Bazen Sağlıklı Yaşam Sadece Daha Az Yük Taşımaktır
Geçen gün bir arkadaşım beni aradı. Var olan şikâyetleriyle ilgili bir tanı konmuştu. Morali de oldukça bozuktu ve bana şu soruyu sordu: “Ben çok iyi besleniyorum, düzenli hareket ediyorum, ailemde de genetik olarak böyle bir hastalık yok. Bu hastalık beni neden buldu?”
Bu aslında hepimizin zaman zaman kendine sorduğu bir soru.
Bizler sağlıklı yaşamdan bahsederken genellikle aynı şeyleri söyleriz: Hareket edin, egzersiz yapın, iyi beslenin, gün ışığı alın, iyi uyuyun, sigara ve alkolden uzak durun. Bunların hepsi gerçekten önemli. Çünkü hem yaşam kalitesini artırıyor hem de birçok hastalık için koruyucu etki sağlıyor.
Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar sağlığımızı etkileyen faktörlerin yalnızca bireysel alışkanlıklarımızla sınırlı olmadığını gösteriyor. Yaşadığımız çevre, ekonomik koşullar, sosyal ilişkilerimiz, maruz kaldığımız stres ve hatta içinde bulunduğumuz toplumun ne kadar adil olduğu bile sağlığımız üzerinde etkili olabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir araştırma da tam olarak buna dikkat çekiyordu. Araştırmaya göre yaşadığımız dünyanın adil olmaması, sosyal eşitsizlikler, ekonomik belirsizlikler ve toplumsal stres kaynakları insanın fonksiyonel olarak yaşlanmasına katkıda bulunan risk faktörleri arasında yer alıyor.
Yani biz ne kadar sağlıklı yaşamaya çalışırsak çalışalım, içinde bulunduğumuz toplumdan ve dünyanın gidişatından tamamen bağımsız değiliz.
Bahsettiğim arkadaşımın da hayatındaki en temel değerler bu konular üzerine kurulu. Enerjisinin ve zihinsel yükünün büyük bir kısmını toplumsal meseleleri takip etmeye, anlamaya ve değiştirmeye ayırıyor. Bu çaba elbette çok kıymetli. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye çalışan insanların varlığı hepimiz için önemli.
Ama ona şu soruyu sordum:
“Bunlar için verdiğin çaba gerçekten çok değerli. Çabalamaman gerektiğini söylemiyorum. Ama acaba hayatında kapladıkları alanı biraz küçültebilir misin? Mücadeleni sürdürürken tüm bu olayları biraz daha az içselleştirmen mümkün olabilir mi?”
Güldü.
Çünkü psikolog arkadaşı da bir hafta önce ona aynı şeyi söylemiş.
Belki de burada üzerinde düşünmeye değer önemli bir nokta var. Bazen dünyada olup biten her şeyi kendi omuzlarımızda taşımaya çalışıyoruz. Her adaletsizliği kişisel bir yara gibi hissediyor, her olumsuz gelişmeyi kendi zihnimizde tekrar tekrar yaşıyoruz. Oysa bir şeyi önemsemek ile onun bütün ağırlığını taşımak aynı şey değil.
Bir konu için mücadele edebiliriz. Ses çıkarabiliriz. Katkı sağlayabiliriz. Ancak bunu yaparken kendi ruh sağlığımızı koruyacak sınırları da oluşturmak zorundayız.
Çünkü sağlıklı yaşam her zaman sadece iyi beslenmekten, egzersiz yapmaktan ya da iyi uyumaktan ibaret değil.
Bazen tedavinin bir parçası da bizi derinden etkileyen toplumsal olayların bir adım gerisinde durabilmek, mücadelemizi sürdürürken onların bütün ağırlığını omuzlarımızda taşımamayı öğrenebilmektir.
Belki de bazı dönemlerde en sağlıklı yaşam tarzı biraz daha az yük taşımaktır.