Neden Makyaj Yapıyoruz?
Bu ayki yazımda epeydir kafamı kurcalayan ve bir kadın olarak beni de içine çeken bir durumdan bahsetmek istiyorum. Aslında herkesin konuştuğu, ama bir o kadar da kimsenin yeteri kadar sesini çıkaramadığı bir konu sanırım.
Bizi hem güzelleştiren hem de çirkinleştiren, daha doğrusu bizi olduğumuz halimizden uzaklaştıran ve bu halin daha güzel olduğunu savunan bir kurumdan bahsetmek istiyorum: Güzellik endüstrisi. Daha net konuşmak gerekirse, makyaj sektörü.
Neden makyaj yapıyoruz?
Evet, bir kadın olarak bu konuya eğilmem aslında oldukça normal, ancak tarafımı seçme
konusunda da bir o kadar kararsızım. Daha doğrusu ben kararlıyım da toplum bu kararımla beni
ne kadar kabul eder, onu bilemiyorum.
Aslında makyajın tarihi insanlık kadar eski, tek bir başlangıç tarihi yok. Farklı toplumlarda beden boyama, pigment kullanımı, parfüm, yağ kullanımı, ritüellerle bedeni bir şekilde güzelleştirmek, ön plana çıkarmak hep olmuş. Elimizdeki en eski arkeolojik kanıtlar bizi Antik Mısır’a kadar götürüyor. Mısırlılar yaklaşık 4000-5000 yıl önce göz çevresine pigmentler sürerek tarihteki ilk sürmeleri kullanmış oldular. Bunu sadece kadınlar değil, erkekler de kullanıyormuş, çünkü bu boyamanın amacı aynı zamanda güneşin etkisini azaltmak, böceklerden korunmak. Ayrıca göz hastalıklarına karşı koruyucu bir özelliğinin olduğu da düşünülüyormuş. Kullanılan bu ürünlerin aynı zamanda dini ve ritüel anlamları da varmış. Yanak ve dudaklara renk vermek de yine Antik Mısır’da karşımıza çıkan bir uygulama. Kırmızı aşı (kırmızı okr) boyalar yüz, dudak ve yanaklarda
kullanılmış.
Antik Yunan ve Roma’da ise güzellik kavramı özellikle kadınlarda açık renkli, soluk cildin daha
makbul kabul edilmesiyle biçim değiştirmiş. Buradaki güzellik standardı yalnızca estetik değil, daha
çok toplumun sınıf, cinsiyet ve statü anlayışıyla ilintiliymiş.
Orta Çağ’da, Rönesans’ta, 18. ve 19.yüzyıllarda güzellik idealleri sürekli değişmiş; bazen beyaz ten, bazen pembe yanaklar, bazen kırmızı dudaklar... Ama sanırım hiçbir dönemde bu kadar kapatıcı, vurgulayıcı ve insanı olduğu halinden uzaklaştırıcı olmamış…
Ben burada makyajın tarihini konuşmaktan ziyade günümüzdeki, özellikle son 5-10 senedir
değişen makyaj akımlarının nedenini, niçinini sorgulamak istiyorum, kendimce.
Evet ben de makyaj yapan biriyim ve resmi olarak makyaj yapmaya 18 yaşımda başladım. Bizim nesil için bundan öncesi pek kabul görmezdi. Gizli gizli, hafif hafif allık sürmedim mi, sürdüm, ama o kadar! Ne bir concealer (göz altı kapatıcı), ne bir renk eşitleyici, ne de dudak tonunu sabitleyici.
Açıkçası bunlar benim şu anda, şaşkınlıkla öğrendiğim tabirler. Hatta geçenlerde YouTube’da bununla ilgili bir video çıktı karşıma. Genç bir kız kat kat makyaj yaparak günümüzdeki
makyaj yapma standardını hicvediyordu:
“Göz altım parlak olsun diye highlighter (parlatıcı), üstüne göz altım parlamasın diye pudra, burnumun ucu parlasın diye sıvı parlatıcı, üstüne parlamasın diye kapatıcı"...vb.
