Sağlık

Tekrar Tekrar, Üzerine Basa Basa, Yine ve Yeniden...

Minik bir uyarı ile başlayacağım. Günde belki beş, belki on defa sosyal medyada karşılaştığım bir video konsepti var: İşte, "Biz öldük bittik. Üzüme 5 Lira veriyorlar. Elma 10 Lira. Marul için 2 Lira dediler, çöpe döktüm" vesaire.

İzleyicilerden doğrudan veya dolaylı şekilde destek talep eden bu kişiler elbette benim de dikkatimi çekiyor. Başta üzüldüm de açıkçası ve kendilerine ulaştım. Pek çoğuna yazdım, işte, "Kardeşim, video çekmişsin, gördüm, üzüldüm. 5 liraya üzüm mü olur yahu, gel ben aracı olayım, bir sürü çevrem var, en azından 40 - 50 alırsın kilosuna..." filan.

Sıfır dönüş. 20 tanesine yazdıysam 19'unda sessizlik. Belki bir tanesi cevap veriyor, verdiği cevap da "Sen kimsin? Uzaksın getiremem. Sen de gelemezsin. Konum gönderemem. O bahsettiğim üzüm şaraplık üzümdü, elimde 100'e var şu an"...

Elma, ceviz, mor erik... Hangi ürün için kimi aradıysam sonuç aynı.

İnsan uyanıyor tabii. Çekimlerin açısı, ışığı, sesteki profesyonellik filan, bu gözle bakınca çok rahatsız edici geliyor, ama bundan da öte iyi bildiğim bir gerçek var: Yardıma gerçekten ihtiyaç duyan hiçbir insan gerçek hayatta eline telefon alıp reels çekmiyor.

Yalana teslim edilen her 'iyilik' gerçek ihtiyaç sahiplerinin sofrasından çalınmış bir tabaktır. Bizim memlekette yardımlaşmaya çok kıymet veriliyor. Bu güzel bir şey, ancak bu duygu her an, her gün, her kademedeki insanca suistimal ediliyor. Tümüne dikkatli yaklaşmanızı tavsiye ederim. Yazışmalarınızda bölge, ÇKS belgesi, açık adres, tapu filan... Sorun yani.

Zeytinyağında daha ciddi bir durum var.

Zeytinde kazanç ağacın bol verdiği seneler sürümden, az verdiği seneler birim fiyatından elde edilir. Bu iş bin yıldır böyledir.

Asıl mesele fiyat değil yani. Tek bir zeytin bile dalda kalmaz, hepsi mutlaka toplanır.

Fakat piyasada çok fazla sahte zeytinyağı var, sorun burada.

Ülkemizde toptan kullanıcılar ve ev kullanıcıları toplamda diyelim ki 500 birim zeytinyağına ihtiyaç duyuyorlar.

Tüm zeytin üreticilerinin ürettiği toplam zeytinyağı da aşağı yukarı 500 birim. Yani arz ve talep başabaş gidiyor. Harika.

Bir noktada pamuk yağı devreye giriyor. Yine diyelim ki 400 birim pamuk yağı, piyasadaki zeytinyağının bir kısmı ile belirli oranlarda karıştırılarak piyasaya sürülüyor. Piyasada gerçek + sahte = toplamda 900 birim zeytinyağı oluyor.

Sahte zeytinyağını satanlar daima bağıra çağıra satıyor. Ellerinde neredeyse hiç kalmıyor. Tüketici bunlardan ucuza zeytinyağı aldığını zannederken üreticinin elinde ise dev bir gerçek zeytinyağı stoğu kalıyor. Diyelim 100 gitti, kaldı 400 birim. Ne yapacak bununla?

İşte oradaki 400 birimi de ihracatçı satın alıyor, hem de çok, ama epey çok düşük, bedavadan bir tık üst fiyata.

Ne kadar iyi anlatabildim bilmiyorum? Daha iyi anlatabilmek için fiyatlayacağım.

Üretici zeytinyağını pırıl pırıl üretiyor, katıksız. Litre fiyatı 300 - 350 TL arası olunca dökmede onu kurtarıyor.

