Çanta Diyip Geçme!
Çanta delisi bir kadın olarak kendime geçenlerde yeni bir çanta daha aldım. Yaz geldi ya, hasır çantalar pek havalılar. Ben de eksik kalmayayım :) Bir çanta daha diyorum çünkü koleksiyonun bilmem kaçıncı parçası. Kış renkleriyle kullandıklarım, baharda, yazda taktıklarım...
Gece için ayrı olanlar, küçüğü büyüğü, omuza asılanı, postacı stili olanlar, elimde taşıdıklarım. Bez çantalarım, deri çantalarım, kumaş çantalarım… Hepsinin yeri, zamanı, kullanım şekli, kılığı kıyafeti farklı farklı.
Bazen fark ediyorum da hafta sonundan çıkıldığında dört tane çantam ortaya çıkmış bile olabiliyor.
Ve bu konuda tek olmadığımı da çok iyi biliyorum. Kadın okuyucularımızın yüzünde küçük bir
gülümseme oluşmuştur şimdiden diye düşünüyorum. Ayrı bir tutkumuz var sanırım, kurduğumuz özel bir ilişki. Çantalar birer uzantımız, bizi yansıtan parçalarımız gibi. Hatta daha da ileri gidersek
bir kadının çantasına bakınca onun ruh halini, yaşam biçimini, hatta o günkü enerjisini bile
anlayabileceğimi düşünüyorum bazen. Günlük hayatımızın küçük bir evi sanki. İçinde ihtiyaçlarımız, telaşlarımız, planlarımız bazen yarım kalmış notlarımız, bazen çocuklarımızın
eşyaları, bazen de sadece ‘belki lazım olur’ diye taşıdığımız şeylerle dolu bir ev. Ama yalnız değiliz. Gün geçmiyor ki çanta kullanan erkeklerin de sayısı artmasın.
Geçen gün metroda giderken çantaya, çantalarımıza başka bir gözle bakmaya başladım. O
yoğunlukta, o kalabalıkta kadını erkeği herkes bir şekilde çantasına yer bulmaya çalışıyordu.
Onun kendisine ait bir yeri olmalıydı. Kimisi sırtında taşıyordu, kimisi omzunda, kimisi koluna
dolamıştı. Bacaklarının arasına alıp tutunmaya çalışan bile vardı. Küçük, büyük, yaşlısı genci
hepsinin bir çantası vardı. Bazıları boş gibi duruyor, bazıları ise sahibini aşağı çekecek kadar ağır
ve büyüktü. O an fark ettim, hepimiz hayat boyunca bir şeyler taşıyoruz. Oradan oraya sürekli bir
şeyler getirip götürüyoruz. Ve bu taşımanın basit bir taşıma olmadığını idrak ettim! Taşıdığımız şey
bir bez parçasından ibaret değil. Bundan çok daha fazlası…
Düşüncelerimizi, geçmişimizi, korkularımızı, sorumluluklarımızı, beklentilerimizi, kırgınlıklarımızı da
yanımızda taşıyoruz. Kim bilir o çantaların içinde kullanılmayan, eskimiş, süresi geçmiş, artık bir
anlamı kalmamış, işlevini yitirmiş neler neler var. Belki de o çanta bize hala yanımızda neyi
taşımayı seçtiğimizi gösteriyor.
İnsan hiçbir zaman yalnızca bedenini taşımaz. Gittiği her yere geçmişini, gelecek için endişelerini,
kimliğini, korkularını, ihtiyaçlarını, alışkanlıklarını, ulaşmak istediği hayallerini ve hatta eksiklik
hissini de beraberinde götürür.
İşte çantalarımız da bunu taşıyan en güçlü sembollerden biri diye düşünüyorum. Basit bir aksesuar gibi görünse de ‘bizi’ taşır içinde. Kocaman sırt ya da omuz çantalarının içinde ne dünyalar taşınır. Belki de bu yüzden günümüzde modern insanın çantası gün geçtikçe daha da ağırlaşmaya ve büyümeye başlamıştır. Çünkü sadece eşyalarını taşımıyordur; yetişmesi gereken hayatı, başarılı görünme baskısını, anneliği-babalığı, işi, kariyeri, ilişkileri, gelecek kaygısını da omzunda taşıyordur. Ve belki de en ilginç olanı bizler çantayı taşıdığımızı düşünüyoruz, ama bir noktadan sonra o bizi taşımaya başlıyor, yani taşıdıklarımızın kimliğimize dönüşüyor olması…
Kontrolü bırakmamak, her an oluşabilecek her türlü değişikliğe hazır olabilmek için, ‘ben kuvvetliyim, yeterliyim, kontrol bende’ diyebilmek için. Bazen o küçücük çantaların içinden bile ‘lazım olur’ diye alınan ve sığdırılan neler neler çıkar. ‘Kendim’ o küçük çantayla hafiflemek istemiştir belki; ama ‘ben’ izin vermemiştir. Gerçekten kim için taşıyoruz bu çantaları? ‘Kendimizin gerçekten bunca şeye ihtiyacı var mı? Yoksa ‘Ben’lerimizin hayatta kalma çabasıyla mı ilgili bu aksesuar?
‘Güvende olmalıyım’
‘Eksik kalmamalıyım’
‘İhtiyacım olursa elimin altında bulunmalı’
Kendimizin bir şeye ihtiyacı yoktur. Onun sadece ‘kendisi’ olmaya, onu yaşamaya ihtiyacı vardır.
Taşımaktan çok bırakmayı bilir. Ama ‘ben’ dediğimiz varlığımız hep daha fazla eşya, daha fazla
hazırlık, daha fazla kontrol der, çünkü bu dünyada güvende olmak ister. ‘Kendimiz’ ise zaten bunu
‘bilmek’ halinde yaşar. Yani aslında bu basit görünen küçük-büyük aksesuar, ‘ben’le ‘kendimiz’
arasındaki kavganın gizli bir tanığıdır sanki.
Belki de hayatımızdaki en büyük cesaretlerden biri, çantanın içini boşaltabilmektir.
‘Neye gerçekten ihtiyacım var?’
‘Hangi yük bana ait değil?’
‘Hangi düşünceyi sırf yıllardır taşıdığım için bırakamıyorum’ sorularını sorabilmektir…
‘Ben’imden ziyade ‘kendim’in ihtiyacı olan şeylerle çantamı doldurabilmek niyetiyle…
Sadece bir kağıt kalem…
Sevgiyle,
Ayça💛