Özgürleşmek: Merkezinde Olmak İster Misin?
Herkes özgürleşmek ister. Peki sen de ister misin? Ya da daha önce bunu hiç düşündün mü? Şöyle başını yastığa koyduğunda “Oh! Kendimi çok hafif, çok rahat hissediyorum” dediğin oluyor mu?
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlÖnce kendine şu soruyu sor:
Neden özgürleşmek istiyorum?
Neleri bırakmak istiyorum?
Beni tutan gerçekten dışarıdaki bir şey mi, yoksa benim ona yüklediğim anlam mı?
Çünkü özgürleşmek sadece bir şeyleri bırakmak değildir. Bazen asıl özgürlük, kendi merkezimize dönmektir.
Bedenimizin içinde, kendi ritmimizde…
Zihnimizde, kendi sesimizi duyabildiğimiz yerde…
Ruhumuzda, dışarıdaki koşullar değişse bile kendimize yaslanabildiğimiz o sessiz yerde…
Belki de özgürleşmek başka bir yere gitmek değil, kendimize dönmektir.
Kendi merkezinde olmak
Kendi merkezimizde olmak hayatımızdaki her şeyi kontrol etmek değildir. Hayatın değiştiğini bilerek, değişimin içinde kendimizi kaybetmemektir.
Bedenimiz yorulduğunda yavaşlamayı, gerildiğinde gevşemeyi, sustuğunda nefes almayı hatırlatır. Merkezimizde olduğumuzda bedenimizi zorlamak yerine onu dinleriz.
Zihnimizden her gün yüzlerce düşünce geçer. Her düşüncenin peşinden gitmek zorunda değiliz. Düşünceyi fark eder, bize ne yaptığını görür ve gerektiğinde bırakabiliriz.
Ruhumuzun merkezi ise daha sessizdir. Başkalarının beklentilerinden ve seslerinden uzaklaştığımızda bize ait olan sesi yeniden duyarız.
Bedeninde kendin olmak.
Zihninde kendin olmak.
Ruhunda kendin olmak.
Hayat ne getirirse getirsin, kendi merkezinde kalabilmek.
Çünkü merkezinde olan insan sevebilir, çalışabilir, başarabilir, sahip olabilir, kaybedebilir, değişebilir...
Ama kendini kaybetmez.
Peki bizi merkezimizden ne çıkarıyor?
Çoğu zaman hayatın kendisi değil, ona verdiğimiz anlam.
Birinin sözü, birinin onayı, bir başarısızlık, bir kayıp…
Geçmişte kalmak, geleceği kontrol etmeye çalışmak ya da kendi zihnimizin içinde kaybolmak bizi merkezimizden uzaklaştırabilir.
Oysa düşüncelerimizin hepsi gerçek değildir. Her duygu bir karar olmak zorunda değildir. Her korkunun peşinden gitmek zorunda değiliz.
Merkezimizde olmak, hiçbir şeyden etkilenmemek değil, etkilendiğimizde yeniden kendimize dönebilmektir.
Belki özgürlük tam burada başlıyor:
Hayattan kaçmak değil, hayatın içinde kendimiz olarak kalabilmek.
Şimdi küçük bir zihin çalışması yapalım…
Rahat bir şekilde otur.
Gözlerini kapat.
Hazır mısın?
Önünde uzanan upuzun bir patika hayal et.
Sağında ve solunda yemyeşil çimenler, ağaçlar var. Yürüyorsun.
Üzerinde kalın bir palto, ayağında ağır botlar, başında yün bir bere, boynunda atkı, ellerinde eldivenler ve sırtında kocaman, ağır bir çanta var.
Ve hava 40 derece.
Sıcakta bütün bu ağırlıklarla yürümeye çalışıyorsun.
Bir süre sonra fark ediyorsun: Bunların hiçbirine ihtiyacın yok.
Çantanı ve paltonu çıkarıp yere bırakıyorsun.
Ve hiç arkana bakmadan yürümeye devam ediyorsun.
Biraz daha ilerliyorsun.
Bereni, atkını, eldivenlerini çıkarıp bırakıyorsun.
Yine arkana bakmadan yürüyorsun.
Bir an duruyorsun.
Ayağındaki ağır botları çıkarıyorsun ve onları da bırakıyorsun.
Yoluna devam ediyorsun.
Artık üzerinde hiçbir ağırlık yok.
Ayakların çıplak.
Yürüdükçe hafiflediğini hissediyorsun.
Daha rahat…
Daha özgür…
Daha canlı…
Şimdi sadece yürü.
Yolun ve yolculuğun keyfini çıkar.
Bu çalışmayı her gün yapmayı dene.
Göreceksin ki hayatı yaşamana engel olan gereksiz düşünceler, korkular ve yükler birer birer hafiflemeye başlayacak.
Ve belki bir gün başını yastığa koyduğunda gerçekten şöyle diyeceksin:
“Ohh… Ne kadar hafifim.
Ne kadar özgürüm.
Ve ne kadar kendimim.”
Çünkü özgürleşmek her şeyi bırakmak değil.
Kendi merkezine dönüp orada kalabilmektir.
İpek Darga