Aranan Kişi Mi Olmak İstersin?

İlk reaksiyon olarak kim istemez ki diye yansıyabilir ama bilesin ki kalabalıklardan, aranmaktan, davetlerden, beraberliklerden hoşlanmayan, yalnız takılmayı sevenler de mevcut yaşadığımız tüm toplumlarda.

Sosyal olmak farklı bir özellik. Belki doğuştan geliyor, belki de sonradan oluşuyor.  Çekingen, sıkılgan bazı kişiliklerin sonradan değiştiği, konuşkan, girişken, sosyalleşen, canlı, neşe veren, pozitif bir hale dönüştüğü de olabilmekte.   

Şayet isterim dersen ya da zaten o kişilikte isen burada yaşamışlıklarımdan özetle birkaç söz etmek isterim.

Düşün insanlar kimlerden hoşlanır, kadınlar nasıl birini ister yanında, çevresinde. Tabii ki dost, sevecen, dürüst, pozitif, canlı, saygılı, zarif, eğlendiren, güldüren ve de kültürlü...

Benim burada vurgulamak istediğim konu işte bu en son söylediğim, yani kültür. Önce aileden alırsın yaşam kültürünü, ailenden gördüklerin, sana yaşattıkları, bulundukları çevre, ilgi alanları senin kültürünün oluşumunun başlangıcıdır.

Büyüdüğün topraklar, oyun arkadaşların, ailenin gelir düzeyi, çocukları ile ilgili idealleri, hayalleri, özellikle de kız evlatlarına bakış açısı. Çocukken ailenin sana sağladığı iyi eğitim, spor yapma, hatta kayak, ata binme, yurt içi ve dışı geziler. Gezdiğin yerlerin insanlarını, imkanlarını, yerleşim yerlerini, dillerini algılama ve dağarcığına koyma şansı. Kim bilir, bir şans faktörü olarak da nitelenebilir bütün bunlar…

Yakın aile bireyleri, bulunduğun şehir ve semt, yaşamakta olduğun yuvan ve etrafındaki sonsuz sımsıcak sevgi çemberi… Senin naif ve iyi huylu karakterin, hızlı zekan, algılama gücün, korelasyon kuvvetin seni aranan kişilik vasıflarını arttırıcı özellikler olabilir. Ve her şeyin ötesinde doğduğun günden itibaren annenin seninle sabırlı ve sakin bir diyalog kurması, olması o an için mümkün olmayan isteklerini sakin sakin sabırla uzun uzun sana sen ikna oluncaya, anlayıncaya kadar anlatması, babanın da buna ayak uydurarak sevgi ve arkadaşça yaklaşımı senin kişilğini, sosyalliğini çocukluğundan itibaren geliştirmiş ve billur hale getirmiş olabilir.

Gençlik ve iş hayatı başlangıç zamanlarında sana açılan kapılardan içeri girip girmemek senin tercihlerin olacaktır, ancak içerde kalmak tamamen sana bağlı ve senin başarınla olacağını izah etmeye gerek yok sanırım...

Açılan kapılardan içeri girdin, beğendiklerin, tutku ile bağlandıkların, sevdiklerin de olacaktır girdiğin yerlerde, orada en iyi ve uzun süreli kalmanın yollarının hepsi sende olacaktır ancak biraz da farklı olmak, fark yaratan kişilik de olmak seni daha yüksek, daha güzel noktalara uçuracak, yeni yepyeni ufuklar belirecektir yelken açacağın. Ufuk çizgisinin ötesi bilinmez güzellikler de getirebilecektir sana…

Farklı olmak, fark yaratmak için öncelikle bol bol kitap okuyacaksın, Eski Yunan’dan, Roma’dan başlayarak, klasik, neo klasik devirlerden günümüze kadar… Trendleri takip edeceksin, başka başka kültürlerin hüküm sürdüğü diyarlara gidecek, gezecek, göreceksin. Ve hayaller kuracak, hedefler seçecek, onlara ulaşmanın yollarında harmanlanıp kendine yepyeni güzellikler katacaksın.  İmkanların elverdiği oranda denize açılıp balık tutmayı, kürek çekmeyi, tenis , briç ve satranç gibi oyunlar oynamayı, -iyi tavla bilmeyi söylememe gerek yok- öğrenmek de aranan kişi olman da çok yararlı olacaktır.       

Farklı, çekici, karizma sahibi ve aranan olmanın sadece kişilikle, okumakla, görünüşle olmayacağını sen de biliyor olmalısın… Öncelikle kendinin yaşamdan daha fazla keyif ve zevk alman için okuduğun klasiklerden yaptığın alıntı sözlerinle yanındakilere bambaşka renk ve sıcaklık katacağını şimdiden bilmelisin. Güzel sanatlara, yani resme, müziğe, sinema ve tiyatroya da hem meraklı olacak, hem de yaşamın bu cihetlerinde bilgi birikimini arttıracak çalışmalar içinde bulunacaksın.

Bulunduğun ortamlarda, yerine göre, topluma göre, bazen resimden, bazen müzikten dem vuracaksın, senin şiirsel bir şekilde derinliğine anlattığın konuları çevrendekiler hayranlıkla dinleyecektir. Gezdiklerini, gördüklerini, gözlemlediklerini, diyaloglarını, yaşadıklarını tatlı tatlı anlatmanı bekleyecektir çevrendekiler...

