Karaciğer Temizliği “Dil"den Başlar…
Oldukça yoğun bir Ocak ayını geride bıraktığımız şu günlerde bedenimizle ilgili bazı şeyleri de geride bırakmanın, temizlemenin, atıklardan arınmanın iyi olabileceğini düşündüm.
Sürekli bir öfke halindeyiz. Sokakta, trafikte, bireysel ilişkilerimizde, sosyal medyada, tanıdığımız tanımadığımız herkese sürekli küfürler söylüyor, önce kendimizi sonra da çevremizdekileri negatif enerjilerle dolduruyor ve tüm bedenimizin sinirden, öfkeden kaskatı kesilmesine neden oluyoruz.
Peki bütün bu öfke vücudumuzda nereye gidiyor? Daha doğrusu nerede birikiyor?
Vücudumuzun belki de en kıymetli organı olan karaciğerimizde!
Ne kadar büyük bir iş yaptığının, ne kadar çok çalıştığının, ne kadar yük kaldırdığının pek farkında değiliz. Verdikçe veriyor, yüklendikçe yükleniyoruz üstüne. O da son raddesine kadar sesini çıkarmıyor. Bende bir sorun var demeye başladığı zaman zaten iş işten geçmiş oluyor! Karaciğerimiz öyle bir organımız ki, bütün kötü alışkanlıklarımıza rağmen çok uzun seneler bizi hiç üzmeden, rahatsız etmeden işini yapıyor. Mu acaba? Aslında biraz da bir şeyler gösteriyor da biz anlamıyor olabilir miyiz?
Gelin öncelikle, biraz karaciğerimizi tanıyalım:
- Vücudumuzun en büyük iç organıdır. Ortalama olarak 1.3-1.5 kg ağırlığındadır ve karın sağ üst bölgesinde yer alır. Ancak büyüklüğünden çok daha etkileyici olan aynı anda yüzlerce görevi yerine getirebilmesidir.
- Vücudumuzun iç dengesini (homeostazı) koruyan temel süreçlerin büyük bir kısmı bu organ tarafından gerçekleşir.
- Detoksifikasyon (arındırma; ilaçlar, alkol, çevresel toksinler, hormon atıkları, metabolik atıklar gibi)
- Safra üretimi ve sindirim (yağların sindirilmesini sağlar, yağda çözünen vitaminlerin (A,D, E, K gibi) emilimine yardımcı olur
- Kan şekeri dengesi (Fazla glikozu glikojen olarak depolar.)
- Hormon metabolizması (Östrojen, kortizol, tiroid hormonları gibi hormonların parçalanması ve dengelenmesinden sorumludur. PMS, perimenopoz belirtileri, şişkinlik, kilo artışı gibi semptomlara yol açabilir.)
- Bağışıklık ve Kan Filtrasyonu (kandan bakteri ve toksinleri temizler. Bağışıklık hücrelerini destekler. Bu nedenle güçlü bir karaciğer güçlü bir bağışıklık sistemi demektir.)
Çok kısaca görevlerini anladıktan sonra kanımca asıl önemlisi bizim onu nasıl anlayacağımız ve ona nasıl destek olacağımız. Daha önce de belirttiğim gibi karaciğerimizin en büyük özelliği sessizce çalışması ve uzun süre yardım istememesidir, ama o yine de bize bazı sorunları olduğunu kendince göstermeye çalışır. Nasıl mı?
- Yüzde şişlik ve ödem: Göz altlarında ödem ve torbalanma, boyun ve çene altı bölgelerinde dolgunluk. Bunun sebepleri arasında;
- Karaciğerin yeterince albümin proteinini üretememesi (albümin, suyun kan damarları içinde kalmasını sağlar. Albümin eksikliği olduğunda damarlardaki sıvı hücreler arası boşluğa geçer, sıvı dengesi bozulur ve yüzde ya da bacaklarda ödeme neden olur.)
- Lenfatik dolaşımın bozulması. Karaciğerin detoks kapasitesi azaldığında lenf drenajı bozulur; sıvı, doku aralıklarında birikir.
- Hormonal dengesizlik.
- Göz altında koyu halkalar: Mor, gri-mavi ya da kahverengimsi koyu halkalar gibi tabir edilen bu halkalar uykusuzluktan farklı olarak süreklidir. Sebepleri olarak:
- Toksin birikimi
- Kan dolaşımının yavaşlaması
- Sarılık: Gözlerde özellikle göz akında ve ciltte sarı renk tonu oluşmasıdır. Sebebi ise, kırmızı kan hücreleri parçalandığında ortaya çıkan sarı renkli Bilirubin maddesinin karaciğer tarafından yeterince metabolize edilememesi ve kanda birikmesidir.
- Yüzde örümcek ağı görünümü: Özellikle burun ve yanaklarda görülen örümcek ağına benzeyen ince kılcal damar çatlaklarıdır.
