Sizden Gelenler

Ritmik atan nabız mı, kırık kalp mi?

"Aşk denilen şey diyorsun, işte nihayet ben de aşık oldum, he he heyt, dünya ne güzel, yaşamak dolu dolu, vücudunu sarmalamış mutluluk hormonları, nabzın heyecanlı ama harika ritminde atıyor, doluyor içi oksitosinle."

"Yazımızı okudum ve muhteşem buldum.

Ne eksik ne fazla.

Ek bilimsel kelimeler ekleyerek şairane söylemimizi değiştirmek istemem.

Böyle kalsın.

Kaleminize sağlık."

                                       Prof Dr. Özlem Batukan Esen

Bazen, bir anda aklıma uzun zamandır görüşmediğim bir dostum düşer, uygun zamansa hemen ararım kendisini. Bazen de, şimdi olduğu gibi, anılar yükselir bilinç altından, genel de tatlı, güzel anılardır, özellikle yaşamış olduğum maceralı bir seyahat, ya da heyecan dolu romantik bir ilişki.

Daha derinlere dalmamı ister gibi duygular yükselmeye başlayınca içimden sevdiğim şarkıcılardan Celine Dion düşüverdi şu an da aklıma. Greatest hits albümü  dinlemeye başlayınca, bu sefer de ne düştü aklına diye sorular duyar gibi oldum. Evet, doğrudur, ne olabilir ki, tabii ki sevgi, aşk, gençliğimin zarif insanları ve sevgi saygı değerler yüklü insani ilişkileri.  

Çocuklukta yaşananlar sonraki hayatımız için sanki bir hayat akışı yol haritası olmaktadır. Sevgi yumağı bir aile ortamında büyümüşseniz, mutlu ve şanslısınız demektir, aldığınız güzellikleri ve sevginizi yansıtmaya başlayacaksınız daha gençlik yıllarından itibaren. Verdiğiniz sevgilerin öylesine güzel geri dönüşleri olacaktır ki, içiniz huzurlu, yüreğiniz mutlu, nabzınız ritmik, beyninizden de mükafat olarak mutluluk hormonları hele bir de oksitosin, bir başka deyişle, aşk hormonu de akarsa kalbinize, ooo, nabız atışları, kan damarları harikalar yaratabilir.

Yazdığım bir yazıma “ Sen Hiç Aşık Oldun mu” diye başlık atmış ve şöyle devam etmiştim, “ Ne mutlu onlara ki hayatları boyunca birkaç kez aşık olmuş ve paha biçilmez heyecanlı zamanları ve dahi aşk acısını yaşamış. Aşık olmaktan daha güzel, daha haz verici başka ne olabilir ki hayatımızın akışında… Aşk kelimesi bile heyecan verici. O nasıl bir yüksek duygudur, ne heyecandır, düşündüğün anda sevdiğini yüreğin başlar küt küt çarpmaya, zor nefes aldığını fark edersin ama aynı zamanda müthiş bir mutluluk da vardır içinde..”

Oksitosin:

Bir belgesel izlemiştim Netflix’de “ İnsan; İçimizdeki Dünya” başlıklı, bu belgeselin bir bölümünde söylenenler de çok hoşuma gitmişti. Bunları paylaşmak isterim;

“ Beyin ile kalp arasında karmaşık bir ilişki yaşanmakta, sinir sinyalleri, hormonlar, duygular. Kalpte nöronlar varsa kalbin duygular üzerindeki gücü belki sadece şiirsel değildir, aynı zamanda biyolojiktir de. Beyin ve kalp birbirine vücuttaki en güçlü sinir ağıyla bağlıdır, VAGUS siniriyle. Bu sinir her gün milyonlarca mesaj iletir. Mesajların çoğu beyinden değil kalpten gelir. Ve bu ağ duyguları iletmekle de sorumludur. Olumlu sosyal etkileşimler kalpteki vagus sinirini aktive eder. Başka bir deyişle, ilişkilerimiz iç dünyamızı devamlı olarak şekillendirir. 

Dostunuza sarılırken veya flörtöz biriyle dans ederken ne hissettiğinizi düşünün. O coşkunun sebebi oksitosinin aniden artması ve doğrudan kalbe gitmesidir. Tıpkı kalbinizin korkuyla küt küt artması gibi., dokunmayla salınan oksitosin de kalbinizi rahatlatabilir. Kalp hücrelerindeki reseptörler varlığını algılar ve kalp atışlarınız yavaşlar. Ayrıca kan damarlarındaki enflamasyonu da azaltır. Sıklıkla “Aşk Hormonu” da denir, yani stres altındaki atardamar ve toplardamarlara iyileştirici etkisi olabilir.

Dans iyi bir egzersizdir, özellikle ileri yaşlarda hareket etmek çok işe yarıyor. Yaşlılar olarak sorunlarınızı, yalnızlığınızı unutmak için dans iyi gelebilir. 

