Sizden Gelen Hikayeler

Yazmak Üstüne!

Yazmak nedir? Neden yazma gereksinimi duyar ki insan? İşte gelip geçiyor günler, bir yerlerde de bitecek bu serüven. Ancak yazılan kalacak!

Yazmak nedir? Neden yazma gereksinimi duyar ki insan?

İşte gelip geçiyor günler, bir yerlerde de bitecek bu serüven.

Ancak yazılan kalacak!

Acaba yazmanın sihri ve çekiciliği burada mı, var olmak için mi yazar insan?

Yok olmaya, tükenişe bir karşı duruş, bir meydan okuyuş mudur yazmak?

Yoksa yazmak, bir özümseme midir? Yaşamı, insanları, doğayı...

Arıların bal yapması gibi bir şey; çekiciliği ve hoşluğu bundan olsa gerek!

Belki de insanın öz denetimini yapabilmesine, kendini yargılayabilmesine ve kendini tanımasına olanak tanıdığı için çekicidir yazmak.

Hızla yaşarız, soluk alıp veririz, bu arada binlerce kez atar yüreklerimiz… Günleri, geceleri, haftaları, ayları ve hatta yılları süratle tüketiriz. Onlar da bizi tüketirler farkında olmadan. Bir tüketim panayırıdır yaşam! Oysa yazmak; nefes almak, soluklanmak, durup düşünmek, sorup-sorgulamaktır olup biteni ve ayırdına varmaktır yaşamın!

Temmuz 2012 / İçmeler Marmaris

Adam ve Deniz

Gaipten seslenircesine bir resim göndermişler boşluktan! Arkasından da bu resme bak, esinlediklerini yaz diye buyurmuşlar! Yazmak o kadar kolay mı? Bir anda allak bullak oluyor insan. Bu gibi durumlarda insan beynine bir anda yüzlerce tümce binlerce kelime üşüşüyor. Hepsi birbirinin üzerinden atlayarak; “beni yaz, beni yaz” diyesi oluyorlar.  Sanki hepsi hapsolmuş da yazılınca özgürlüklerine kavuşacaklarmış gibi!

Bir an bu savın doğru olabileceği ile titredi yüreğim. Öyle ki, kafamızın içinde hapsolmuş bu kelime ve tümce yığınlarının, ancak yazıldıklarında, özgürleştikleri gerçeği ile bütün benliğim sarsalandı! Yazmanın özgürlüğü yoksa buradan mı geliyordu? Çünkü insan yazdıkça özgürleşiyordu! İnsanın kafasındaki kelime ve cümleler bir disiplin içinde ve bir kurgu peşinde hedefe yöneltilmiş olarak yazıldıklarında kişilik; kendilerinin ötesinde bir anlam kazanıyor ve özgürlüklerine kavuşuyorlardı! Oluşan bu özgürlük ortamı yazan kişiyi de özgürleştiriyor, mutlu ediyor ve hatta farklılaştırıyordu…

Bir anda yazmak özgürlüktür! Diye bir ses yükseldi içimden ve bütün benliğimi sardı. Arkasından “özgürlüğün ortamı özgürlüktür’’ önermesiyle sarsıldı varlığım! Öyle ki, bunca kelime, bunca tümce, özgürlüğü bu denli istiyorlar ve yazıldıklarında özgürleşiyorlarsa, insan da yazarken özgür olmalıydı!

“Gönlünce yaz, özgürce yaz” diyordu gaipten gelen ses!

Tam özgürlüğü düşünürken, başımın üstünde alacaklılar gibi, Evin Hanımı bitti. “Kalk şu ağacın dallarını keselim, evin içine giriyorlar!” dedi. Yüzüne bakmadan, “Bırak, havancıkları özgürce yaşasınlar!” dedim. Sen misin bunu söyleyen. “Sen yazaraktan kafanı yemişsin!” diyesi olmaz mı? Al bakalım, durduk yere derde saldık başımızı. Yazmak derde sokuyordu insanın başını!  Yazıldıkları için yazanla birlikte özgürlüklerinden olan ‘niceler’ (!) vardı gezegenimizde. Evrenin sonsuzluğu ve özgürlüğü ile bağdaşır bir hal midir bu? Oysa insanın kafasının içinde hapsolmuş tümce ve kelimeler dur durak bilmiyordu, özgürleşmek istiyorlardı...

