Sizden Gelenler

Kardeş hatıraları ve LaLoRoPa'nın hikayesi

"...Kültür ve anlayışımızın, yetiştirme şartlarının çok farklı oluşunun neticelerinin, zaman zaman yarattığı sorunları da yıllar içinde çok gözlemlemişimdir, yarım asır süren denizcilik camiasında, özellikle de limanlarda…"



Metin Denizmen anısına...

70’li yıllardan bir gün, küçük kardeşim Hüsnü iş yerime geldi, çok telaşlı idi, “Abi, dün akşam tatsız haber aldık, reklamasyona girmişiz!” dedi. Ne demek reklamasyona girmek, nedir bu heyecanın dememe kalmadı anladığım ilk şey yine bana yol göründüğü idi. Öyle ya koskoca Umut Export satış müdürü (!) idim.

İnsan aile bağları içinde neler yapmaz ki, hele bu herkesin akıl edemediği bugünün deyimi ile bir girişimcilik harikası (!..) yaratan kardeşin ise. Ve iki senedir İsveç’e, o zamanın moda akımı olan, sheepskin denilen, yünü içinde koyun derisinden yapılan palto kaban ihraç eden, ülkede kıtlığı yaşanan döviz getiren ihracatçı olursa...

Tesadüf bu ya uzun zamandır yoğun sendikal çalışmalarla meşgul olan abim Metin Denizmen, ile birlikte gitsek ne güzel olur düşüncesi içime doğunca sıra en zor noktaya gelmişti, onu ikna etmek. Öylesine kendini vermişti ki toplu sözleşme pazarlıklarında işçiler lehine anlaşmalar çıkarabilmek için… Bir de sendika başkanı sorumluluğunu taşıyordu omuzlarında.  

Çok zor olmuştu abimi ikna etmem, zira o devirde Yapı-Sen (Yapı Kredi Bankası Mensupları Sendikası), 1977’de Bank-Sen genel başkanlığından (30 kasım 1977’de üç genel sendikanın birleşmesi ile kurulan Devrimci Banka, Büro ve Sigorta İşçileri Sendikası Disk’e bağlı olarak Bank-Sen sendikasını oluşturdu ve genel Başkanlığa Metin Denizmen getirilmişti)

Reklamasyon ve Sonrası:

Öğrenince reklamasyonun satılan malın kusurluluğu olduğunu, alıcılarla görüşüp, masrafı satıcıya ait olmak üzere iyi bir terzi getirip bir ay alıcının iş yerinde bırakmayı önermiş ve bu teklif kabul görünce bir terzi yanımıza alarak yola koyulmuştuk.

Ne Schengen vardı ne vize sorunu, aklına düştü gitmek… Hop al bilet bin uçağa git istediğin destinasyona. Ara ara yurt dışına çıkma sınırlamaları da oluyordu tabii dövize ihtiyaç, Türk Parasını koruma kanunu vesaire nedenleri ile. Valize usturuplu şekilde yerleştirdiğimiz pantolonun cebine koyuyorduk genelde birkaç yüzlük dolar zira çok sınırlı idi döviz alabilmek.

Zamanın başbakanı Süleyman Demirel’in 1977 yılında söylediği 70 cente muhtacız sözü hala belleklerde olup hiç unutulmamıştır. Daha sonraları öğrenildiğine göre Merkez Bankası tarafından yabancı bir bankaya verilen 70 cent tutarındaki bir ödeme emri, karşılığı olmadığı gerekçesi ile geriye çevrilmiş, durum sadece Başbakana, işin ciddiyetini anlatmak için duyurulmuş. (24 Ocak 1980 yılında alınan kararlar neticesinde Türk lirasının konvertibl para olması sağlanmıştır. Bu dönemde alınan karar içeriğinde, sabit kur rejimi ile çoklu kur uygulamasının kaldırılması sağlandı. Böylelikle günlük kur rejimi yürürlüğe sokularak, TCMB tarafından sabit kur açıklamaları kaldırıldı. Öncesinde ara ara devalüasyon ilan edilirdi, yani sabit kurun artışı)