- Dil üstünde değişiklikler ve ağız kokusu: Dilin üzerinde beyaz ya da sarımsı tabaka ve kalıcı bir ağız kokusu oluşmasıdır. Diş fırçalamakla geçmeyen sürekli bir ağız kokusudur. Bunun nedenleri arasında:
- Bağırsak florasının bozulması ve disbiyozis
- Vücutta amonyak birikiminin artması
- Yetersiz sindirim ve toksin artışı
- Özellikle B12 ve B grubu vitamin eksikliği
- Cilt hassasiyeti: Özellikle kol ve bacaklarda şiddetli kaşıntı şeklinde kendisini gösterebilir.
- Özellikle yanak ve çenede yağlı kızarık sivilce oluşumu
- Ciltte hiperpigmentasyon: Ciltte bazı bölgelerde (yüz, yanaklar, ağız çevresi, boyun, koltuk altı gibi) renk değişikliğinin artışıdır. Ciltte küçük kahverengi veya gri tonlarda
lekeler şeklinde kendisini gösterir.
-
Ksantelazma: Genellikle göz çevresinde göz kapağının iç tarafında veya üzerinde oluşan yumuşak, sarımsı plaklar şeklinde görülen yağ birikimleridir. Karaciğerin önemli görevlerinden biri olan kolesterolü safraya dönüştürüp bağırsak yoluyla vücuttan atamaması nedeniyle oluşur.
-
Avuç içi kızarıklığı
-
Kollar ve bacaklarda kolay morarma
-
Terry Tırnakları: Neredeyse tüm tırnağın buzlu cam gibi opaklaşması ve yarım ay kısmının silinmesi
Karaciğerimizin en büyük düşmanını alkol diye biliriz, öyle söylenegelir. Doğrudur da, ama günlük gıda tüketimimizde ondan bile daha zararlı bir madde var: Fruktoz! Dünya Sağlık Örgütü tarafından “büyük gıda tüketicileri” lobisi nedeniyle “bağımlılık yapan maddeler” arasında gösterilmeyen, aslında sigaradan, alkolden, uyuşturucudan pek de farkı olmayan bağımlılık yaratan bu madde yediğimiz tüm paketli gıdalarla, tüm pastane ürünleriyle, hazır ve konserve yiyeceklerle, asitli ve enerji içecekleriyle hayatımızın tam ortasında. Hem de hiçbir yasak, kural-kaide, düzenleme olmadan!
Biz her gün bu maddeleri yediğimizde fruktozun küçük şeker molekülleri dilimizin üzerindeki tat memeciklerinin üstünde kalarak beynimize sinyal yollar. “Dün yediğin pastadan yine yesene! Şu şekerli içecek çok güzeldi, yine içsene!” gibi... Ve biz de beynimizin istediğini yerine getirir, defalarca o fruktoz içeren paketli gıdaları, içecekleri seve seve tüketmeye devam ederiz.
Karaciğerimizi sağlıklı tutabilmenin ilk adımı dilimizden geçer. Sabah ve akşam diş fırçalamamızın ardından dil fırçasıyla yapacağımız dil temizliği ile dilimizin üzerindeki tat memeciklerinin üzerine yapışmış fruktoz moleküllerini temizler, onların bir sonraki gün beynimize sinyal göndermesini engellemiş oluruz. Böylelikle oluşan kısır döngüden kurtulmak için en önemli ve ilk adımı atmış oluruz. Sonrasında ise bedenimizi yavaş yavaş
- Brokoli, lahana, turp, sarımsak gibi sülfür içeriği yüksek enzimlerle,
- Avokado, zeytinyağı, çiğ kuruyemişler gibi antienflamatuar sağlıklı yağlarla
- Düşük karbonhidrat ve düşük glisemik indeksli gıdalarla
- Yüksek proteinli, merada otlayan organik etlerle
- Yumurta, balık, nohut, yeşil mercimek gibi kolin içeren gıdalarla besleyerek içten dışa onarabiliriz. Bu esnada da vitamin takviyelerimiz ve hint yağı sargısı ile sıcak su torbası lenf akışını hızlandırarak karaciğerimizin daha hızlı bir onarım içine girmesini sağlayabiliriz.
Hani dedim ya, karaciğerimizi sağlıklı tutabilmenin ilk adımı dilimizden geçer diye. Buna ağzımızdan çıkan, dilimizden dökülen kelimeler de dahil. Ağzımızdan çıkan her olumsuz, öfkeli sözcük, her küfür bedenimize, özellikle karaciğerimize attığımız kocaman bir yumruktur. Öfkenin ve sinirin biriktiği yerdir burası!
Hadi, gelin o zaman beraberce önce “dilimizi” temizleyelim sonra bedenimizi…
Sevgiler,
Ayça 💛