İdrak ve Farkındalık

Çok yakın bir aile büyüğüm hayatın anlamı üzerine yazmam konusunda beni cesaretlendirdi. Neden olmasındı ki?

Çok yakın bir aile büyüğüm hayatın anlamı üzerine yazmam konusunda beni cesaretlendirdi. Neden olmasındı ki? Ara sıra beni derinden etkileyen konularda akıcı yazılar kaleme alabiliyorum. Ben hayatın karşımıza çıkarttığı tesadüfleri hep yeni yollar olarak görmüşümdür. Belki burada da kat edilecek bir yol vardır. Herkesin kendi kabında biriktirdiği anılarından damıtacağı bir ‘hayatın anlamı’ hikayesi vardır muhakkak.

Çok güzel geçen bir çocukluk ve gençlik dönemim oldu. Ailem büyük bir fabrikada çalıştığı için büyük bir ailenin içerisinde büyümüş gibi oldum. Aynı yaş grubu eğitimli insanların aynı yaş grubu çocuklarıydık biz. Kooperatif olarak kurulmuş bir sitede, yine aynı fabrika çalışanları ile beraber oturuyorduk. Çok zengin sosyal tesislerimiz vardı. Tek çocuk olmama rağmen hiç yalnız büyümedim. Kendi ailelerimizin olmadığı zamanlarda diğer aileler bizlere sahip çıkar, herkes birbirine yetişirdi. Belki de sosyal bir insan olmam, insanlardan bir şey isterken çok çekinmemem hep bundandır. Büyük bir zenginlikti bu.

İyi bir eğitim hayatım oldu. Mezun olduğum ilkokula çok şey borçluyum. Hayatın anlamı notlarına bir alt başlık olmalı ‘müteşekkir olmak.’ Kim olursak olalım, hangi mertebeye gelmiş olursak olalım nereden geldiğimizi unutmamalı ve teşekkür etmeyi bilmeliyiz.

Harika olduğunu düşündüğüm bir ortaokul lise hayatım oldu. Tüm can dostlarım, kardeşlerim hep bu ilkokul ve lise uzantısı sayesinde edinilmiş olanlar. Daha sonra elbette birçok insan girdi hayatıma. Ama şimdi daha net söyleyebiliyorum ki çocukluktan biriktirdiğimiz, sürekliliği ve sürdürülebilirliği olan, birbirini en olduğu hali ile kabul edebilmiş insanlarla hayatı paylaşmaya devam etmek başka güzel. Demek oluyor ki ikinci alt başlık ‘güven.’

Hayatın anlamını sorgulamaya başladığım, hatırladığım ilk deneyimim Montaigne’nin ‘Denemeler’ kitabıdır. Ama insanın bir konu hakkında bilgisi olması fikri olması için yeterli olmuyormuş. Her şeyin bir süresi, bir zamanı varmış. 17 yaşımda en yakın arkadaşımı bir trafik kazasında kaybettiğimde bildiğim her şeyi unutup, hayatı yeniden temize çektim. Çok acayip bir durumdu benim için. Bilmek ve anlamak ne kadar da farklı şeylermiş. Bu süreci kendimi derslere vererek aştığımı söyleyebilirim. Benim için hayatın bir diğer anlamı şüphesiz ki ‘çalışmak.’ Değer üretmek. Ona da çok şey borçluyum.

Üniversitede mimarlık okudum. Önüme yepyeni kapılar açıldı. Yaşadığımız şehre dair farkındalığımızı arttırmamız için hocalarımız bizi sürekli soru bombardımanına tutuyorlardı. Neticede başka İstanbul yoktu. Sadece binaları tanımak yetmez, dönemine, bağlamına göre de değerlendirmemiz beklenirdi. Çizdiğimiz çizginin bir anlamı olmalıydı. ‘Anlam!’ Bakmakla görmek arasında bir fark olduğunu anlamak o zamandan edindiğim bir miras. O gündür bugündür benim için her şey fark eder. Lugatımda ‘benim için fark etmez’ diye bir şey yoktur.  Sinemaya, müze gezmeye, tiyatroya, resim heykele, müziğe kısacası güzel sanatlara olan ilgim ve isteğim de o günlerden edindiğim miraslar. Büyük zenginlik. Ayrıca mimarinin peşinden birçok başkente keyifli gezilerimiz oldu. Eşya ile olan bağımdan kurtulmam da o günlere dayanır. Sahip olmak diye bir şey yok aslında. Önümüzde kocaman bir dünya var ve mesele onu anlamaya çalışmak. ‘Dünyayı anlamaya çalışmak.’

İş hayatı o kadar da kolay değilmiş aslında. Bütün sınavları kaldırsınlar bence. Çünkü hayat en büyük sınav. Serbest meslek üzerine kurulmuş bir alanda yolunuzu bulmanız da gerçekten çok kolay olmuyor. Bugün geriye dönüp bakınca o gün yaptıklarım konusunda bu kadar cesur olabilir miyim yeniden acaba. Yıllar, yaşlar, başarılar, hayal kırıklıkları, heyecanlar, depresyonlar, tekrar ayağa kalkmalar… 'Tecrübe!’

Geldiğim şu noktada geçen yaz bir tecrübe yaşadım. Bodrum’da manzarası bana göre çok güzel, minik bir yazlığımız var. Çok gezgin bir ruhum olmasına rağmen oraya takıldım kaldım. Kendimi bütünlenmiş hissediyorum. Ama sebebini sonucunu bağlayamıyordum. Sadece var olarak kendimi iyi hissettiğim bir yer. Bu yaz ‘idrak’ ettim ki güzel olan bizim evin manzarası değil hayatın kendisi. Her şeye rağmen güneş her gün doğuyor mesela ve bize sormadan da batıyor. Kontrol edebileceğimiz bir şey değil. Her günün aynı olması mümkün mü, yarının yeni sürprizler getirmeyeceğini kim bilebilir. Hele gece zifiri karanlıkta yıldızlar bir gösteri yapıyor ki seyrine doyum olmaz. Yani benim o üniversite yıllarında öğrendiğim, cümle içerisinde kullandığım ‘bakmak ve görmek’ arasındaki fark bende vücut bulmuş. Kendimi o kadar mutlu hissettiğim bir an daha olmadı.

Hayatın bize ne getireceğini ve bizden ne götüreceğini hiçbirimiz hiçbir zaman bilemeyiz. Ama sadece sahip olduğumuz değil, gördüğümüz göreceğimiz her şeyin ‘farkında olmak’ ve bunun için teşekkür etmek elimizdeki en önemli enstrüman. Dünyadan küçük olduğumuzu bilmek, kendimizi olduğumuz halimizle kabullenebilmek, yapmış olduğumuzu düşündüğümüz hatalarımızdan dolayı kendimizi affetmek, kendimizle barışmak, sevebilmek ve sevildiğini hissetmek bence hayatın kendisi. ‘ANLAMI.’

Hayatın Anlamı Aranızda kendisine ya da yanındakine soran var mı acaba hayatın anlamı nedir diye. Ben cevabını bilemiyorum, bileniniz var mı?

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800
Fethi Denizmen
İşte bu Ebru... Kendini samimiyetle anlatarak, hayatı anlamlandıran, idrak ve farkındalık vurgusu ile taçlandırdığın, hayran kalınacak bir yazı. Yazmaya devam ettikçe kendini çok daha iyi tanımaya başladığının da farkına varacaksın. Go Ebru Go👍👏🌹 İdrak ve Farkındalık