‘Param Mı Var Biriktireyim?’ Diyenlere Bir Girişimcilik Hikayesi

Son on senedir kim olursa olsun, bir mağaza görevlisi, bir tıp doktoru, bir otel görevlisi, bir garson, sormadan geçemediğim sorudur “Para biriktiriyor musun?’’ ve maalesef çoğunlukla aldığım cevap da ‘’Param mı var biriktireyim?’’

Niye son on senedir? diyeniniz olabilir, sadece çalışma hayatımın bitmiş olması değil tabii, finansal okuryazarlık bilincinin kızım Özlem’in gönüllü olarak başlattığı hareket sayesinde öncelikle. Ülkemizin her köşesindeki üniversitelerde verdiği sunumları, konferansları izleyerek, platformunun dışından da olsa içeriden takibimle.

Bu soruyu sorduğumda bazı ilginç sahnelerde oluyor tabii, düşünün bir tıp doktoru muayene bitmiş, şak böyle bir soru ile karşılaşıyor ilk defa gördüğü birinden. Zaten hiç tanımadıklarıma soruyorum.  

‘’Param yok ki biriktirecek’’ diyen gençlere, vaktim varsa o an, farklı olmayı, yaratıcılığı, risk almayı ve girişimciliği anlatmaya çalışıyorum kısaca.

Farklı olmazsan, sıra dışı düşünmez, resmi büyük görmez isen, bilgiye meraklı değilsen, risk almaz ve sadece muayyen saatler arasında güvenli şekilde ücretli olmayı düşünürsen beklentinde fazla olmamalı, ne dersiniz, öyle mi?  

Hotel Negresco - Nice - Foto: Gönül Denizmen

Anlatmak istediğim girişimcilik hikayesinin kahramanı Romanya’nın Bükreş kentinde bir banliyöde doğmuş. Tam ismi Henri Alexandru Negrescu. Hancılık yapan babasının yanında ve bulunduğu muhitte bir şey olamayacağını anlayan Henri, 1880’li yılların sonlarına doğru, ilk gençlik yıllarında, bir şekilde Paris’e gitmeyi becerebilmiş. Merak, atak, macera, risk her şey var. Paris her zaman Paris, baba yanında kalırsa ya hancı ya da benzer bir uğraşı, sıradan bir yaşam.

Burada vurgulamak istediğim para biriktirememe ya da param yok ki noktasında olanlara şikayet etmek yerine, çok çalışma, yaratma, farklı düşünme, atak olma, gerektiğinde risk alma aşamasına geçme düşünce ve algısı yaratmaktır. Yoksa kişinin kendini nasıl mutlu hissediyorsa ve huzuru nerede nasıl buluyorsa tercihini yapmasında önünde hiçbir engel yok diye düşünüyorum.

Her yurt dışına dönüş bileti olmadan giden gencin yaptığı gibi Henri Paris’te bir çıraklık işi bulur şekerlemeci dükkanında. Kazanmaya başladığı para çok kıymetlidir, akılcı şekilde yaptığı tasarruflar ve ek işlerle Paris’e yerleşir.

Uzun yıllar Paris’in zengin semtlerinde Rue Des Saussaies caddesinde bir binada yaşar ve aynı binadaki restoranda çalışmaya başlar. Kafasında hep zengin çevrede zenginlik yaratacak işler bulunur düşüncesi taşımıştır. Otuz yedi yaşına geldiğinde, 1907 yılında yine kendisi gibi Bükreş doğumlu 33 yaşındaki Suzanna Bianca ile evlenir.

Evlilik sonrası bir süre Brüksel’de yaşar. Henriette isimli bir kız çocukları olur. 1909 yılında da Fransız vatandaşlığına kabul edilir.

Henri Negrescu en nihayetinde dünyanın her tarafından milyarderlerin geldiği Monte-Carlo’ya taşınır ve bir restoranda uşak olarak çalışmaya başlar. Negrescu’nun kafa yapısı ‘Yeter ki ben öncelikle iş ne olursa olsun kapıdan içeri gireyim, nasılsa kısa zamanda değerim anlaşılır ve daha yüksek noktalara gelirim.’ İşte bu kafa ve becerilere sahip kahramanız kısa zamanda restoran direktörü olur. Sonraki adım Londres otelidir.

Farklılık işte tam da burada. Bugün hala Monte Carlo’nun sayılı güzel otellerinden biridir Londres Hotel. Bu otele zamanın elit tabakası, kralları, prensleri, milyarderleri, Rockefeller gibi aileler gelmektedir. Otelin şık restoranında tüm bu elit tabaka insanlarını elde tutmayı beğenilerini kazanması çevrede ses getirmiştir. İlişki ağını (net work) en üst düzeyde kurmayı başarmıştır.

Negresco Hotel lobi, Nice, 24.05.2019, Fotoğraf: Fethi Denizmen

Başarı karşılıksız kalmıyor ve bir şekilde Nice Belediye kumarhanesinde (1979 yılında yıkılmış olan  Nice Municipal Casino) restoran yönetimi görevi teklif ediliyor yüksek yıllık ücretle. İlişkilerini geliştirerek Paris’in Enghies-les-Bains banliyösünde bir restoran /casino da satın alıyor.

