Dijital Çağın Ruh Hali : Brain Rot’tan Rage Bait’e
İnternete kasıtlı olarak insanları kızdırmak ve çevrimiçi olarak yanıt vermeye teşvik etmek amacıyla konulan bilgiler, resimler, videolar giderek öfke kışkırtıcı olmakta. Yapay zeka tarafından üretilen öfke kışkırtıcı içerik milyonlarca insan tarafından izleniyor.
Öfke kışkırtıcı içerik karlı bir alan haline mi geldi acaba, ne dersiniz?
Sosyal medyada dolaşmak artık yalnızca vakit geçirmek değil, çoğu zaman fark etmeden gerilmek, taraf tutmak ve kızmak anlamına geliyor. Karşımıza çıkan içerikler nadiren sakinleştiriyor. Aksine, bizi sinirlendiren, rahatsız eden ya da bir başkasına karşı konum almaya zorlayan duyguları besliyor. Öfke burada bir istisna değil, neredeyse varsayılan bir ruh hâli gibi dolaşımda. Üstelik bu durum bireysel tahammülsüzlükle açıklanamayacak kadar yaygın. Sosyal medya, dikkatimizi ayakta tutmak için duygularımızı, özellikle de kızgınlığı sürekli dürten bir düzen içinde çalışıyor. Böylece öfke, yalnızca yaşanan bir duygu olmaktan çıkıp çevrimiçi dünyada görünmez biçimde inşa edilen ve giderek normalleşen bir davranış biçimine dönüşüyor.
Rage Bait=Öfke Yemi
2025 yılı kelimesini Oxford Sözlüğü rage bait, yani öfke yemi olarak ilan etti. Seçilen diğer sözcükler ise parasosyal, dijital vicdan. Seçilen kelimeler çoğunlukla öfke kışkırtıcı. Halbuki 2024 sözcük seçimi fayda sağlayıcı, uyarıcı bir kelimeydi. Geçen sene bu konudaki yazıma şöyle başlamışım:
“Her devrin bir ruhu olduğunu varsayarsak 2024 yılını yansıtan belirli düşünce ve duygu dünyalarının olduğunu da inkâr edemeyiz. Bana göre bu zamanları en iyi yansıtan sözcük dijitalleşmenin kimliğimiz ve zihinsel sağlığımız üzerindeki etkilerine vurgu yapan Brain Rot (Beyin Çürümesi/Erimesi)’tur.”
Bu senenin kelimelerine ve ne anlam taşıdığına kısaca değinmek istiyorum.
Oxford English Dictionary'ye göre Rage Bait, sosyal medyada bilerek kızdırıcı, öfkelendirici veya provoke edici içerik üretme yöntemi anlamına geliyor. Bu tür içeriklerin amacı, tıklama ve etkileşimi artırarak hesap veya site trafiğini yükseltmek. Özetle twitter, instagram vb. sosyal medya hesaplarında etkileşim almak için kullanılan bir strateji.
Oxford Languages Başkanı Casper Grathwohl konuyla ilgili "Rage Bait” kelimesinin var olması ve kullanımının bu kadar hızlı artması, çevrimiçi ortamda maruz kaldığımız manipülasyon taktiklerinin farkına vardığımız anlamına geliyor. “Eskiden internet ilgimizi merak uyandırarak çekiyordu. Şimdiyse duygularımızı ele geçirip yönlendirmeye odaklandı" dedi.
2025 Yılının Seçilen Diğer Kelimeleri
Parasocial=Parasosyal
İnsanların ünlü kişiler, etkileyiciler ve yapay zekâ sohbet robotlarıyla kurduğu tek taraflı parasosyal ilişkilere olan ilgi, Cambridge Sözlüğünün 2025 yılı için belirlediği Yılın Kelimesine yön verdi.
Parasosyal ilişki bir bireyin, sosyal medya fenomeni, ünlü ya da sanal bir figürle tek taraflı, duygusal olarak gerçek hissettiren, ama karşılığı olmayan bir bağ kurmasıdır.
Ünlüler, Influencer'lar ve Yapay Zeka Sohbet Botları
Milyonlarca hayran, Taylor Swift'in flört, kalp kırıklığı ve arzu hakkındaki itiraf niteliğindeki şarkı sözleriyle bağ kurdu ve bu durum psikologların "parasosyal" bağlar olarak tanımladığı yıldızlarla ilişkilere yol açtı. Taylor Swift ve Travis Kelce nişanlandıklarını açıkladıklarında, çoğu hayran onları hiç tanımamış olsa bile şarkıcı ve Amerikan futbolcusuyla derin bir bağ hissetti.
