Sağlık

Bindik Bir Alamete...

Turkish marketinge tüm hızıyla dahil olan, üzerine yalan, dolan, atmasyon destanlar yazılan, birbirinden acayip şişelemeler, mücevher ambalajlarla sunulan zeytinyağlarıyla bir 10 sene herkesi yedi, içti, tükettiler. Öyle bir noktaya gelindi ki genele şöyle bir imaj yayıldı:

Cebinde paran varsa zeytinyağı tüketicisi olabilirsin.

Zeytinyağı halka ve genele ait değil de seçilmişlere ait bir üründür. Öyle lombur lombur salataya filan dökülmez. Dökülemez! Adeta bir eczacı hassasiyetiyle damlalıkla kullanılacak. Kalitesi 40 madalya almış yağlarımız var, ama "maalesef, pamuk eller ceplere"...

Önce hasat ve dolum yalanları: "Aya baktım, gece tek tek topladım"lar...

Sonra, "Polifenolüm çok yüksek. Seninki mi yüksek benimki mi?" olayları... 

Ardından da 'boğazınızı yakacak' hikayesi. Üstelik grek salatasındaki bal gibi yağları övüp ekmek bandıranlar, evet, tastamam onlar yaptı.

Dandik yağları inanılmaz fiyatlara kitlemece trendi ile insanları zeytinyağından soğuttular, korkuttular.

Kredi kartı limitini kontrol ederek 500 gram yağ aldı insanlar. O da ancak salataya gitti.

Modaya herkes uydu. Raflarda, yani sahte yağın pek de olmayacağı alanda yağ fiyatları şiştikçe şişti. "O yaptı, ben niye eksik kalayım?" dendi, etiketler mütemadiyen döndü durdu. Fark ettim ve çok üzüldüm. Defalarca zeytinyağının o dönemki tavan fiyatını verdim. Yetmedi, marka yazdım. Ucuzluk marketlerinin bunlarla aynı, hatta daha iyi kalitede zeytinyağını gayet normal, olması gereken fiyatla sattığını yazdım filan.

Okundum mu, okunmadım mı, bilmiyorum. Ancak raflarda kabaran fiyatın sahaya etkisi berbat oldu.

İnsanlar daha ekonomik diye, sosyal medyada gördükleri köylü abla/ şiveli teyze imajlarına kanıp sahte yağları aldılar. Bu yağlar piyasaya 1000 türlü marka, kooperatif, şu-bu adı altında da itelendi. Bugün senede en az 500 sahte marka tespit ediliyor. Pıtrak gibi birini kapatıp ertesi gün diğerini açıyorlar. Pazarlar köylü dayı, teyzeler ve kola şişesine doldurulmuş  sahte zeytinyağı ile dolup taşıyor. "Bilmem Nereden Köy Ürünleri" markası: Firmaya bakıyorsun, sahte zeytinyağından en az üç işlemi var. Demem o ki zeytinyağı piyasasında şu oldu:

Stoklarda dünya kadar zeytinyağı var (hakikisinden). Vatandaş ise stoklardaki ile birebir aynı miktarda sahte zeytinyağını satın aldı. Burada bir dram var: Sahte zeytinyağını vatandaş normal, gerçek zeytinyağı ile aynı fiyattan satın aldı.

Kitlemeciler ise umdukları kadar çok satamadılar, çünkü hedef kitleleri İspanya, İtalya, Yunan adalarını filan gezen kitleydi. Yani orada markete giren, fiyat gören, restoranda sofraya gelen alelade zeytinyağının ise bu arkadaşların 99 madalya almış yağına 5 çektiğini fark eden insanlar. Haliyle bu kitle "mevzuya ayıktı", onuncu sınıf zeytinyağının kendilerine anormal fiyata kitlendiğini anladılar. Kitlemecilerin iş modeli çöktü. :) Nihayetinde ise zeytinyağı işinin içine edildi.