İşte, anlatmak istediğim durum tam da bu! Bu yeni makyaj trendleriyle sürekli bir şeyleri kapatma telaşındayız. Daha doğrusu bize empoze edilen bu. Eskiden biraz olsun renk vermek, biraz daha çekici görünmek ya da korunmak için kullanılan bu makyaj ürünleri günümüzde tüm dünyada dev bir endüstriye dönüşerek “SEN OLDUĞUN HALİNLE GÜZEL DEĞİLSİN, KAPATMAN LAZIM” inancını yayıyor! Tüm sosyal medya aracılığıyla sürekli kapatmalısın, ideal olan gibi görünmelisin, gizlemelisin öğretisi yayılıyor. Kapat, ört, düzelt!
Sivilceni kapat, göz altını kapat, cilt tonunu eşitle! Kırışıklık, kızarıklık görünmesin, yaşın belli
olmasın, yani kısaca SEN GÖRÜNME!
Bir krem, bir serum, bir fondöten, bir kapatıcı, bir parlatıcı… Her gün ortaya yeni bir ürün çıkarken
sizce bunun bir sonu olacak mı? Sizce kimse size “Tamam, artık oldun” diyecek mi? Asla! Dediği
an, yani “KENDİNDEN MEMNUN OLMAYI” öğrendiğin an tüketici olmaktan çıkarsın! Bize satılan
ürünlerle gizliden gizliye verilmek istenen mesaj aslında belki de şu: “Olduğun hal yeterince iyi değil!"
Beni düşündüren diğer bir nokta ise bu akımın çok küçük yaştaki kızlarımıza da yönelmiş olması.
Yukarıda da belirttiğim gibi resmi olarak 18 yaşında makyaj yapmaya başlamış biri olarak bunu
hem hayretle hem de üzüntüyle izliyorum. Şu anda bu makyaj ürünlerinin pazarlandığı yaş, 8! Evet
yanlış okumuyorsunuz, sekiz! O bebek ciltlerine daha o yaşta pudra, göz altı kapatıcısı, renk
eşitleyici, bronzer gibi ürünlerin kullanılması pazarlanıyor! 11 yaş itibariyle gelişen amigdala ile
oluşan “benlik” duygusu da daha çok beğenilmeyi, takdir görmeyi beraberinde getiriyor. Ve bu
ürünlerin tam da bu dönemdeki gençlerimize pazarlanmasının sebebi onların oldukları halleriyle değil, ancak bu şekilde kendilerine ekledikleri, kendilerinden çıkardıkları, kendilerini kapattıkları halleriyle daha güzel olacaklarının bilinçaltlarına kazınmasını sağlamak! Bir de üstüne ergenlikle birlikte “ben kimim” sorusunun yanına “başkaları beni nasıl görüyor?” takıntısı da gelmeye başlayınca henüz küçücük yaştaki çocuklarımız bu sarmalın içine iyiden iyiye sürükleniyorlar. Ve tabi ki tam da bu yaşlarda sosyal medya hayatlarına giriyor ve yayılan tüm videolarla “güzel cilt budur, bunları kat kat sürersen güzel olursun, beğenilirsin, toplumda bir yer edinirsin…” mesajları aşılanıyor. Kaçabilecekleri bir yer var mı?
Lütfen yanlış anlaşılmasın, makyaja karşı ya da makyajı sevmeyen biri değilim. Aksine çok seven,
yapan ve yapmaktan da keyif alan bir insanım. Benim sorguladığım ve karşı olduğum şey,
renklendirmek olgusu ne zaman “kapatmaya", "kendini yok etmeye" dönüştü?
Ben neden olduğum halimden utanıyorum ve sürekli bir kapatma yolunu seçmek zorunda
bırakılıyorum? Ben neden olduğum gibi kabul edilmiyorum, göz altımla, kırışıklığımla, sivilcemle…
Arkadaşımla konuşan, erkek arkadaşımla bakışan, sevgilimle öpüşen kişi “ben” olmadıktan sonra
bu hayatta gerçekten var olduğumu hissedebilir miyim?