Burada birkaç söz de genç erkekler için söylemek geldi içimden... Kendini geliştirirken, arkadaşlarına, hatta tanımadığın insanlara ve dahi kızlara karşı öncelikle nazik, kibar, zarif olacaksın. Hepimiz insanız, herkese insancıl gözlerle, düşüncelerle bakacaksın. Kızlara karşı da önce insan olarak bakacak sonra da onlara sahip olduğun, gördüğün, okuduğun güzellikleri, içerikleri aktaracak, dinlenmesi arzu edilen kişilik olacaksın.

Aslında okuduklarınla, gezip gördüklerinle, değişik dünyaların değişik kültürlerine temas edip meraklı bir kişiliğe sahip oldukça öylesine güzel konuşmaya başlayacaksın ki artık senin söylemlerin, sözcüklerin başkaları için alıntı alma değerini taşımaya başlayacaktır. 

Yukarıda anlatmak istediklerimi emir kipi şeklinde algılamanı kesinlikle istemem, bunlar benim tamamen şahsi düşünce ve birikimlerin samimi bir aktarımıdır.

Şu satırları yazarken aklıma düştü bir anım. 1972 Hollanda’nın Rotterdam kentinde kalmıştım bir yıl kadar denizcilik stajım için... Staj yaptığım şirkette yaklaşık 70 kişi çalışıyordu. Tabii hemen tamamı Hollandalı. Geniş penceresi olan bir köşede güzel bir masa tahsis ettiler, bol bol dışarı bakıp kendilerini fazla meşgul etmemi istemezler tarzında sanki.

Benimse kafamda hayallerim ve hedeflerim vardı. Bilgiye merak, öğrenmek, daha çok öğrenmek, tecrübe kazanmak tam donanımlı olmak. Her gün gelmem lazımdı ofise, okumam, limanda ve gemilerde gezmem, görmem ve görüşmeler yapmam gerektiğinin bilincindeydim.

Değişik branşlarda çalışan kişilere ulaşmalı, yakınlık kurmalı ki, bu kişiler kanalıyla istediğim bilgi ve tecrübeye ulaşabilmeliydim.

Staja başladıktan birkaç gün sonraydı, öğle tatillerinde çalışanların oturduğu, bir şeyler atıştırıp, kahve çay içtikleri kafede baktım bir masada iskambil oynuyorlar. Yanlarına yaklaştığımda oynadıkları oyunun briç (bridge) olduğunu gördüm. Biraz izleyince fazla da tecrübeli ve bilgili olmadıklarını gözlemledim. O günden sonra hemen her öğle tabii o kafede masanın etrafında onları izlemeye başladığımı söylememe gerek yok. Bekliyordum bir gün dördüncü aramalarını. Briç dört kişiyle ve eş eşe oynanan bir oyun olup, mutlaka karenin tamamlanması gerekir. İşte o beklediğim an gelmişti, oyuna başlayamıyorlardı, ben hemen atıldım, “Dördüncü olabilirim yeter ki bana kendi dilinizde oyuna ait kelimeleri bana söyleyin.’’

Kısa sürede aranan kişi olmuştum. Kareler çoğalmış, öğle tatilleri yetmez olunca Hollandalı arkadaşlar beni evimden arabalarıyla alıp o gece kimin evinde oynanıyorsa oraya götürüyorlardı.

Arkadaşlıklarım, dostluklarım giderek çoğalıyordu. Tabii yalnız briçle değil, benim her gün ofise gitmem, cumartesi, pazar ya da gece yarısından da sonra olsa limana ilk giriş yapmakta olan çeşitli bayraklar altındaki gemilerin, gemi acentesi olarak yapılan karşılamalarda da bulunmam, tertiplenen partilere davet edilip katılmam öylesine güzel zamanlar geçirtti ki bana ve öylesine güzel dostluklar kurmuş, hoş bir seda bırakmıştım ki Rotterdam’da… Hollandalı insanlarla geçirdiğim bir yılımı, onlardan aldığım kültür, insan ilişkilerindeki özlemlediğim ve arayışta olduğum seviye, edindiğim “shipping business” (denizcilik, yoluyla taşıma) tecrübesi bana hayallerimin ötesinde güzellikler yaşatmış ve yepyeni harika bir iş hayatımın başlangıcını kurdurmuştu.

Son olarak bilineni tekrarlamak isterim; “Sevgi, samimimiyet ve bilgi güçtür!”

Hadi gel bu konuyu güzel bir şiirle kapatalım;

Hava kararmıştı,
yağmur yağıyordu,
dudakları sımsıcaktı,
elleri üşüyordu,
bir öptüm,
bir daha öptüm,
kimseler görmedi öpüştüğümüzü,
yağmurdan başka,
iki gözüm çıksın,
şimdi ne zaman yağmur yağsa,
utanıyorum...

Ümit Yaşar Oğuzcan

Fethi Denizmen

Temmuz 2020

Heybeliada

Yorumlar
Kalan Karakter 800