Midesi Hassas Olanlar Lütfen Okumasın!
Yazarken, bazen, diyorum ki detaylara girmeyeyim, insanın midesi kaldırmaz. Sonra görüyorum, şahit oluyorum, sanki yeterince ifade edemediğimi hissediyor, eden de olmadığını fark ediyorum. Yapım gereği görev addedip takır takır yazacağım.
Gelişmelerden anında haberdar olmak için Google News'te Paradurumu'na abone olun
Paradurumu'na Google News'te abone olun
Abone OlEtte tek tırnaklı (at, eşek katır...):
Domuz, kümes hayvanının artıkları, ölü hayvan vb. Hepsi bu yukarıdakinin içinde.
Etin, daha doğrusu köftenin, kebabın, sucuğun, tantuninin derdi böyle.
Peki neden?
Herkes biliyor elbette: Maliyet, evet.
İkinci parantez ise son kullanım tarihleri. Ve ıskarta.
"Sıfır atık" projesinin canla başla uygulandığı tek alan, sanıyorum ki burası.
Şimdi başlayayım.
İlk paragraf.
Tavukçusunuz. Market market dolaşıp piliç, göğüs, bütün piliç vb. bir şeyler dağıtıyorsunuz. Market bunları rafına koymanın karşılığında satıştan bir komisyon alıyor. SKT'si geçen ürünü toplamak ise firmanın kendisine kalmış bir görev. Peki toplananlar nereye gidiyor? Sıyırıcı işletmelere.
İkinci paragraf.
Hindi, ördek, kaz. Kümes hayvanlarının satılabilirliği olan her türünde aynı ve benzer SKT işleri ilerliyor. Bunlara ilaveten kümes hayvanlarının akciğeri, boynu, taşlığı... Kıyma makinesinden geçirilebilecek ne organı varsa. Bağırsaklar da elbette dahil, ayak, bacak, ibik de dahil. Nereye gidiyor? Sıyırıcılara.
Üçüncü paragraf.
Domuz eti. Ülkemiz sınırları içinde çok sayıda besi domuzu çiftliği var. Dünyada tüketiliyor, ülkemizde de elbette yeniyor. Mamül ürün olarak da işleniyor. Kontrollü ve yasal. Fakat bunu asla yemek istemeyen insanlar da var. Yemek istemeyene bunu ısrarla karıştırmak, etikette bunu gizlemek suç. Domuz çiftlikleri erişkin olanları talep eden şarküterilere ve kasaplara satıyor. %20'si bu yolla, kurallara uygun satılıyor. Maliyeti epey ucuz olan bu hayvanın %80'i ise yine sıyırıcılara gidiyor. Fakat domuz işi burada bitmiyor.
Dördüncü paragraf.
Avcılar ve yaban domuzları. Yabanda sürek avı yasal ki yasal olmasa dahi yapılıyor. Herkes biliyor. Anası, yavrusu demeden vuruyorlar. Yaban domuzu besiye oranla daha temiz, sağlıklı, işte yaban hayatının içinde kök - mantar - yaprak filan yiyor denir. Ama ben yemem. Yiyene de saygısızlık etmem, beni ilgilendirmez. Olay yiyenin ne yediğini bilmesi. Yaban domuzunun tartıda fiyatı dana etinin yaklaşık beşte biri. Yaban domuzunu vuranlar nereye satıyor? Sıyırıcı ve karıştırıcılara.
Beşinci paragraf.
Ülkemizin her yerinde milyonlarca inek, koyun, keçi, yani milyonlarca sayıda büyükbaş ve küçükbaş bakılıyor. Şarbon ve ruam salgını olduğunda karantinaya alınan hayvanların itlafa girmeden sahipleri tarafından kaçırılması ve hemen anında satılması vaka-i adiyedendir. Bulaşıcı hastalığa yakalanmış hayvanlar anında kesilir, anında satılır, hiç edilir. Kime peki? Sıyırıcı ve karıştırıcılara.
Altıncı paragraf.
Şimdi vites artırayım. Milyonlarca hayvanın içinde uçurumdan düştü, öldü, hasta oldu, öldü, araba çarptı, öldüsü var. Yetiştiren için çok, ama çok büyük bir zarardan bahsediyoruz. Bu zarar kısmen de olsa nasıl tolere edilir? Alo Ölü Hayvan hattı ve bu hatta bağlı şahıslar var, gelip alıyorlar. Beş dakikada hem hayvanın leşi hem de bunlar ortalıktan yok oluyorlar. Mundar oldu, gömelim diyen insanlardan çok az kaldı, hayal görmemek lazım. Finalde sıyırıcı ve karıştırıcılara gidiyor elbette.
Yedinci paragraf.
Bir tane de güncelden: Atlar. Adaların atları, ve/ veya yarıştan çıkan atlar, yaşlı katırlar, yaşlı eşekler... Nerede bu hayvanlar? İster çipli, ister çipsiz... Neredeler? Herkes bir şey diyor. Ben de bir şey biliyorum, ama her şeyin bir zamanı var.
Konuya dönelim. İstediğiniz mecradan bakın, satılık atların bir pazarı var. Görseller, bakmaya kıyamayacağınız güzellikte, pırıl pırıl, şıkır şıkır hayvanlar. Gerçek ise pek öyle değil. Sağlıklı ise adet fiyatı 50 - 65.000 arası olarak değişiyor. Sağlıksız ise fiyat 10 -20 binlere kadar iniyor. Et verimi aynı olan 550 kilogram büyükbaşın fiyatı ise 180.000 TL. Deri, kemik, kuyruk vs aynı. Niyetiniz insan olmak değilse ticareti var. Bunların da sonu sıyırıcı ve karıştırıcılar.
Sekizinci paragraf.
Sıyırıcı kelimesine açıklık getireyim. Kemik, kuyruk, deri gibi kıyma makinesine girerse makinede arızaya sebep olabilecek birkaç parça ayrılıyor, ötesi, yani sinir sistemi, lenf, bağırsaklar, akciğer, beyin, kulaklar ve cinsel organlara kadar aklınıza gelebilecek her parça kıyma makinesine atılıyor. Un ufak olan bu karışıma katkı maddeleri, gıda boyası, aroma ve MSG (hepsi inanılmaz kolay bulunuyor) ekleniyor. Maç günlerinde statların önünde cızbız köfte oluyor, şehrin arka sokaklarında "yarım ekmek köfte 60 TL" oluyor, lahmacuncu ve pidecilere dağıtılıyor, 70 çeşit köy kahvaltısında sucuk olarak servis ediliyor, yarım kilo şarküteri ürününü hunharca doğrayıp sandviçin içine avuçla koyan meşhur büfelerde kendine alıcı buluyor. Göçmen pazarlarında ülkemizde yaşayan "tavuk sersemken" kişilerine satılıyor. Diyeceğim, derin piyasa... İnanılmaz büyük, mafyatik ve çok çok da acayip dağıtım ağları var. Alıcısı, yetişemeyecekleri kadar çok. Tüm karanlık fabrikalar, yıkık dökük alanlar, mobil olarak üretim yapıp satabildikleri kadar satan, aynı gece ekipmanı üç saatte söküp başka lokasyona taşıyanlar var.
Bu sistemi bitirebilmenin tek yolu alıcı bulamaması. Alıcıların bu işe girmekten korkması. Yani farkındalık ve ihbar.
Elbette bu yazıda tarif edilen tağşişli şey ile yollarımızın hiç kesişmediğini sanmaz isek... :)
Sevgiler
Pınar