Oksitosin: Güven ve Güvensizlik Duygusu
Dokunma, sarılma gibi fiziksel temasın modern hayatın sonucu olan yalnızlık ve psikolojik rahatlama arayışını azaltmaya yardımcı olabileceği düşüncesi bazı ülkelerde yeni “dokunma ekonomisi” modelleri ortaya çıkarmış ve bu da pek çokları için çekici hale gelmektedir.
Oksitosin Üreten “Dokunma Ekonomisi” Girişimciliği!
- İnternette rastlamıştım, CBS haberlerde. Başlık şöyle: “New York'taki Sarılma Evi'nin Sahibi ve İşletmecisi Müşterilerine Sarılma ve Rahatlama Sunuyor”. Sarılma satmak tamamen yasal. Sarılma Evi'nin sahibi Jacqueline Samuel isimli kadın, dokunmaya hasret yabancılara para karşılığında sarılma hizmeti sunuyor. Saati 60 dolar, son trendin bir parçası. J. Samuel muhabire şöyle diyor, “Yatağa giriyoruz, ikimiz de pijamalarımızla yan yana uzanıp sarılıyoruz." Sarılma merkezlerine gelenler sarılarak aslında oksitosin seviyesini artırıyor ve birilerine güven duymanın hazzını yaşıyorlar.
- Amerika’da yıllardır profesyonel “cuddling” (sarılma terapisi) hizmeti veren işletmeler var. Bu tarz hizmetlerle tanınan isimlerden biri Samantha Hess. 2010’ların ortasında Portland’da “Cuddle Up To Me” adlı bir sarılma işi kurdu ve kısa sürede yüzlerce müşteri çekti. İnsanlara saatlik ücret karşılığında platonik sarılma sunuyordu; hizmet, dokunma ihtiyacı ve duygusal rahatlama arayanlar tarafından talep gördü.
- New York’un Dokunma Terapisi Uzmanları. Hızla büyüyen bir profesyonel sarılma topluluğu var. Bazı terapistler “cathartic care -katartik bakım” adıyla sarılmanın yanında güven, rahatlama ve yakınlık hissi yaratmayı amaçlayan dokunma seansları sunuyorlar. Bu seanslar çoğunlukla platonik ve rahatlatıcı nitelikte. (Katartik bireyin ruhunu arındırma temizleme anlamında.)
- Cuddle Parties – Sarılma Partileri: İngiltere’de Bristol merkezli Embrace Connections (Bağlantınızı Kucaklama) gibi işletmeler yalnızca birebir sarılma değil, aynı zamanda “cuddle party” tarzı grup etkinlikleri de düzenliyor. Katılımcılar bir araya gelip güvenli sınırlar içinde sarılıyor, fiziksel bağlantı ve sohbetle sosyalleşiyorlar. Birebir seanslar genelde ~£75 civarında ücretlendiriliyor.
- Sarılma Salonu : Varşova’da açılan bir sarılma salonu, yalnız hissedenler için kurulan farklı bir mekan olarak dikkat çekmişti. Burada müşteriler saatlik ücretle sarılma hizmeti alabiliyorlar. Sarılmacılar önceden eğitimden geçiyorlar ve hizmet platonik olarak veriliyor. Salon aynı zamanda rahatlama alanları, çay-kahve gibi sosyal rahatlama imkanları da sunuyor.
- “İnek sarılma terapisi” : Dünya bakımından biraz daha sıra dışı olan bu trendde, özellikle Hollanda kökenli birkaç terapi programında insanlar ılımlı dokunma terapisi için ineklerle vakit geçiriyorlar. Bu programlarda ziyaretçiler, inekleri sevip okşayarak streslerini azaltmayı deniyorlar — bir nevi hayvan destekli terapi. (Bu, doğrudan bir işletme olmayabilir, ama dokunma odaklı alternatif bir “wellness-iyileştirme- trendi” olarak haberlere çıkmış durumda.)
- Hindistan : COVID sonrası dönemde Hindistan’da da profesyonel sarılmanın benzeri “healing touch” (iyileştirici dokunuş) trendi gündeme geldi. Bazı terapistler kişisel sarılma seansları ve küçük grup etkinlikleri sunmakta.