Aşktan yoksun kalmanın insana çok zarar verebileceğini biliyoruz. Bundan yola çıkarak aşkın varlığı da kalbe faydalı olabilir mi? Uzun ilişkiler yaşayan insanların daha uzun yaşadığını biliyoruz. Beyin ile kalp arasında kesinlikle bir bağlantı mevcut. Ve kökenlerini daha iyi anlayabilmek için bu alanda daha derin araştırmalar yapılması gerekiyor.”

Aşkın gücünü, sevginin, sevmenin, sevilme hissinin, sarılmanın, dokunmanın, ten temasının, dans etmenin, sevdiğinle paylaştığın her şeyin, cinsellik dahil, hatta güzel kokular duymanın, sevdiğin müziği dinlemenin, dostlarla masa sohbetleri yapmanın, tatlı hayaller kurmanın salgılattığı mutluluk ve aşk hormonlarına bir de güzel ve pozitif düşüncelerle bezenmiş, beyin ve kalp arasında güzel bir ilişki kurdurmayı sağlamışsak, hayatın akışı ve nabzımızın ritmik atışı da devamlılık kazanabilecektir. 

Duygusal Stres – Takotsubo Kardiyomiyopatisi

Aşk denilen şey diyorsun, işte nihayet ben de aşık oldum, he he heyt, dünya ne güzel, yaşamak dolu dolu, vücudunu sarmalamış mutluluk hormonları, nabzın heyecanlı ama harika ritminde atıyor, doluyor içi oksitosinle.

Buluşacaksın o gün, hayaller kurmuşsun günü nasıl geçirmeli, nasıl daha da yakınlaşırız, gidiyorsun koşar adımlarla, nefes alışların tavan yapmış, vardın yanına, o da ne, sevdiğin, sevgilin bir başkası ile el ele, mutlu mesut gülümseme sarmış tüm yüzünü.

Kalbin paramparça, atardamarların kalbinin kırıklarını pompalamakta zorlanıyor, nefesin tıkanıyor, nabzının ritmi de bozulmuş, bir duruyor, bir hızlanıyor, yanına bile gidemiyorsun sevdiğinin, sen kırık kalp sendromu yaşarken sevgilin uçmuş gitmiş bile.

Hiraru Sato isimli bir Japon böyle bir kalp kırıklığı yaşadı mı bilemeyiz ancak kalbim ağrıyor, yetmiyor bana nabzımın atışları diye yanına gelenler genelde yalnız kadınlar, yaşlılar da elbette, yoğun stres altında kalmışlar. Kalplerini görüntülediğinde bir de ne görsün, kalbin şekli olmuş Japon balıkçıların ahtapot yakalamak için denize attığı bir çömlek.

Sözü “insan “ belgesine bırakarak devam edelim;

“Sevilen birinin ölümünün  veya romantik bir ilişkinin bitmesinin verdiği üzüntü gibi yoğun duygusal sıkıntılar yaşayan insanların kalplerinde ciddi etkiler oluşabildiğini biliyoruz.

Bu insanların kalbi ciddi bir biçimde zayıflayıp şekil değiştirebiliyor ve ağzı dar altı geniş bir Japon çömleği olan Takotsubo’nun şeklini alabiliyor. Buna kimi yerlerde “ kırık kalp” sendromu veya “ Takotsubo Kardiyomiyopatisi” deniyor.. 

Duygusal stresin kalp hastalığı oluşumunu arttırabildiğini biliyoruz. Tam sebebi bilinmiyor. Büyük olasılıkla kalp aşırı dozda adrenalinle doluyor ve bu da kalp hücrelerini şoke edip zayıflatıyor. 

Adrenalin gibi hormonlar beynin kalple ana iletişim yollarından biri. Ve takotsubo oluşması riski de sinirsel bağlantıların gücü ve strese verdikleri tepkiyle alakalı olabilir.

Beyinde kalp atışlarını düzenleyen bölgeler depresyon gibi duygusal durumlarla da ilintili ama kalp krizinden farklı olarak kalp hücreleri ölmüyor sadece şoka giriyor. Neyse ki kalpte oluşan hasarları büyük ölçüde düzeltmek mümkün. Kalp kendini onarma eğilimi gösterir, yani duygusal durumumuz normale döndüğünde kalbin kendisi de normale dönebilir.”

Bir tarafta mutluluk hormonları, diğer tarafta ise stres hormonları, herkesin tercihi tabii ki mutluluk olacaktır. Hayatın akışı malum inişli çıkışlı, ancak stresle baş etmeye çalışmak, endişelerden, ya olursa ya olmazsa varsayımlarından uzak durmak, güzel düşüncele yönelmek, bunları başarabilmek bedeninize, ruhunuza ve hayatımızın temposunu belirleyen nabzınızın ritmik atışına iyi gelebilecektir.

İlgi duyanlar konuya ilişkin aşağıdaki yazılarıma da göz atabilirler;

Sen Hiç Aşık Oldun mu? (paradurumu.com)

Ne Düşünürsen Onu Yaşar, O Olursun! (paradurumu.com)

Yaşam Umuttur, Umut İse Yaşamın Sevinci (paradurumu.com)

2 Temmuz 2023

Heybeliada