Sahtekarlar ise pamuk yağı ile karıştırılmış zeytinyağını 200 - 250 arası, bağır çağır marketing ile piyasaya kitliyorlar.

Piyasada talep doyunca ihracatçı geliyor, üreticinin elinde çakılı kalan gerçek zeytinyağını 100 liraya alıyor.

Her sene bu saçmalık dönüp duruyor.

Gerçek savaş sahtekarlarla verilmeli. Sahte yağ arzı ortadan kalktığı anda zeytinyağı kendini yaşatacak kıymeti kendiliğinden bulacaktır.

Lütfen şüphelendiğiniz her durumda hiç beklemeden CİMER yapın.

Sahte zeytinyağının en bilinen, en çok karşılaşılan satış metodları şunlardır:

Yol kenarı, araba arkaları, bagajdan satış... Bunlar köylü kostümü ile yapılır.

Sosyal medyada köylü isimleri ve yine kostümleri ile yapılır.

Pazarlarda köylü teyzelerin önlerine meşrubat şişeleri bırakılır, prim verilerek yapılır.

Zeytinyağını bilmeyen, tanımayan Doğu illerindeki bakkal, çakkal gezilir; "İzmir'den eniştem yollamış" yalanlarıyla satış yapılır.

Restoranlara satış yapılır. Onlar tabii bilir. Salatanıza dilediğiniz gibi dökmeniz için masaya getirilen yağ, hemen her zaman pamuk yağıdır. Bunlara karşı dikkatli olmak yetersiz, baskı da yapılması lazım. Oturduğunuz bir masada bunu gördüğünüzde garsonu çağırıp "Kaldır kardeşim masamdan şunu, zerre kadar tadı yok, bir daha denk gelirsem Gıda Müdürlüğü'ne ihbar edeceğim" filan... Bunu lütfen yapın.

Çünkü talep olduğu sürece devam edecekler. Ekstrem örnekleri merak edenler bana özel mesajla ulaşabilirler. Kendileriyle birkaç haberi paylaşırım.

Bizi sorarsanız, çok yoğun bir haftayı zihinsel antrenmanlar ile geçirdik.

Kış ürünlerini toplayıp indirmeye başladık. Bir yandan ayıklıyoruz. Satışa uygun olanlar dükkanlara gidiyor, satışa uygun olmayanları değerlendirmek için çok kafa yoruyoruz. Klasik Anadolu kiler işlerinin mega boyutu olarak düşünebilirsiniz. Epeyce mega ama. :)

Çok şükür ki tam geri dönüşüme uygun analitik düzlemde ineklerimiz, koyunlarımız, keçilerimiz ve koyunlarımız, atlarımız ve tavuklarımız var. Bu ekip arkadaşlarımız da dükkanlardan dönen yeşil sebzeyi, meyveyi, değirmenden dönen kepeği, taşta kırılmamış bulguru filan anında dönüştürüyorlar. Süte, yumurtaya... Zayiatımız sıfır.

Ancak ekonomide yaşanan süper dengesizlik herkesi vurduğu gibi bizi de vuruyor ve bizi de çok zorluyor. Büyükşehir şartlarında dükkan kiraları, vergi, stopaj, ısıtma, soğutma, personel, altyapı noksanlıkları... Yakıtı beri kalsın, araçların servisi, parçası, cezası... Bunlar acayip ve çok yorucu. Üretimdeki odağımız zaten belirli bir ölçüde zor iken bu kısım da pek ballı börek değil maalesef... Hayırlısı diyelim.

Dünyanın genelinde Covid sonrası düzen otururken maalesef biraz tuhaf oturdu. Oranladığınızda fark ediyorsunuz ki her şeyin karşılığı değişti. Pandemide evde kapalı kalan pek çok insanın bulaşmadığı yanlış iş, alışmadığı yanlış şey kalmadı. Öte yanda çok büyük bir kesim ansızın çok zengin oldu. Emekle kazanılsa bu şekilde harcanamaz denilen tuhaf bir kültür oluştu. Bir ara bunu da kendimce yazacağım.


Sevgiler

Pınar