Girişimcilikte gittiği adımlar kesmiyor hikayemizin kahramanını. Kurduğu ilişkiler sayesinde 400 odalı büyük bir otel inşa etmek üzere Nice şehrinde bir arazi satın alıyor.

Lobiden içeri girdiğinizde karşılaşacağınız görüntü. Burası çok geniş bir sanat galerisi. Otelde kalın ya da kalmayın, belki bir kahve içme ya da hiçbiri, eserleri incelemeniz tam bir müze tadında uzun zamanınızı alabilecektir.

Fotoğraf: Fethi Denizmen

Fotoğraf: Fethi Denizmen

Otel öyle güzel olmalı ki hayallerine yakışsın. Bu nedenle Londra, Paris, Berlin, Brüksel ne kadar üst seviyede otel varsa hepsini geziyor, tasarımı hazırlattırıyor ve inşaata başlatıyor. On altı ay sonra, Ocak 2013’te otel hizmete açılıyor; “The Hotel Negresco’’

Otel bugün hala tüm güzelliği, mimarisi ve ihtişamı ile Nice şehrinin en güzel sahil caddesinde (Promenade des Anglais) hizmet vermeye devam etmektedir.

Yirmi yaşına gelmeden Bükreş’ten Paris’e gelmiş olan Henri Alexandru Negrescu maalesef hayallerini gerçekleştirdiği otelinin keyfini ancak yaklaşık bir buçuk sene sürebiliyor. Temmuz 1914’te patlak veren Birinci Dünya Savaşı nedeni ile Fransa Devleti tarafından hastane olarak kullanılmasına karar veriliyor.

Dört yıl sonra savaş bittiğinde mali sıkıntı içinde olan otele gelen zengin ziyaretçiler de ilgi göstermedi. Kapalı kalan otel bilahare satıldı.

İflas bayrağını da çeken Negrescu, belki de çektiği sıkıntılar ve beklemediği sonuçlar nedeni ile yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak elli yaşında, 1920’de hayata veda etti.   

Sanat eserleri ile bezenmiş salondan bir görüntü foto: Gönül Denizmen

Benim şahsi düşünceme göre artık büyük bir girişimci ve iş adamı olan Negrescu mutlaka tüm iş planlarını, Britanya aristokrat ve zenginleri için zamanın en gözde tatil yeri Nice’e gelecek ziyaretçilerin getirisini bütçesine koymuş, borç itfa planlarını yapmış olmalıdır. Sanırım ön görülemeyen ziyaretçi düşüş zamanları içinde ihtiyat akçesi ayırmıştır.

Soru şu olabilir; iflasa giden yol dünya savaşının çıkması mıdır, yoksa devletin otele hem de dört yıl boyunca hastane olarak kullanmak üzere el koyması mıdır? Devlet muhtemelen bir bedel ödemiştir ama ne zaman, meçhul.

Param mı var ki demeden ve iş gelsin, para gelsin düşüncelerinden önce, girişimci olmaya, çok ama çok çalışmaya odaklanmamız gerekiyor. Dijital dünyamızda girişimcilere tavsiyeleri okumanızda bir sakınca yok ama en güzel tavsiye sizin odaklandığınızda kendinizden alacağınız cevaplardır. Kendi kişisel ve para karakteriniz, beklentileriniz neler ise onlara odaklanıp devam etmeniz akılcı olabilir.

Özlem Denizmen’in  “Parasını yöneten hayatını yönetir” sloganını alt beyninize mutlaka yerleştirmenizi öneririm. Finansal okuryazarlık konusunda tam donanımlı  olmanız, bütçe, borç yönetimi, tasarruf, yatırım ve dahi finans muhasebe ve genel hukuk nosyonunuzu da geliştirerek hayatta emin adımlarla yürümenizin önemini vurgulamama gerek yok değil mi. Zaten aynı şeyleri söylüyorsunuzdur. 

Param yok ki biriktireyim noktasında olmamanız ve çok çalışmanız dileği ile,

Sağlıcakla kalınız.

Not: Otelin devam eden hikayesi konumuz dışında olduğundan ilgi duyanlar internetten bilgi alabilirler.

Fethi Denizmen

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800
Cemal Calimer
Yazının yanında görsel vermen çok guzel Paradan evvel girişimci olmayı ongormende Bu konuda geçmişten yararlanman ve örnekleme getirmen yazıyı soyuttan somuta taşıyor Ben de KATILIYORUM paradan çok daha önemli girişimcilik. Parayla girişimci olamazsın ama girişimcilik yeteneğin gelismisse parayı çok rahat kazanırsin Cumhuriyetin ilk yillarinda burjuva yaratmak için girişimci aranır. Perşembe pazarında Beyazitta Eminonundeki tacir esnafa paralar sermayeler verilir . INSANLAR bu paraları barda pavyonda bitirir. Girişimcilik tanrı vergisi değil . Insanın kendini biçimleme ve hedeflemesidir. BU DA VISYON VE KENDINE GÜveni gündeme getirir.