Satış fiyatları halen yüksek, ama elde acayip bir yağ stoğu var. Halk, sayelerinde zeytinyağı yemedi, almaya korktu, fiyatını sormaya bile korktu.

Benim diyeceğim o ki bunlara paye vermeyin! Bunlar girişimci filan değil, zararlı organizma ve her biri de benden nefret eder, sağ olsunlar. Yapacağınız şey etiketi okumak ve asit aralığı 0,5 ile 2 arası, litre fiyatı da 500 - 600, maksimum 700 olan zeytinyağını almak. Üstüne beş kuruş para vermeyin.

Egeliler bu dümene zaten gelmezler. Köyden, komşudan filan bulup alırlar veya kendilerinin vardır vs Hiç olmadı, bilirler.

%100 değil de %90 eminseniz bile analize sokun. Tek tük oluyor, olabiliyor maalesef.

Bir markayı ve çizgisini tekrar öveceğim. Alhatoğlu. Ekonomik markası Sırım (ya da Sızım?) ile bir hizmet veriyor bence.

Firmadan kimseyi tanımam etmem, onlar da beni tanımazlar. Ama sezarın hakkını sezara teslim etmek gerek. Bizim zeytinyağımız ise daima birinci sınıftır. Bence muhteşemdir. Zeytin ağaçlarımız kır zeytini denilen, hiç sulanmayan ağaçlardan oluşuyor. Tamamen konsantre bir tat, harika bir koku ve besin değerine sahip bir yağ çıkıyor. Fiyatı daima aklıbaşında ve makul. Terbiyesizlik sevmiyoruz.

Bu ilk Turkish marketing. Bunu acilen atlatmamız lazım. Zeytinyağı genel ihtiyaçtır. Tüm evlere bolca girmelidir, girebilmelidir. Kimsenin fantezi alanı değildir.

Yine piyasanın dolup taştığı ikinci marketing atağı ise, hemen de tahmin ettiniz, evet: "Aaaa, sen zart zurt anadan karadut pekmezi almadın mı? Adeta ilaç"... Eczanelerde pazarlandı önce. Ardından piyasada karadut pekmezi şarjı oluştu. Envai çeşit marka, envai çeşit şişe, anne fenomenler filan derken genel bir delilik hali geldi. "Ay şekerim sen çocuğuna içirmiyor musun?" Özü, özütü, suyu, şeyi... Neydi yahu. :) O da bende kalsın.

Olayı şuradan anlayın. Bomba IG fenomenleri ile şişesi 100 Lira iken (farazi) şimdilerde şişesi 20 Lira. Bir alana da bir bedava.

Aynı sıraya keçiboynuzu pekmezini de yine aynı ve benzer bir yöntemle aldılar. Keçiboynuzu ülkemizde Akdeniz kıyısı boyunca bolca bulunur, istediğiniz kuruyemişçiden de alabilirsiniz. Çocuklar da seviyorlar, kemiriyorlar. Ama yook, illa ki pekmezi olacak. Cart curt anadan alacaksınız. Yoksa çocuklara iyi gelmiyor anlaşılan. :) Böyle bir garabet.

Sonraki yöntemler ikiz dingiller gibi, hatta üçüz, hatta dördüz, ay beşiz.

Atalık, kromozom filan falan. + Analizli ürün, ekşi maya ve fermente.

Bu beş yöntem son 5 senenin yöntemi ve bu kelimelerin her biri öğğk getirene kadar devam edecekler.

