Mutmain
Anneler hiç olmadıkları kadar perişanlar ve çok zordalar. Adeta misyon yüklenmiş gibi, savaşa gidermiş gibi bir hazırlık ve gelecek kurma baskısı altında eziliyorlar.
Üç yaşını dolduran çocuğun ilk yabancı diline başlamış olması gerekiyor. Bir yaş sonrası mutlaka bir spor, bir hobi bekleniyor. Bir enstrüman ya da... Dünyaya entegre olabilmesi için çıkabildiği kadar çok seyahat, okulda eziklenmesin diye trend markalar, inanılmaz boyutlarda doğum günü partileri, karne hediyeleri, dil kampları, sertifikalar gerekiyor.
Evde bir bakıcı, ekolojik ve sağlıklı gıda bulup yedirme ihtiyacı. Okul aile birliği. Veli WhatsApp grupları. Servis parası, yemek parası, kitap parası, okulun bitmek bilmez gezileri ve etkinlikleri için katılım parası, öğretmenlere alınacak hediyeler... Bütün bunlar için ciddi bir bütçe gerek elbette ve tek kişiyle de bu iş olmuyor. Baba çalışıyor, anne çalışıyor, on-on & on-line, maksimum iş, maksimum mesai. Yine yetmiyor.
Anneler bütün gün çocuklarını özlüyor, eksik, suçlu hissediyorlar. Ne yapacağını bilmez halde kendilerini, bu kısır döngüyü sorguluyorlar.
Şanslıysanız, geleneksel yapımız da buna hayli müsait, ailenin büyükleri anneye destek olabiliyorlar. Klasik bir modelde önce anneanne, yetişemediği yerde babaanne, dedeler filan... Ama iş orada da bitmiyor. Klasik model çağa yetmiyor.
Sosyal medyayı suçlamak moda, kabul, tamam. Fakat içine düşülen durumda etkisi belli ve önümüzde duruyor. Her kaydırışta yeni bir satın alma komutu, o komutu veren yeni bir ebeveynlik gurusu, Amerika'dan çıkıp translate ile çevrilmiş yöntemler, yeni yeni formüller... İç sesin her ne kadar "Bunlar saçma, bunları dinleme" dese de reklamın psikolojik bir üstünlüğü var. İnsan, karşısında çaresiz kalıyor. "Ben mi eksiğim?" diye Google'da arattığında sonuçlar malumdu düne kadar. Bugün yapay zeka eklendi buna. İnsana karşı mega makinenin manipülasyonu da acımasız oluyor.
...
Ben bir babaanne prototipiyim. Torunlarda payım olduğunu söylemem haksızlık olur. Fakat gözümün önünde büyüyorlar. Mavi (doğduğu gün burada yazmıştım ve evet, daha dün gibi) neredeyse 15 oldu, boyu da 1.75 yine neredeyse. Lena ise tam 5.
Biliyorum da yazıyorum. :)
Aynı yollardan ben de geçtim. Aynı ve benzer hataları yaptım. Panikledim, annelik tantrumları yaşadım. Yeri geldi boğuldum, nefes alamadım. Dolayısıyla şimdi şimdi, olayları dışarıdan ve sakince izlediğim (ve abartılı hediyeler getirip evin düzenini bozduğum) bu yeni dönemde, ahkam kesme hakkını da kendimde görüyorum. :) Daha önemli şansım, şu satırları okuyanların pek çoğu ile öyle ya da böyle tanışıyor, böylece ortalama bir anaokulu müdüründen daha fazla çocuk gelişimini izliyor, dinliyor, yaşanan zorluklara tanıklık ediyorum. - Burnumu soktuğum da çoktur. -
Karnı toksa, üzerlerinde bir çatı varsa ve sevdiğinizden de eminseniz, onlar da bunu hissediyorlarsa, ötesinde el çekmek gerekiyor çocuklardan.
- Bunu çok sık söylüyorum. :)
Oğlum doğduğunda şaşkın ördek gibiydim. (68'de ben doğdum, 86'da ise oğlum.) Elimin ve zihnimin titrediği o dönemde iyi ki annem yanımdaydı ve hazırdı. Abimin de hakkı ödenmez elbette. Bakım, eğitim, edep, adap, usul, vicdan, gramer, etik, saygı... Ne varsa, çocuğuma onlar yüklediler. Ben yorgunluktan beyaz kağıda adımı yazamayacak durumdaydım. Yapabildiğim tek şey asistanlık oldu. İpek ise oldukça uzun bir aradan sonra, 35'ime geldiğimde doğdu. Orada tabii işin içindeydim, fakat bir köyün de içindeydim ve İpek'i de yine ben değil resmen bir köy büyüttü.
