk döneminde beta enfeksiyonları artık daha iyi tanınıp hızla tedavi edilebiliyor.

            Yukarıda benim elimde gördüğünüz ise mekanik bir kalp kapağı. Bir hastada yaklaşık 20 yıl boyunca mitral pozisyonda işlev görmesini takiben vücudun bu kapağa karşı oluşturduğu yoğun doku cevabı sonrası tekrar değişimi gerekmiş ve yenisi takılmıştı. Bu kapak 20 sene dakikada ortalama 80-90 kere açılıp kapanmış. Meraklı okurlarımız için hesabı ben yapayım, 20 yılda bir milyar kereden fazla açılıp kapanması anlamına geliyor... Bu mekanik kapakları taktığımız hastalarımız ömür boyu kan sulandırıcı bir ilaç kullanıyorlar. İlacın doz ayarı için 3-6 ayda bir kan değerine baktırarak doz ayarlamak gerekiyor. Bu şekilde yurdun dört bir yanında sürekli dostlarınız oluyor, yıllar önce kapağını değiştirdiğimiz hastalarımız mesajla, sosyal medya kanalıyla veya arayarak bize kan değerlerini bildiriyorlar, biz de doz ayarlamasını yapıyoruz. Bu hastalarımız aynı zamanda fazla tuzlu yememeye de dikkat ediyorlar.

              Bir hastamı hiç unutamam, arayıp son iki-üç haftada sekiz kilo aldım diye telaşla sormuştu. Aklımıza hemen kapakta bir fonksiyon sorunu olduğu geldi. Hastamız geldi, ekokardiyografi yaptık kapaklar tıkır tıkır çalışıyor. Yavaş yavaş sormaya başladık, ne yaptığını, seyahat mi etti, farklı bir şey mi yaptı diye.. Hastamızın kızı dilinin altından baklayı çıkardı sonunda; memleketten gelen koca bir kavanoz turşuyu iki günde bitirmiş amcamız, ‘Ama hocam çok lezzetliydi sen olsan sen de yerdin’ diyordu bir taraftan :)

            Gerçekler tıpta her zaman bir şekilde ortaya çıkıyor, hatta bazen kontrol dışında ortaya çıkıp zor durumda bırakabiliyor insanları.. Yıllar önce bir hocam taa 1980’lerde ameliyat ettiği bir hastayı servise yatırdı. Bu hastanın aort kapağı değiştirilmiş, gide gele hoca ile ahbap olmuşlar, ancak son tetkiklerde takılan kapağın artık ömrünü doldurduğu ve tekrar değişmesi gerektiğine karar verilmiş. Hastamız hazırlandı, yanında da hanımı var sabah akşam.. Hasta ve eşi hocam değiştir şu kapağı bir yirmi yıl daha idare edelim diyor sürekli..

            Neyse ameliyat başladı, o zamanlar ekokardiyografi ve özellikle yemek borusundan girilerek yapılan (hortum yutturdular bana der hastalarımız) tetkikler her zaman kesin karar vermeye yetmiyor.. Hoca kapağa ulaştı, kapağın kendisinde bir sorun yok, etraftaki dokuları temizledi, kapak neredeyse eskisinden güzel şekilde açılıp kapanıyor.. Değiştirmeye gerek yok dedi (her tekrar söküp takma işleminin de teknik riskleri var haliyle).. Karşısında ona yardım eden doçent abimize de sıkı sıkı tembih etti, kapağı değiştirmediğimi hastaya da hanımına da ben kendim söyleyeceğim diye..

            Hasta yoğun bakıma alındı, e sakınılan göze de hemen çöp battı tabi, yarı uyanık haldeki hasta başında devir-teslim yapan hemşire hanım ve doktor arkadaşlardan hasta kapağının değişmediğini duymuş. Neyse hocamız geldi hasta başına, giriş yapacak konuya..

-              Ooo ne çabuk kendine gelmişsin, çok iyisin Ahmet..

-              İyi değilim hocam

-              Neden ağrın mı çok?

-              E kapağı değiştirmemişsin hocam, nasıl iyi olayım?

-              ????

Hoca epey kızdı haklı olarak, kendi hastama da bilgi veremezsem olmaz size tembih etmedim mi diye. Neyse özür dilendi, bir daha olmaz denildi, hocamız da hastaya anlattı neden kapağını değiştirmeye gerek duymadığını, yoğun bakımdan hep beraber çıktık. Tam yoğun bakım girişinin önünde otomatik kapı iki yana açıldı, ince ve çığırtkan bir sesi olan hastamızın hanımı hocaya doğru koşarak geldi:

-              Hocam çıkmış ameliyattan bizim adam

-              Evet hadi bakalım geçmiş olsun

-              Ne geçmiş olacak hocam kapak değişmedikten sonra …

-              (derin bir sessizlik)

Her şey tamam da o kadıncağız nasıl bir sürat ve yetenekle hastası ile ilgili bilgiyi içerden almayı başardı halen merak ederim. Hocamız mı?? Bir süre hiç birimize selam bile vermedi ))

Herkese sağlık ve mutluluk dolu bir hafta dilerim.

 

Doç. Dr. Arda ÖZYÜKSEL

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı

Yorumlar Üye girişi
1000
*
*
*
* Mesajınızın sorumluluğu size aittir
  • Sara Şatana Yazı şahane ve komikti teşekkürler. Biküspit aort ile ilgili anılar bilgiler bekliyoruz. Sevgilerimizle.
Benzer Haberler
listelemeye devam et