Yalnızlık oranlı toplumlarda bu trendler daha çok görülmektedir. Amerikan ekolünde ise “kendine güveni yüksek “ çocuk yetiştirmek adına temasın en aza indirildiği durumlarda sarılma merkezlerine ihtiyaç duyulduğu bir vakıa. Ne dersiniz, Jacqueline Samuel bireysel ve kollektif iyilik mi sunmakta ve ilginç bir girişimci olarak para mı kazanmakta? Zira bir şekilde oksitosin salgısından mahrum kalan anneler çocuklarını ihmal edebiliyorlar. Böyle ailelerde büyüyen çocuklar ise empati yoksunu ve stresli olabilmektedir.
Nöro-ekonomist Paul Zak tarafından yapılmış ilginç bir araştırmada düğünlerde çoğu kişi tarafından oksitosin salgılandığını tespit edilirken en çok salgı düzeyinin gelinde olduğu görülmüş. Gelinin yüzde 28 oksitosin değerine karşın damadın seviyesi yalnızca yüzde 13 artmış. Oksitosin artırmak için düğünleri kaçırmayın mı demek istemekte kendisi?
Nedir Bu Oksitosin?
Beyinde bulunan hipotalamus bezinde üretilen oksitosin aşk hormonu olarak bilinse de hem doğum gibi fizyolojik hem de sosyal bağlılık gibi davranışsal süreçlerde önemli rol oynar. Aynı zamanda sarılma, yakınlaşma hormonu, sadakat ve bağlılık hormonudur. Bu nedenle oksitosin hormonunun sosyal ilişkiler üzerindeki etkisi günümüzde pek çok çalışmaya konu olmaktadır.
Oksitosin hormonu duygu durumumuzu dengeler; kan dolaşımımızı düzenler; kortizolü düşürerek stresimizi azaltır; bağlılık ve sadakat duygumuzu güçlendirir. Doğum anından itibaren aile-çocuk arasında kuvvetli bir bağ kurmada etkilidir. Oksitosin eksikliği çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir. Bu nedenle oksitosin hormon değerlerini dengelemek önemlidir. Oksitosin eksikliği durumunda tedavi için sentetik oksitosin kullanılabilir.
Oksitosin hormonu yüksek olanlar daha sadık olabilmektedir! Bir bilim adamı olan, Kaliforniya Claremont İhtisas Üniversitesi’nden nöro-ekonomist Paul Zak oksitosinin ahlak molekülü olduğunu söylüyor. Paul Zak’a göre oksitosin bireyleri etkilediği kadar toplumları da etkiliyor. Zak işin ahlaki boyutunu ele alıyor. Zak’ın, burundan sentetik oksitosin vererek yaptığı deneylere göre oksitosin seviyesi artırıldığında insanlar daha verici, cömert ve duyarlı oluyorlar. Zak, hem bireysel hem de kolektif iyilik için yapmamız gereken iki şey olduğunun altını çiziyor: Oksitosini artıran yollar aramak ve onun salınımını engelleyen hormonların etkisini azaltacak çözümler bulmak.
Duayen psikolog Acar Baltaş (klinik nörofizyoloji doktorası sahibi ve ilk nöropsikologlardan) Paul Zak görüşlerine karşıt olarak şunları söylemektedir:
“Paul Zak adlı bir araştırmacı, insanların oksitosin düzeyinin artmasının güven, empati ve yardımlaşmayı artırdığını ileri sürmekte ve oksitosine “ahlak molekülü” adını vermektedir. Gerçekte bu sonuçlar araştırmalarla tekrarlanmış ve bilimsel açıdan geçerlilik taşımaktadır. Ancak araştırmalar aynı zamanda oksitosinin kıskançlığı, kötü niyeti ve kayırmacılığı da etkilediğini, hatta bazı durumlarda yardımlaşmayı düşürdüğünü ortaya koymuştur. Bu açıdan bakınca oksitosin için “ahlaksızlık molekülü” de diyebiliriz. Görüldüğü gibi, gerçek anlamda bilimsel çalışmalarda elde edilen bulgular, marketlerde yaptığımız gibi istediğinizi seçip istemediğinizi dışarda bırakacağınız bir nitelik taşımaz. En tehlikeli yalan içine doğru karışmış yalandır.”