Kuzguna yavrusu şahin gözüküyor elbette. Ama peşlerinde çok da koşulmamış, kişiliklerini oluşturabilmeleri için kendilerine epeyce boş alan bırakılmış çocuklarımın iyi yetiştiklerini - sonuçların iyi olduğunu söyleyebilirim. - Suya attığınızda yüzebiliyorlar. :)
Torunlarımın anneleri, ve tabii sizin sürekli yazıştığınız, tanıdığınız Ezgi (ikiz annesidir) veya Selin (Balmumcu) ise kendilerini parçalıyorlar. :) Doğrusu dünyaya bir kez daha gelseydim onların çocukları olmayı isterdim, bunu itiraf etmeliyim. Bütün çocukların keyfi fazlaca yerinde çünkü, imrenmeden edemiyorum. Saç traşına gitmeleri bile bir travma planlamasına dönüşmüş halde. Diller B1 seviyesinde, olumsuz bir durumu düzeltmek için atılacak adımlar saatlerce etüt ediliyor, danışılıyor filan... Hayat cidden onlara güzelmiş gibi geliyor.
Bizim dönemimizde de aslında böyle üzerlerine fazlaca düşülen çocuklar vardı. Sayıca çok azdı. Sonra Facebook çıktı. Herkes herkesi buldu ya, sonuçlar pek olumlu değil sanki. Hayatlarını çok sağlam kurmuş, başarılı olmuş, mutlu olmuş, huzurlu akranlarımızın şaşmaz bir genelleme gibi, bir şeylerin eksikliğiyle, zorluğu ile, yokluğu ile büyümüş olduklarını fark etmek, eminim ki herkesi şaşırtıyor.
Her şeyi hazır paket halinde alanlar pek de iyi yerlere gelmediler. Ünvanlar filan aldılar, evet, ama konuştuğumuzda büyük bir boşluğun içinde hissettiklerini kendileri dile getirdiler. Onun için uyarmayı bir vazife biliyorum kendime. Çocukların lütfen fazla üzerlerine düşmeyin. Bırakın zorluk çeksinler, bir zorba ile mücadele etmeyi öğrensinler, kaybolsunlar, doğru veya yanlış bir yol bulsunlar. Hata yapsınlar, durmaları için zorlamayın, sonuçlarını yaşasınlar. Eksikleri olsun ve o eksiklere rağmen de yaşanabileceğini öğrensinler. "Annem çözer" konforundan çıkıp kendileri çözmeye mecbur kalsınlar. Beşin üçünü çözemeyeceklerdir, ama çözdükleri iki tanesi onları ikişer yaş büyütecektir. Yarın yanlarında siz olmadığınızda "da" hayatta kalmayı öğreneceklerdir. "Ben yapabilirim" özgüveni ile gelişecek ve genişleyeceklerdir.
"At sokağa büyüsün" öğüdü değil bu. Hiçbirimiz öyle büyümedik. Annemizin babamızın varlığını bilirdik ve fena sıkıştığımızda onların çözeceğinden (hiç de istemezdik) emindik. Ama alanlarımız çok genişti. Uzayabildiğimiz kadar uzayabildik. Çocuklarınızdan esirgemeyin.
Her sene bu haftalarda tekrarlıyorum: Yaz tatili yaklaşıyor ve yaşı 12'yi geçtiyse çocuğunuzun, verebileceğiniz daha iyi bir şey yok, biliyorum, o yüzden mutlaka ve mutlaka, ufak da olsa bir işe girip çalışmalarını sağlayın. İdeali bütün bir yazdır bence. 9-6 mesai olmasa da belirli bir disiplin içinde. Bu, bir tanıdığınızın ofisi olur, dükkanı olur, yazlıkta müdavimi olduğunuz restoranın mutfağı olur. Ablanızın online angaryaları vardır, onlar olur. Bilirsiniz siz, mutlaka bir şeyler bulunur. Çocuk olarak verir, üç ayda yetişkin olarak alırsınız. Sorumlu, kendine güvenli, oldukça da cimri... :)
Tüketmek insanı tüketir, çocuklar üretmeyi öğrensinler. İsterseniz dünyaları serin önlerine. Onlar sadece ürettikleri kadar var olabilirler.
Sevgiler,
Pınar