Yazmak kolay değildi elbet! Kafanızın içinde bir ‘gardiyan’ gibiydiniz. Öyle ki, yüzlerce kelimeyi, onlarca tümceyi bir sıraya sokmalıydınız. Aralarında bir disiplin sağlamalıydınız. Bir anlam, kişilik, esteti, güzellik yaratmalıydınız onlarla. İnsanlara ışık, aydınlık, umut olmalıydınız sonrasında. Diğer yandan, ‘zülfü-yâre’ dokunmasın diye özen göstermeliydiniz; ‘fincancı katırlarını’ ürkütmemeliydiniz sonuçta! Yoksa başınızı derde salıyordunuz…

Evin Hanımı bana küstü! Bu cezalandırmanın en hafifiydi. Duyguları aklının önüne geçmişti. “Ne anlıyorsun yazıp çizmekten? Sanki bir işe yarıyorlarmış gibi, hangi saf okuyacak bütün bunları?” diyerekten bastı fırçayı. “Kendim için yazıyorum, özgür olmak için! Saf olduğum için de hepsini kendim okuyacağım!” dedim. Arkasından; “Ne güzel, insan dışındaki canlılar gerekseme duymuyorlar buna!” diye de ilave ettim. Sessizlik oldu bir an, Evin Hanımı mesajı almıştı; çünkü zekiydi! Bu kez daha üst perdeden çıkıyordu sesi…  Kıstım sesimi, soluk bile alamıyordum, çünkü pabuç pahalıydı!

Oturup, uzun uzun ekrandaki adama baktım, adamın denize baktığı gibi. Gökyüzü kasvet yüklüydü! Bulutlar geçit vermiyordu güneşe. Denizin de hırçınlığı üstündeydi; dalga dalga kabarmıştı. Kim bilir aralarında ne vardı? Adam da katılmıştı aralarına; yalnız ve düşünceliydi! Belli ki onlarla dertleşmek için gelmişti oraya. Adamın da güneşin de bulutların ve kabaran denizin de yüreklerinde kim bilir ne olgular ne tümceler ne kelimeler vardı ve her biri özgürlükleri için yazılmalarını bekliyorlardı, keşke yazılabilselerdi…

Şubat 2022 - Acıbadem

Yazmak!

Öyle yazmak isterim ki,

Noktaladığım her yazı;

Gönüllerde bir ahenk,

Kalplerde bir sevgi,

Kafalarda bir ışık,

Kulaklarda bir ses

Gözlerde bir umut olsun

Şubat 2010  - K.Çamlıca

Bu konuda sonuç olarak şunları söylemek isterim:

Bilindiği gibi insanoğlu mükemmel bir ‘varoluşun’ sahibi. Onun hem fizik hem de bir metafizik dünyası var. İnsanoğlu bu dünyalarla birlikte bir bütündür. Eğer yazmak (yazı) olmasaydı insanların bu dünyaları bugünkü düzeylerine hiçbir zaman erişemezdi. İnsan yarım yamalak, sadece ‘lafta’(!) kalan bir varlık olurdu. Aklı, zekâsı, bilimi ve sanatı bu denli gelişemezdi. Eğitimi, öğretimi, iletişim yetkinliği de bu günkü kıvamda olamazdı. Bu yüzden, insan yazıyı icat etmekle, kendini yaratarak, ‘insan’ olabilmiştir demek pek de yanlış bir önerme olmaz. Yazısız insan, efsanelerin, masalların, bir takım işaret ve totemlerin güdümünde ’laf’tan (!) ibaret kalacaktı. İnsanlık, insan olma yolunda her şeyini yazıya ve yazmaya borçludur. Yazıdır ki, onu mağara kovuklarından alıp uzayda yıldızların arasına koymuştur. Burada Bacon’ı anmadan geçemeyeceğim:

“Okumak insanı dolu, yazmak ince düşünceli, konuşmak da hazır-cevap yapar. Her üçünü becerebilen insan ’bulunmaz’ olur.”

Şubat 2022 - Acıbadem

Zaman Var mı?Bir şeyin önemini o şeyin yokluğunda daha iyi anlarız. Bu yüzden bir an için zamanın olmadığını varsayıp düşünürsek; karşılaşacağımız sarsıntının boyutları olayın önemini ortaya koyar.