Aşk Güzeldir, Karşılığı Varsa Nirvana
Ne mutlu hayatları boyunca birkaç kez aşık olmuşlara! Bu heyecanları ve dahi aşk acısını tatmışlar! FD
Sevmek çok güzel, ama aşka düşmek, insanın kendisini aşarak bambaşka bir duygusal dünyaya adım atmasıdır. Aşk yalnızca birini sevmek değil, bazen hayatı daha yoğun, daha renkli ve daha anlamlı yaşamaktır. Bu yüzden aşka düşmek, insan ruhunun ulaşabileceği en yüksek duygusal doruklardan biri, adeta kendi nirvanasıdır.
İnsan 7 yaşında da aşık olabilir, ne olduğunu anlamadan, ancak yıllar sonra anımsayarak, 70’inde de aşka düşebilir ah ile vah ile geçti ömrümüz demiyor ise…
Yıllar önce bir yazımda şöyle demişim, “Aşık olmaktan daha güzel, daha haz verici başka ne olabilir ki hayatımızın akışında. Aşk kelimesi bile heyecan verici. O nasıl bir yüksek duygudur, ne heyecandır, düşündüğün anda sevdiğini yüreğin başlar küt küt çarpmaya, zor nefes aldığını fark edersin.”
Hele daha önce bir buluşma talebin olduysa gelen telefonda sesini duyduğun anda nefes alman bile zorlanır, nabzın ışık hızına evrilmiştir. Evet mi hayır mı dediğini bile anlamakta güçlük çekersin heyecandan.
Aşka düşmüşsen müthiş bir mutluluk da vardır içinde. Bazen de sen yanarken sevdiğine henüz bunu söyleyememişsen, vereceği tepkiden korkmuşsan ya da uzun zamandır arkadaş isen ve 'ya söyler de arkadaşlığım bozulursa' diye içinden geçirirsen, işte o zaman kesindir kaybetme olasılığın.
Hiç hesap yapma, söyle aşkını, açıkla. Eğer sevdiğini söylersen 1-0 geride başlarsın diye düşünme sakın, bu jargona da inanma. Kulak asma başkalarının neler dediğine, diyeceğine. Sevdiğini, yüreğinden fışkırdığı anda, bir yanardağ gibi söyle, "seni seviyorum" de ta en derinlerinden. Seni seviyorum diyebilmeyi kaç kez yaşar ki insan bir ömür boyunca? Gelmişse bu duygular içine, taşıyorsa yüreğinden, seni seviyorum demenin ötesinde ne olabilir ki?
İlkokul öğretmenim iki kızın arasına oturtmuştu beni. 'Uslu, akıllı, çalışkan çocuksun' derdi. Onları bir asır geçse de unutmam. Tesadüf bu ya, seneler sonra otobüste rastlamıştım birine. Yan yana oturmuştuk. Yaşadığım o 45 dakikalık tatlı heyecanı hala hatırlarım. Ve dahi orta okul sıralarında hepimizin aşık (!) olduğu yeni mezun İngilizce hocamız da unutulmazlar arasındadır.
Birini sevmek harika bir duygudur ve aşık olmak derin bir huzur ve neşe duygusu getirir. Başka bir insana önem vermek hayatı sıcak ve aydınlık hissettirir. Yeni bir romantizm yaşamak büyülü ve iyi hissettirebilir. Hele nirvanaya çıkmışsa duyguların huzur dolu sakin bir zihin ve mutlu bir kalbin var demektir. Yerinde duramayacak kadar canlısındır, beynin dolu dolu, hep güzellikler üretmeye başlamıştır.
Aşka düşmek der İngilizler, "fall in love". Kaç kere gelir başına bilemem, ama geldiği zaman var ya... O zaman yaşadığını, hayatın güzelliğini bütün hücrelerinde hissedersin. Bitmesin dediğin anlar: Beni arar mı? Arayacak mı? İşte geldi bir mesaj, ne diyor acaba? Öleceğim heyecandan... Buluşmaya çıkacak mı benimle bu akşam? Evet mi? Bazen kuzey rüzgarları gibi sert ve soğuk bazen güney rüzgarları gibi sıcak ve dalgalı...