Podcast sunucularının kendiliğindenliği, kusurluluğu ve itiraf niteliğinin gerçek arkadaşların yerini aldığı ve parasosyal ilişkileri tetiklediği söylenmekte. Yapay zeka botlarıyla parasosyal ilişkilerin ortaya çıkması, insanların ChatGPT'yi sırdaş, arkadaş hatta romantik partner olarak görmesine yol açtı. Bu durum kullanıcılar için duygusal olarak anlamlı ve bazı durumlarda sorunlu bağlantılara ve sonuçlarıyla ilgili endişelere yol açtı.
Parasosyal anlamını bir de Özlem Denizmen videosundan izleyelim
Dijital Vicdan
Vicdanın, TDK'ye göre kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu olarak tanımlandığının ancak dijital çağda bu kavramın farklı bir boyut kazandığının vurgulandığı bir açıklamada, şunlar söylendi:
"İnsanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle 'vicdanlarını rahatlatma' eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı pasifize ederek vicdanı 'tıklanabilir bir işlem'e indirgemektedir. Beğeni, paylaşım ve yorum yapan bireyler, bir 'tıklama' aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedirler. Merhamet ve insaf duygusu ise sembolik görünürlükle sınırlanmaktadır. Bu nedenle 'dijital vicdan' kavramı, çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini almalıdır.
Dijital vicdan, insanları somut gerçekler karşısında somut çözümler üretmekten alıkoyarak sorun alanının genişlemesine ve derinleşmesine neden olmaktadır."
Neden özellikle öfke?
Çünkü öfke, çevrimiçi dünyada en hızlı yayılan ve en uzun süre dikkati ayakta tutan duygulardan biri. Sakinlik durup düşünmeyi gerektirirken kızgınlık anında tepki üretir, paylaşmaya, yorum yapmaya, karşı çıkmaya davet eder. Sosyal medya bu tepkiselliği sever. Öfke içeren içerikler daha fazla görünür olur, tartışmalar uzar, kullanıcılar ekranda daha uzun süre kalır. Böylece kızgınlık yalnızca ifade edilen bir duygu değil, dolaşımı yüksek bir etkileşim biçimine dönüşür. Zamanla bu tekrar, öfkeyi olağanlaştırır: Sert dil normalleşir, aşırı tepkiler makul görünmeye başlar ve sakin kalmak neredeyse pasiflik gibi algılanır. Bu yüzden çevrimiçi dünyada öfke, tesadüfen değil; işlevsel olduğu için sürekli yeniden üretilir.
Gündelik sahnelerde bu durum fazlasıyla tanıdık. Masum görünen bir paylaşımın altı dakikalar içinde sert yorumlarla dolabiliyor; konu ne olursa olsun tartışma hızla kişisel bir gerilime dönüşüyor. İnsanlar birbirini ikna etmeye değil, bastırmaya çalışıyor. Bir başkasının hatası, düşüncesi ya da tercihi neredeyse davetkâr bir kızgınlık sebebi haline geliyor. Üstelik bu öfke yalnızca “çok sinirli” kullanıcıların meselesi değil; normal şartlarda sakin sayılabilecek insanlar bile çevrimiçi ortamda daha keskin, daha tahammülsüz bir dile kolayca geçebiliyor. Ekran başında geçirilen süre uzadıkça, bu sertlik sıradanlaşıyor; bağırmadan konuşmak, kızmadan tepki vermek neredeyse istisna gibi algılanıyor. Böylece sosyal medya, öfkenin geçici bir duygu olmaktan çıkıp gündelik iletişimin alışıldık tonu haline geldiği bir alan yaratıyor
Bu döngüden çıkmak mümkün mü?
İlk adım, öfkenin çoğu zaman kendiliğinden doğmadığını, önümüze düşen içeriklerle bilinçli olarak tetiklendiğini kabul etmek. Her şeye anında tepki vermemek, tartışmaya girmeden önce durup düşünmek, hatta bazen hiçbir şey yazmamak çevrimiçi dünyada pasiflik değil, bilinçli bir tercihtir. Döngü, tek bir büyük kopuşla değil, küçük bireysel tercihlerle gevşer. Öfkeyi çoğaltmayan her davranış, bu görünmez mimaride küçük ama anlamlı bir çatlak açar.
Öfkenin çevrimiçi dünyada bu kadar yaygın ve tanıdık hale gelmesi rastlantı değil. Tekrarlarla beslenen, görünmez olarak kurulan bir düzenin sonucu. Sosyal medya, kızgınlığı üretip dolaşıma sokarken bizler de çoğu zaman farkında olmadan bu akışa eşlik ediyoruz. Ancak her durup düşünme, her tepki vermeme hâli bu döngüyü biraz zayıflatır. Çevrimiçi dünyada sakin kalmak belki kolay değil, ama tam da bu yüzden hâlâ anlamlı bir tercih.
9 Ocak 2026
Suadiye