Canlı Gıda Meselesi
Geçtiğimiz gün hava çok güzeldi, "Haydi gidelim" dedik. "Çay içelim, gezelim". Gittik, oturduk ettik. Beraber çıktığım arkadaşım, benim ambalajlı doğal kaynak suları ile olan geçmişimi bildiği için sosyal medyada gördüğü bir posttan konu açtı.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlDedi ki, "Pürsu çok kötüymüş, sen duydun mu?". Dedim ki "Allah Allah, neden kötüymüş?". İşte deney yapılmış, üreme olmuş, vesaire vesaire... Birlikte baktık sonra ne olmuş da ne olmuş diye.
Şimdi ben burada marka veriyorum, çünkü söz konusu postta cayır cayır bir sürü marka girilmiş. Yasal mı, etik mi, onu bilemiyorum.
Özetle; (iddia edilen) 5 - 6 marka su alınmış. Üreme var mı, yok mu, buna bakılmış. Dördünde hiç üreme çıkmamış. Birinde minik bir üreme var.
Pürsu'da ise bol bol üreme var.
Bana gelen soru da şu: "Buradan ne anlaşılıyor..?"
"Benim anladığım" dedim, "Pürsu canlı kaynak suyunu öldürmeden, canlı olarak satıyor. Şahsen, özellikle tercih ederdim."
Reklam filan değil bu, öyle şeylerle benim işim olmaz. Pürsu ise tanıdığım ve bildiğim bir markadır. Nazilli'de doğdular. Aynı yıllarda biz de Nazilli'de bir doğal kaynak suyu fabrikası sahibiydik. Ortak kaynaklar üzerinde çalıştık. Debisi oldukça güçlü birkaç su kaynağımız vardı, kilometrelerce boru hattı üzerinden bu su fabrikaya iniyordu, orada ambalajlayıp satıyorduk. (Boru hattının geçtiği araziler hala bizim üzerimizde; İpek Hanım Çiftliği'nin özü olarak kaldılar, onları hala kullanırız.) Sonra Pürsu ortaya çıktı. Kaynaklarımızın biraz aşağılarından yeni hatlar çektiler, haliyle bizim debilerimiz düştü. Sonra da "Yok sen benim isale hattımı kestin, yok suyumun damarını değiştirdin" filan derken epeyce bir tartıştık. Barışmadık da, öylece kaldı aramızda.
Şimdi döneyim "en kötü su buymuş" olayına.
Hatırlıyor musunuz bilmem, Yavuz Hoca'ya (Dizdar) çok yıllar önce sormuşlardı; "Sizde bu gıda hassasiyeti nasıl başladı?" diye.
Yanıtı şöyle bir şeydi... Bir yoğurt satın almış, iki üç kaşık alıp dolapta bırakmış ve uzun bir seyahate çıkmış. Döndüğünde dolaptaki pek çok şey elbette kokmuş - küflenmiş. Tek tek çöpe atmaya, dolabı temizlemeye başlamış. Sıra yoğurt kabına geldiğinde yoğurdun pırıl pırıl, ilk günkü haliyle karşısında durduğunu şaşırarak fark etmiş. Merak etmiş, minik bir parça tatmış, tadı da ilk günkü gibi..? Üreme, ekşime, hiçbir şey yok. Sıfır.
Yavuz Hoca kendi adına epey rahatsız olmuş durumdan, araştırmaya başlamış, sonra da anlatmaya başladı. Canlı süt, canlı su, canlı peynir, bozulabilen meyve, patlayabilen sirke, küflenebilen ekmek gibi şeylerin kıymetini çokları onun bu alandaki konuşmalarından anladı veya hatırladı. Eskiler konuyu zaten iyi biliyordu, onlara da teyit oldu. Yavuz Hoca'ya da buradan bir selam olsun. :)
Bir paket margarini açın, mutfak dolabınızın üzerine koyun. Korkmayın, karınca filan gelmez. Bıraktığınız margarin isterseniz yıllarca kalsın orada, asla bozulmaz, asla kokmaz, asla küflenmez. 20 sene geçsin, yine formu değişmez.
Buna "gıda" diyorlar. "Yiyin bunu, bu iyidir" diyorlar. Seneler boyunca bunu dediler.