Nirvana
Aşık olduğunda o duyguyu sen yaşarsın, ama karşındaki de "seni seviyorum, sana aşık oldum" der ve bu duygularını tüm davranışlarıyla, kelimeleriyle gösterir ve hissettirirse, işte o zaman aşk oldu nirvana.
İşte bu aşkın en yüksek mertebesi olan, karşılıklılık ve tam bir teslimiyet hali. Sadece kendi içinde hissettiğin bir duygu olmaktan çıkıp karşı taraftan da aynı yoğunlukta eylemle desteklenen bir onay aldığında aşk gerçek bir güce dönüşüyor. Nirvana, "seni seviyorum" cümlesinin sadece sözde kalmayıp her davranışta, bakışta ve dahi küçük jestlerde hayat bulmasıdır. Karşı tarafın hissettirdiği netlik sayesinde zihnin tam net olmasıdır. İki farklı insanın aynı frekansta, aynı dalga boyunda aynı coşkuyu hissetmesi ve bunu birbirine kesintisiz bir şekilde aktarmasıdır. Dünyada en çok değer verdiğin insanın gözünde, tam da olmak istediğin gibi değer gördüğünü hissetmektir.
Nirvana en yüce huzur, özgürleşme ve aydınlanmadır, kısaca aşkın ulaştığı doruk duygusudur. Aşk tek taraflı bir iç yangın olabilir, ama nirvana o yangının iki kalpte birden aynı anda ve güvenle büyümesidir.
Aşk Güzeldir Yeter ki Tutkuya Dönüşmesin
Bir insanı o sakin ve saf "nirvana" halinden koparmadan, hırs ve tutku savaşına girmeden serbest bırakabilmek büyük bir erdemdir. Zorlanan her aşk büyüsünü kaybeder.
De ki düştün bir aşka, söyledin sevdiğini, ama ondan karşılık alamıyorsun. Çok istiyorsan ona sürprizler yap, hoşuna gidecek şeyleri keşfet, kazanmaya çalış, ama asla ve asla yapışma, bıktırma. Bu aşkı tutkuya dönüştürme. Olabilir ki sevdiğinin gönlünde başkası vardır. Ne yaparsan yap karşındaki senden elektrik alamamış olabilir. Aynı frekans, dalga boyunda değilsinizdir belki... O zaman bırak su kendi mecrasında aksın, nereye varırsa oraya varsın. Tutku zarar verici olabilir, sana da karşındakine de.
Biraz acı tadarsın, hatta derin bir yürek acısı da, ama üzülme. Bilesin ki bir yerlerde yeni ve çok daha güzel aşklar seni bekliyor olacaktır. Dalganın kayaya aşkı gibi...
Dalganın Kayaya Tutkulu Aşk Hikayesi
Dalga ile kayanın aşkı edebiyatta ve mitolojide o "hırsa ve tutkuya dönüşen, sonunda zarar veren" aşkın en güçlü sembolüdür. Biri durulmayı bilmeyen amansız bir hareket, diğeri ise asla yerinden oynamayan sarsılmaz bir sabırdır.
Bu kadim hikaye aşkın doğasını harika özetler:
Dalga, denizin derinliklerinden aldığı tüm güçle kıyıdaki kayaya doğru koşar. Ona her çarptığında köpük köpük olur, beyaz bir duvak gibi kayanın üzerine serilir. Dalga için bu bir aşk ilanıdır; kaya ise sessiz, soğuk ve tepkisizdir.
Dalga zamanla bu sessizliğe öfkelenir ve aşkını kanıtlamak için daha büyük, daha hırslı dalgalarla çarpmaya başlar. İşte tam bu noktada, "akış tutkuya döner ve kaybeden belirlenir." Dalga, kayaya çarptıkça kendi benliğini parçalar, köpürür ve geri çekilir. Kaya ise ne kadar güçlü durursa dursun, dalganın o bitmek bilmeyen hırsı yüzünden zamanla aşınır, yaralar alır ve parça parça eksilir.