Oksitosini Doğal Yollarla Arttırma
- Düzenli egzersiz yapmak
- Düzenli olarak gün ışığı almak
- İnsanlarla sağlıklı ilişkiler kurma, sosyalleşme
- Sevdiklerinize sarılmak
- Evcil hayvanınızla vakit geçirmek
- Masaj yaptırmak
- Yoga ve meditasyon yapmak
- Sevdiğiniz müzikleri dinlemek, şarkı söylemek
- Ilık suyla ve yapabiliyorsanız soğuk su ile duş alma
- C vitamini ve magnezyum desteği, badem, muz, bitter çikolata, hurma tüketme
- Libido arttırmak, cinsellik yaşamak
Oksitosin ve Güvenme Duygusu İlişkisi
Oksitosin, genellikle “sevgi hormonu” veya “bağlanma hormonu” olarak bilinir ve sosyal bağları güçlendiren, empatiyi artıran, güvenmeyi teşvik eden bir nöropeptiddir. Bu hormonun özgüven ve güvenme duygusu ile ilişkisi şu şekilde açıklanabilir:
1. Güvenme Duygusu ve Oksitosin
• Oksitosin seviyeleri arttığında, insanlar başkalarına daha fazla güvenme eğiliminde olur.
• Grup içindeki bireylerin birbirine güvenmesini ve işbirliğini artırarak sosyal bağları kuvvetlendirir.
2. Özgüven ve Oksitosin
• Oksitosin, sosyal kaygıyı azaltarak bireyin kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilir.
• Toplum içinde kendini güvende ve kabul edilmiş hissetmek, özgüvenin artmasına yardımcı olabilir.
• Ancak oksitosin doğrudan özgüveni artırmaz; daha çok kişinin sosyal ilişkilerinde rahat ve kendine güvenli hissetmesini destekler.
3. Oksitosinin Yan Etkileri ve Sınırları
• Oksitosin her zaman olumlu etki yaratmaz; grup içindeki güveni artırırken dış gruplara karşı daha şüpheci veya rekabetçi bir tutum sergilemeye de neden olabilir.
• Aşırı güven bazen mantıksız riskler almaya yol açabilir.
Bir başka görüş şunu tartışır: Oksitosin genel güven mi yoksa ihtiyatlı davranış mı sağlar? Genel güven, başkalarının güvenirliliğine ilişkin inançları ifade ederken, ihtiyat, yüksek sosyal belirsizlikle uğraşırken dikkatli olunması gerektiği inancını ifade eder. Bu da oksitosinin güvenin bileşenleri arasında genel güvenden ziyade ihtiyatı düzenlemede rol oynadığını öne sürmektedir.
Oksitosinin salgılanmasını asıl azaltan şey: Stres
Erken yaştan itibaren sevgi ve ilgi görmeyen çocukların oksitosin reseptörleri gelişmezken psikolojik ve duygusal gelişimleri de yavaşlıyor. Böyle ailelerin çocukları ve özellikle de kadınlar fazla arkadaş edinemiyor, sağlıklı ilişkiler kuramıyor ve annelikte de problem yaşıyorlar. Oksitosin yoksunluğunun en uç noktası ise psikopatlık. Psikopatlarda empati duygusundan eser olmuyor; karşılarındaki insanları eşya gibi görüyorlar.
Son yıllarda oldukça araştırılan oksitosin aslında geleceğin umudu da. Otizm, kişilik bozuklukları, bunalım gibi hastalıklara çare olacağı düşünülen ilaçlar üzerinde çalışılıyor. Bu kadar etkili olan bir hormonun salgılanması için her gün sevdiklerinize sarılmayı ve iyilik hissini içinizde hissetmenin dahi yetebileceğini unutmayın.
Bol ve yüksek oksitosinli günler...
19 Ocak 2026
Suadiye