Endüstriyel süt alın. Bir bardağını kullanın, gerisi buzdolabında kalsın. Üç gün, beş gün değil, tam iki hafta bozulmadan kalabiliyor dolapta. Fazlasını da görebilirsiniz. Sonra aynısını bizim sütle deneyin. - Bu konuyu annelerinizle konuşun da derim. -
Yoğurt mayaladınız. Ertesi gün açtınız, o gün normaldir. Bir sonraki gün hafiften ekşime başlar. Üçüncü gün biraz daha ekşir, hala yenilebilir. Dördüncü gün artık ya yersiniz ya da su ekleyip çalkalarsınız, ekşi ayrana çevirirsiniz. Naturası budur. Gıda canlıdır. Öldürülmez. İçinde hayat olur.
Kaşardan örnek vereyim mi? Kaşar peyniri kendi kalın kabuğunu, elbette küften oluşturur. Küf belirli bir kalınlığa geldiğinde sert bir tabaka oluşur. Biz bu tabakayı keseriz, kaşarı ayırıp dilimleriz, vakumlarız, dükkanlara göndeririz. Dükkandan aldınız, eve gittiniz, vakumu açtınız ve dolapta bekletmeye başladınız... Birkaç gün içinde kaşarın üzeri önce bir çillenir. Sonra peynirin kendi orijinal küfü gelişmeye başlar, kaşar yeşerir, dışı kaplanır ve tıpkı tekerinde olduğu gibi kendine yeni bir kabuk oluşturmaya girişir. :) Bu döngü, peynirin canlılığını gösterir. Gerçekliğini gösterir. Çillenme mi başladı? Soğuk suyun altında ovuşturun, yıkayın, yiyin, bu kadardır. Hani şu "probiyotik" denilen şey, tam olarak elinizdeki şey...
(Öte yanda bir kutu krem peynir açın, çocuklarla yapın bunu hatta; açın ve açık halde mutfak dolabının üzerinee bırakın. Hiç merak etmeyin, karınca vesaire asla gelmez. Bir sene sonra çıkıp krem peynirin durumuna bakın. Kurumuştur, çatlamıştır, ama bozulma görmezsiniz.)
Keza gerçek sirke, gerçek turşu da tıpkı bu anlattıklarıma benzer davranışlar gösterir. Gıda, şayet gerçek ise, "gerçek gıda davranışları" gösterir.
Kaynak suyundaki olay da bu döngüden bağımsız değildir. Pırıl pırıl, ışıl ışıl bir su kaynağının ilk gözesine çıkıp bakın. Topraktan çıktığı, taşın üzerine düştüğü ilk noktada bile bolca yosun vardır. Su orada canlıdır. İçinde hayat oluşur. Çok kez anlattığım gibi, kaynaktan pırıl pırıl çıkan suyun ozonsuz ve kimyasalsız doldurulması ideal olanıdır. Kapaktaki tarihlere bakarsınız, ona göre içersiniz, yosunlanma başlamadan bitirirsiniz.
Suyu canlı içmelisiniz. Ozonlanmamış su kaynağı arayışında olmalısınız. Ölü gıda, ölü su... Bunlar size bir şey vermez. Bilakis sizden alırlar.
Biyolojik olarak, bir gıdada - eğer bahsettiğimiz şey gerçek anlamıyla gıda ise - bakterilerin üreyebilmesi gerekir. İşin özü, temeli buradadır. Çürümeyen elma, hiç bozulmayan, asla çürümeyen kiraz ister misiniz? Peki yumurta? Nerede beklerse beklesin 6 ay boyunca kokmayan yumurta var piyasada, bilmem bilir misiniz..? Dev mandıralara giren sütlere eklenen... Neyse, yazmayayım.
Diyorum ki kimse beynimizi çürütmesin. Bizim adımıza düşünmesin. "Bilgi yayıyorum" ayağına manipülasyon yapmasın.
"Kamu sağlığı için savaşıyorum" ayaklarıyla da kimse kimseye PR kitlemesin.
Bütün bu curcunanın içinde bakteri (belli bir sürenin sonunda elbette) üretmeyen gıda, kokuşmayan et, ekşimeyen yoğurt, kapta bekleyip ışığı görmesine rağmen yosunlanmayan su, çürümeyen meyve, böceklenmeyen pirinç, küflenmeyen peynir gibi "nesle özel" beslenmenin ilk sonuçları ortaya çıktı. Müjde ki bedenler artık toprakta çürümemeye başlamış. Toprağa karışmıyormuşuz yani. Cidden plastik olduk.
Canlı gıda meselesi hafif bir mesele değil. Epstein dosyası kadar kötü ve bir o kadar şeytani bir tutulum var.
Gözleri açmak lazım.
Sevgiler,
Pınar