Bu hikayenin sonunda kazanan yoktur. Dalga hırsından kendini yok eder, kaya ise o sert duruşunun bedelini ufalanarak öder. Eğer dalga kayanın yerinde sabit kalması gerektiği gerçeğini kabul edip onu uzaktan sevmeyi, akışına geri dönmeyi bilseydi ne kendi parçalanacaktı ne de kaya eksilecekti.
Ben bu hikayede dalga gibi kayayı dövmek yerine, geri çekilmeyi ve denizin asıl huzuruna dönmeyi tercih ediyorum. Ne demişler, zorla güzellik olmaz.
Ancak bu hikayenin değişik bir bitişi de vardır:
Kaya uçsuz bucaksız derinliklerde kaybolmuştur, Dalga boş boş, acı içinde deli gibi kayanın bulunduğu yerde çaresizlik içinde döner durur. Yapacağı bir şey olmadığını anlayınca yavaş yavaş yoluna devam eder. Bir müddet yol aldıktan sonra ufukta bir karartı fark eder. Yaklaştıkça onun yeni bir kaya olduğunu görür. Yepyeni umutlar içerisinde o kayaya doğru süzülür, yeni bir aşk macerası başlamak üzeredir.
Bu bakış açısı hikayeye harika bir dinamizm ve hayatın gerçek akışını katıyor. Dalga bir kayanın yok oluşuyla kendi varlığının ve gücünün bitmediğini anlıyor; açık denizlere dönüp kendi özgürlüğünü yeniden kazanıyor. Ufukta beliren yeni kaya ise hayatın her zaman yeni bir umut, yeni bir ihtimal ve yeni bir başlangıç sunduğunun en güzel kanıtı oluyor.
Hayat böyle akıp gider işte. Bir bakıma akışı tercihlerimiz belirler.
"Lavinia" Özdemir Asaf
Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme, Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia
Aşk Acısı Yaşamamışsan Aşkı Tarif Edebilir Misin?
Çektiğin aşk ızdırapları bile güzeldir, hatta belki bir gün sevdiğini uzaktan bir başkası ile el ele de görebilirsin. İçin yanmış, yıkılmışsındır. Takip eden günlerde ağzını bıçak açmaz, yemek içmekten de kesilirsin, sevgilini tanıyan dostlarını ararsın, sırf ondan konu açabilmek, rahatlayabilmek için.
İşte o zamanlar en iyisi dalga ile kayanın hikayesini aklına getirip teselli bulmaya çalışmaktır, ta ki yeni bir aşk kapını çalana dek.
Ne olursa olsun, acısıyla, tatlısıyla, hüznü ile hep belleklerde en güzel anılar olarak kalır. Sonu içini acıtan ayrılıklarda bitse de hep “iyi ki yaşamışım bunları” diyeceksin ilerleyen zamanlarında. Yaşanmış aşklar hep ve her daim çok güzeldir.
Yaşamamışsan aşk acısını sanırım yine de aşkı en saf hali ile tarif edebilirsin.
"Otuz Beş Yaş" şiirinden
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç fark ettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan aşık olmayınca anlarmış
(Aslında Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur Otuz Beş Yaş şiirindeki bu kıtanın son mısrası, “insan bu yaşa gelince anlarmış” olarak yazılmıştır, ancak böyle ifade ederdi hiç sevgilisi olamamış, aşkı tatmamış olmaktan dertlenen bir arkadaşım.)
Nat King Cole - Love Is A Many Splendored Thing (Capitol Records 1955)
Hayatın akışında güzelliklerle dolu karşılığı olan aşka düşmelere, he he heyt yaşamak ne güzel diye haykıraraktan!
26 Ağustos 2026
Heybeliada