Sizden Gelen Hikayeler

Sucuk, annem ve Hollanda

Anılar kafamda zıp zıp zıplıyor, tutamıyorum sabit, ya o an bir şey çağrışıyor yaşadığın bir anı ya da kim bilir belki farkında değilsindir ama özlemişsindir yaşadığın güzellikleri veya enteresan hikayelerini.

Artık okuyanlar ezberlemiştir benim unutamadığım Hollanda hikayelerimi, iyi ki hepsini anlatmaya kalkmıyorum yoksa eski usul gazete tefrikası oluverir…

Bir gün ofiste iken water clerk (limandaki gemiye acentelik servisi veren kişi) geldi yanıma, “Sizin bir emanetiniz varmış gemi kaptanında, bizzat gelip almanızı istedi.” dedi.

Bisikletime atladım, iki katlı deniz altındaki tünelin bisiklet ve yayalar için ayrılan katından karşıya geçip limana vardım. Kapıda görevlileri var, ancak giriş çıkışlar o kadar yoğun ki, pek bakmıyorlar giren çıkana ya da anlıyorlar değişik niyetli birileri olup olmadığını tecrübeleriyle.   

Kaptanın yanına gittiğimde bir büyük, tam da köyden şehre gönderilen tarzda bir koli. Anlattı bana hikayesini.

Aylardır gurbetteyim ya, ana yüreği işte, evladım mahrum kalmıştır oralarda bazı yiyeceklerden diye düşünmüş olacak. Halbuki ülkemizde ne varsa her şey Hollanda’da mevcut, o kadar çok Türk işçi ve çalışan var ki, marketler de lebalep... 

Annem önce gitmiş benim İstanbul’da çalıştığım şirketteki ofisime, bir güzel buyur edildikten sonra demiş “Oğluma nevale göndermek istiyorum.” Tabii çalışma arkadaşların olmaz, olamaz mümkünü yok gibisinden tatlı sözlerle ikna etmeye çalışmışlar ama nafile, kafaya koymuş bir kere, oğlu, özellikle de, sevdiği sucuktan mahrum kalmamalı gurbet ellerde…

Mahmure Denizmen anısına.  1911 - 1995

Malum, ülke gümrükleri arasında en sıkıntı ve sorun yaratandır gıda maddeleri. Yakalanırsan genelde el koyarlar. Şanslı isen geçersin. Bazen de toleranslı bir kontrol memuruna rastlarsın, görmezden gelir getirdiklerini.

Sene 1974, New York Havalimanı’nda gümrükten geçerken açar mısın dedi gümrük memuru valizi. O devirde gümrük duvarları bugüne nazaran çok daha sıkı kontrollü. Ooo valizde baklavalar, lokumlar benzer gıda paketleri, eyvah gitti hepsi, emekler, paralar ve dağıtacağım hediyeler... Babacan tavırlı görevli memur hiç unutamadığım bir jest yaptı bana. “Happy Birthday Sir, bugün sizin doğum gününüz ben de size hediye olarak bunları geçirmenize müsaade ediyorum doğum günü hediyem olarak kabul ediniz.” demez mi… Ne güzel, pasaportumda dikkatini çekmiş demek ki doğum tarihim. Onun için sıradan bir an, bir keyif bağışlayışı idi ama ben bugün hala anımsarım. Son yıllarda hiçbir gümrükte hatırlamıyorum valiz kontrolünü yaptıklarını, belki istisnai hallerde, eski devirleri yaşayanlar anlar ancak bana yapılan jesti.

Hikayemize geri dönersek, annem allem etmiş kallem etmiş, zaten geri döndüremezlerdi ki annemi, ikna etmiş acente personelinden birini, atlamışlar acente motoruna, Dolmabahçe açıklarında demirde bulunan bir gemiye, bordadan sarkıtılan  merdiveninden çıkmışlar. Tabii şansınsa Rotterdam’a uğrayacak bir gemiye rast gelmesi… Artık gerisini hayal edin, kim bilir gemi kaptanına neler söyledi de kaptan refüze edemedi…

Karadeniz’den fındık yükleyen gemiler bir mazeret bulur, İstanbul limanda bir gün demirde kalır, evi İstanbul’da olan gemi personeli de evlerini ziyaret ederdi.

Sucuklar terlemiş azalmış balkonda asılı dururken… 1972, bir yaz günü, Rotterdam.

Rotterdam Limanı’ndaki yüzlerce rıhtımdan birinde gemiden elinde gıda paketi ile çıkmak risk taşır. En sonunda buldum bir çare, bir şekilde bisikletime yükledim, gizli bir manevrayla gümrüğü aşıp eve getirdim. Sucuklar terledi terledi durdu, çok yumuşaktı galiba, sonra yedik mi yemedik mi ya da ne kadarını yedik hatırlamıyorum.

5 Ağustos 2022

Heybeliada