Eğitim

1957 Yılından Bir Mektup...

Sevgili Ümit Kaftancıoğlu'nun 1957'de Eğitim Hareketleri isimli dergiye yazdığı mektuptan:

"Öğretmen okulları kuruldu kurulalı bu memleket bir hayli idealist insanlara sahip olmuş ve bir çok yararlı eleman kazanmıştır. Bu kabul ettirilecek, ispatlanacak bir hipotez değildir. Herkes bilir ve takdir eder ki Cumhuriyet'in ölmez bekçileri, öğretmenlerin eseridir. Herkes bilir ki bu memlekette terakkiyi (yükselişi) onlar sağlamış, herkes bilir ki millete hakiki ihtiyaçlarını öğretmenler sezdirmiştir. Eğer bugün köylerde radyo ve dikiş makineleri varsa bunlar ithal veya imal edildikleri için değil, öğretmenlerin bunları ihtiyaç hissettirmeleriyle köylerdedir.

Öğretmenler bu kadar müessir (etkili) birer uzman olduklarına göre, ne ile taltif ediliyorlar (gönülleri alınıyor)? Gerçi, öğretmenlik kutsiliğiyle ve Tanrı san'atı oluşuyla, gölgesindekilere manevi bir kıymet ve haz veriyor olsa da yirminci asırda bunun bir kıymeti olmadığı gibi, postacının biri, bir kız babası, bir bilmem kim "...Canım, şahsiyetinizi 'ilkokul öğretmeniyim' diyerek küçültmeyiniz" demekte gecikmiyorlar.

İyi düşünür bir kimse bilmelidir ki öğretmenliğin de maddi takdirlerle taltif zamanı gelmiştir.

Bu taltifler ise var, yok değil. Fakat öğretmenlere değil, öğretmen vekillerine var.

Öğretmenler, altı veya beş sene, ekseriya yatılı bir okulun mahrumiyetleri içinde tahsil görmüş, dirsek çürütmüş ve hayatlarından gün sarfetmiştir. Ve daha, "derdi çeken bilir" kabilinden ancak öğretmen okulunda okuyanların bileceği, hayatında daima yadedeceği mağduriyetler çekmiştir.

Buna rağmen, bizler ne kazandık?

Evet, memleketimizin en ücra köşelerine ulaşıp bayrağımızı dalgalandırmak büyük bir kazançtır. Lakin, öğretmenin altı sene okuyarak kazandığı hayat anlayışı, tekrar köye gidince sönüvermiştir. O, okulda her zaman işitmiş ve itiyat (alışkanlık) haline getirmiştir ki ütüsüz elbise giyilmez, saçlı sakallı gezilmez, radyosuz, gazetesiz yaşanmaz. Hele sırasız, sandalyesiz ders yapılmaz. Ama köyde bunların hepsinin mahrumiyetini çekmekte ve mesleğin çilelerini yaşamaktadır. Köylü çocuğu öğretmenler, altı yıllık tahsillerinden sonra yeniden köye gittiklerinde yeniden yokluk içinde kalmaktadır. Bunları önlemek ve izale etmek (gidermek) kabil (mümkün) değil midir?

Yapılsa neye çare olmaz ki? Verilmeli bir şehir okuluna. Verilmeli, ama şehirde açık kadro yok ki... "Öğretmen vekilleri" doldurmuştur şehirleri. Kimdir öğretmen vekili, nasıl almışlardır bu hakkı? Beş altı senelik tahsille bizler bu hakka sahip olamıyoruz da onlar bir haftalık kursla —kurs görmeyenleri bile var, nasıl bu işin hakkını verebiliyorlar? Orta, lise ve sanat mezunu olan bu vekiller metod bilgisinden mahrum olmakla bu mesleğin ehli değil, garibidirler.

Bir şehir okulunu yönetmeyi, iki üç yüz mevcudu ele almayı, köy öğretmeninin hiç bulamadığı sandalyeye kurulmayı, köy öğretmeninin hasret olduğu bol ders araç ve gereçlerine sahip olmayı, badanalı, mozaikli sınıflarda ders yapmayı nereden hak etmektedirler? Öğretmenin öğretmenlik sanatını gösteren yıllık planlarını yapmayı dahi bilmeyen, proje, Dalton, çözümleme, sentez vs gibi ana metodlardan bihaber olanlar neden her hususta ileri, modern bir okulda vazife görmektedirler?

Öğretmen gaz bulamazken, radyosuna pil bulamazken, onlar elektrikli radyo kullanıyorlar. Kim imrenir ki öğretmen olayım? İnsan gayrı ihtiyari, "keşke sanata gidip de vekil olsaydım" diyor. Öğretmenin öğretmenlik arzusunu artırmak için onu önce köye değil şehre vermek gerekiyor. Öğretmen vekilini de faydalı bir eleman haline getirmek için köydeki öğretmenin yanında en az bir yıl eğitmek, ona bir şeyler kazandırmak gerekiyor.

Denebilir ki şehirlerde öğretmenler vardır. İnkar etmiyoruz, vardır. Ama beş tane öğretmen vekiline karşılık sadece bir tane asil öğretmen vardır. Yani asil öğretmenler vekiller, vekiller de asil öğretmenler haline gelmektedirler.

"Vekillerin, asil öğretmenlerden üstün olanları vardır" iddiasında bulunanlar yanılıyorlar.

Öğretmenlikte sevmek esastır. Mürebbi (eğitici) sever. Öğretmen okullarının en aşağı kademesinde olanlar dahi çocuk sever. Binaenaleyh, asil öğretmenler bunlardır."

***

...demiş, babam Ümit Kaftancıoğlu, "Eğitim Hareketleri" isimli bir dergiye yazdığı mektupta, 1957 baharı.