Tabi, bir takım çelişkilerle, haliyle. Şöyle, memleketimizin güzide girişimcileri, malum, bu işe dört elle sarıldılar. Şu noktada artık ülkemizde atalık olmayan bir domates ya da işte herhangi bir sebze, un, buğday bulamazsınız. Yok. Ekşi mayalı ve atalık undan olmayan bir ekmek de bulamazsınız, o da yok. Analizi yapılmadan satılan bir kilo meyve bulamazsınız, hiç yok. Gerçek salep, keçi sütü ve meyveden yapılan ve hatta analizi de yapılan dondurma harici dondurma da yok. Öyle bir seviyedeyiz ki ay üssü alfa. Kromozom sayıları filan belli yediklerimizin. Dünya bizi kıskanıyor. Dünya şokta! Benim diyen ülkede yok böyle bir seviye. Muhalifler olacaktır, dinlemeyin. :) Dünyanın neresinde var bizdeki adanmışlık?

Bir de doğal sabun tiyatrosu var ki onu yazmak bile istemiyorum. Gerçekten midem bulanıyor. Yeter yani, gerçekten yeter.

Geleyim tüketilen pazarlama zincirindeki son kitleme ürününe: Bal.

Ben Karslı bir çocuğum. Aslında Ardahan. Çocukluğumuzun bütün yazlarını abimle birlikte arının çiçeğe uçtuğu Gürcistan sınırında geçirdik. Kovanları, peteğin oluşumunu, kraliçeyi, hasadı, süzümü ve hatta kovan devirip Erzurum Devlet Hastanesine taşınmayı filan, hepsini bildik, öğrendik. Saskara'daki herkes arıcıdır. Amcalarım ise sınırları aşarak en iyileriydi.

Benim bu doğal habitatımda öğrendiklerimle, gördüklerimle, bildiklerimle bugünün bal pazarlaması arasında uyuşan tek bir şey bile sayamıyorum.

Balda kaliteyi belirleyen 2 kriter vardır: İlki, arının cinsi. Uçuş menzili, çiçek özünü ne kadar derinden alabildiği, çiçek seçiciliği buna bağlıdır. Kafkas arıları işin yıldızıdır. İkincisi de çiçek çeşitliliğidir. Yine Kafkasya, bu konuda tartışılmayacak kadar yukarıdadır.

Bu arı + bu çiçek formülü, gerçek Kars balının eşsiz değerini tasdikler. Coğrafi işaret terimini koruyamadığımız için bu eşsiz doğaya ne yazık ki (alınırlarsa alınsınlar) Ordu arıcıları kendi özelliksiz arılarını mevsiminde getirip bu habitattan da bal toplarlar. Ama Kafkas arıları ile Ordu arılarının uçabildiği mesafe arasında ciddi bir fark vardır. Bu da baldaki kalite farkını ortaya çıkarır. Coğrafya aynı, ama uçamıyor.

Kars balı olarak Ordu balının satılmasına nasıl engel oluruz, işte, orası şu an için muallakta. Çözüm kooperatifleşmek gibi görünse de çare olmuyor. Kolluk gerekiyor bulunacak çareye. Neyse, efendime söyleyeyim, bal ile zeytinyağının hikayesi aynıdır. Hatta birebir aynıdır.

Bal için ince eleyin sık dokuyun. Gerçek balın fiyatı, 1 kiloluk kocaman kavanozda, 900 - 1.250 arası, yöresine, arısına, bölgesine göre değişebilir. Bunun üzerinde bir rakam ödemeyin. Ve işin içine polis bilmemne, pro bilmemne, laf kalabalığı, arı keki/ perva filan giriyorsa hiiiiiç okumayın bile. Yazarım hepsini, ama ansiklopedi yetmez, beni de vururlar. O kadar da şey etmiyim. :)

Bir garabet içindeyiz ki sorma gitsin. 

Ananas sirkesi ile zayıflamak, himalaya tuzu...

Çiçek dürbünü gibi bunlar. Birinin sırası gelince öbür mucize kayboluyor. (Örnekle de yaşım kabak gibi ortaya çıkıyor:)

Bayılacağım özetle. 12'şer bölümden 8 sezon dizi yapılsa, Turkish marketinge yetişemez, yetişilemiyor...


Sevgiler

Pınar