Finans

Pahalı Aşk

14 Şubat Sevgililer Günü yaklaştıkça vitrinler kırmızı kalplerle doluyor, kartlar coşuyor. Çiçekler, hediyeler, rezervasyonlar… Ama çoğu zaman kutlanan şey (pahalıya patlayan) bir aşk değil, beklenti oluyor.

NEDEN?

“Unutursam kırılır mı?”, “Almazsam ayıp olur”, “O yaptıysa ben de yapmalıyım” duygusu sessizce devreye giriyor. İşte tam burada para, sevginin dili olmaktan çıkıp stresin aracına dönüşüyor.

AŞKIN FİYATI

Aşk fiyat etiketiyle ölçülmez. Hatta bazen pahalı hediyeler, söylenemeyen cümlelerin yerine geçer. Konuşulmayan bir kırgınlık, ertelenen bir teşekkür, paylaşılmayan bir sorumluluk… Hepsi paketlenir, kurdeleye bağlanır. Karttan çekilir, ama kalpten silinmez. Bu yüzden 14 Şubat durup düşünmek için iyi bir zaman: Bu harcama gerçekten sevgiyi mi anlatıyor, yoksa bir boşluğu mu örtüyor? Belki de bu Sevgililer Günü’nü biraz daha sakin geçirmek gerekir. Aynı masada, ama telefonsuz oturmak, gerçekten dinlemek, “iyi ki varsın”ı borçlanmadan söylemek… Çünkü sevgi, bütçeyi zorlamadan da kalbi doldurabilir. Sevgililer Günü’nün anlamı da tam olarak burada başlar: Ne aldığımızda değil, neyi paylaşabildiğimizde. Belki bu günü daha az göstererek, daha çok hissederek geçirmek gerekir. Büyük jestler yerine küçük dikkatler… Aynı odada ama farklı ekranlarda olmak yerine, gerçekten orada olmak. Çünkü sevgi, “aldım” demekten çok “fark ettim” diyebildiğimiz yerde kök salar.

PAHALILAŞTIRMADAN ÇOĞALTABiLMEK

Aşk çoğu zaman bir güne değil, günlerin içindeki küçük anlara tutunur. Borçla alınan hediyeler geçici bir mutluluk bırakır; samimi bir cümle, paylaşılan bir sessizlik ise daha uzun süre kalır. Sevgililer Günü belki de tam olarak bunu hatırlatmak için vardır: Sevgiyi pahalılaştırmadan da çoğaltabilmek mümkün.

DİKKAT, ZAMAN VE İÇTENLİK

Bir iş insanı düşünün. Yoğun, tempolu, sorumluluğu büyük. Ama haftanın bir akşamını yıllardır dokunulmaz ilan ediyor. Ne toplantı alıyor, ne erteleme kabul ediyor. O saat, sadece sevdiğiyle hayatı paylaşmaya ayrılmış. Çünkü onun için sevgi, fırsat bulunca değil; öncelik verince var oluyor. Çoğumuz sevgiyi ihmal ettiğimizi kötü niyetle değil, yoğunlukla açıklarız. “Şu dönem geçsin”, “Biraz rahatlayınca”, “İşim azalsın” deriz. Ama ertelenen şey çoğu zaman geri gelmez. Günlük koşuşturma içinde en kolay vazgeçilen, birlikte geçirilen nitelikli anlardır. Çünkü fatura kesilmez, uyarı gelmez, son ödeme tarihi yoktur. Ta ki aradaki mesafe hissedilene kadar. İşte bu yüzden sevgi, çoğu zaman para harcanarak değil; emek verilerek korunur. Birlikte susabilmek, aynı ana dikkat verebilmek, gerçekten dinlenildiğini hissetmek… Bunlar pahalı değildir, ama bilinç ister.

Zaman bize bahşedilmiş en güzel şeydir; sevgi de o zamanı nereye koyduğumuzu asla gizlemez. Belki de bu yüzden, bu Sevgililer Günü’nde en değerli hediye hâlâ ücretsizdir: Dikkat, zaman ve içtenlik.

HAFTANIN ANKETİ

"HANGİ DİLDE SEVİYORSUN?"

Bir videoya denk geldim, şöyle diyordu: “Sevginin kendini ifade etme şekilleri var. ‘Uyuma, konuşalım’ diyen de seviyordu. ‘Hadi uyu, geç oldu’ diyen de… Biri doyamıyordu, biri kıyamıyordu.”

Ben de takipçilerime “Sevdiğinize kendinizi ifade edebiliyor musunuz” diye sordum. Cevaplar şöyle:

Evet, ediyorum: Yüzde 79

Yoo, zor geliyor: Yüzde 21

Peki sen, sevgini hangi dilden anlatıyorsun?