 İsveçli alıcıları İstanbul’da ağırlarken. Sol başta Metin Denizmen

Landskrona’da gece vardığımız otelde bir şeyler atıştırmak, yol yorgunluğunu gidermek için müzikli bir bölümünde terzi de yanımızda olarak oturuyorduk. Terzi, çevreden dans eden çiftlerden etkilenmiş olsa gerek kayıplara karışmıştı. Birdenbire nefes nefese bir kız dikildi karşımıza, yanında da bizim terzi. Belli ki kızın bir şikayeti olacak da yirmili yaşların ortalarındaki terzi, tarzanca İngilizcesi ile nasıl becerdi de bir kızı dansa kaldırmış diye abimle bakışırken, kız demez mi: “Lütfen söyleyin ona bu şartlarda dans etmeye devam edemeyeceğim, zira öyle dans ediyor ki nefes almakta çok zorluk çekiyorum!!! Biz hayretler içinde oturduğumuz yerden bakışırken İsveçli kız sinir içinde ayrılırken bize “söyleyin ona benimle dans etmeyi unutsun lütfen, ben nişanlımın yanına gidiyorum, o başka kızlarla dans edebilme şansını deneyebilir!"

Tabii terziyi hemen odasına postalarken anladık ki sonradan hayatında kızlı erkekli bir ortamda bulunmamış, evli ve çocuklu olmasına karşın bu atmosfer onun aklını şaşırtmış, heyecanı onu yoldan çıkartmış.

Doğal olarak da kültür ve anlayışımızın, yetiştirme şartlarının çok farklı oluşunun neticelerinin, zaman zaman yarattığı sorunları da yıllar içinde çok gözlemlemişimdir, yarım asır süren denizcilik camiasında, özellikle de limanlarda…

Ertesi sabah ve devamında alıcılar yakın ilgimizden ve terzimizi onlara bırakmamızdan çok memnun kalmışlardı. Gecesinde şirket yöneticisi (o devirde CEO deyimi var mıydı hatırlamıyorum) abimle beni kendi evine (ki çok özeldir eve davet) yemeğe davet etti. Unutamadığım güzellikte hazırlanmış bir masa, lezzet harikası yemekler ve muhteşem güzellik ve zarafette, her şeyi kendisinin hazırladığı eşi... Uzun yıllar ilişkimiz devam etmişti şirket yöneticisi ile, benim ticaretle ilgim olmadığını, denizcilik camiasından biri olduğumu öğrendikten sonra da…

Ertesi gün yakındaki Ven adasına götürmek istediler bizi ancak abim bir an evvel İstanbul’a geri dönmek istiyordu sendikadaki yoğun işlerini düşünerek… Bir daha ki sefere inşallah deyip vedalaştık.

VEN Adasına gitmeyi düşünen olursa hazır Kopenhag ya da Malmö’de ise, ulaşım çok kolay her iki şehirden de. Önce 30 dakikada Landskrona’ya oradan da feribot ile Ada’ya.

Ven Island Visiting Ven Island Sweden: Everything to Know - Madeline Rae Away

Lord of Falcoonwood Mr. Martin

Peki, döndük mü İstanbul’a, elbette hayır, yakalamışım böyle bir fırsatı, o halde çalmalıyım zamandan, bir daha geleceği meçhul olan. Netice olarak yola çıktık çıkmasına da, İstanbul yerine kendimizi Heathrow’da bulmuştuk!

Landskrona- Kopenhag yolunda abime dedim ki “ilk defa çıkıyorsun yurt dışına hem de her yeri bilen benimle, ne dersin biraz gezsek mi, Londra, Paris mesela”. Neden olmasın, can kurban dedi ve ilk bulduğumuz uçakla Londra’ya uçtuk.

Ne rahat zamanlarmış meğer, nereye ne zaman gitme isteğin geldi, fırsat yarattın, hoop uçuver, gidiver.

Charing Cross yakınlarında bir otel ayarladım hava limanından, neden mi, mümkün oldukça merkezi tren istasyonuna yakın bir yerde konaklamak her zaman evladır da ondan…

Hikayenin devamı haftaya yayınlanacaktır...

Fethi Denizmen