Kültür-Sanat

Okuma Tutkusu

Okumak yalnızca bilgi edinmenin bir yolu değil, kendimizi ve dünyayı yeniden keşfettiğimiz eşsiz bir yolculuktur. Gerçek okuma tutkusu, sayfalar arasında gezinmekten çok daha fazlasıdır; farklı düşüncelere kapı aralar, hayal gücünü besler, empatiyi güçlendirir ve insanın ufkunu genişletir.

Her kitap, okurunu yeni dünyalarla, farklı yaşamlarla ve zamana meydan okuyan fikirlerle buluşturan sessiz, ama güçlü bir dosttur. Bu nedenle okuma tutkusu, insanın ömür boyu süren en değerli alışkanlıklarından biridir.

Düşünce dünyamıza katkıları

Okumak bizlere düşüncelerimizin yelken açabileceği ufuk çizgisinin ötesinde ışıklar yakar, zihin penceremiz bambaşka aydınlıklar görür, düşünceler zihnin duvarlarına çok daha güzel yansır. Bazen de 'işte bu!' dersin aradığım ışık, fikir, yol. Değişik asırlardan değişik zamanlardan bambaşka kültürlere dair bilgiler edinirsin, ülkelere göre çağlara göre yaşam tarzlarını okur ve belleğine yerleştirirsin. Hele bir de okuduğun yazarların konu ettiği yerleri de gezip görmüşsen duyguların daha da yükselir.

Petersburg’da bir caddeden geçerken mihmandar; “Dostoyevski kumarda kazandığı zaman şu caddede, kaybettiği zaman ise işte gördüğünüz bu caddede yaşardı” dediğinde tüylerim ürpermişti. Raskolnikov ile anasının Dunecka’sı da gelmez mi aklıma.

Yaşanmışlıklarını dost meclislerinde anlattığında, okumuşluklardan belleğinde kalanları aktardığında, hele bir de sanatsal konular da varsa bunların içeriğinde, aranan kişisi olmuşsundur masaların vesselam.  

Dünya kültürlerini tanıdıkça değme keyfine

Bendeki bu okuma tutkusu daha ilkokul sıralarından başlamıştı, Sarıyer’de bir ahşap evde oturuyorduk. Babaannem de bizle yaşıyordu. Önce oturma odasındaki taş kömür sobamızı yakar, sonra bana kahvaltı hazırlar ve bu arada yakınımızdaki bakkaldan aldığı Milliyet gazetesini başucuma koyarken hışırtısı ile beni uyandırırdı. Okuma sevdam gazete ile başlamıştı.

O zamanlar gelenek miydi bilmiyorum, oturma odasına bitişik ara kapısı her zaman kapalı olan misafir odamız vardı. Abim o odaya bir kitaplık yaptırmıştı. Orta okula başladığımda benden kitaplığından önerdiği kitapları okumamı ister, hatta sonrasında beni bunlar üzerine konuşturur, bazen ufak çapta hediyeler de verirdi. Eflatunlardan Dantelere, Rönesans ve sonrası Avrupa klasiklerinin yanı sıra çok sevdiğim Rus klasikleri ile doluydu kitaplığı. Tabii, Türk klasikleri ile de. Hatırladığım kadarıyla ilk okuduklarım Yaşar Kemal “İnce Memed” ve Dostoyevski “Suç ve Ceza”.

Kilyos yolu üzerindeki Maden semtinde, elektriğin olmadığı son birkaç evden biri olan, gaz lambalı devirlerdeki evimizde yaz geceleri bahçede abim, komşu arkadaşı ve yaşıtı teyzem sabahlara kadar edebiyat sohbetleri yapar, ben de onları ilgiyle dinlerdim.

“Kendine yapabileceğin en yüksek getirili yatırım”

Okuma kültürünü iş hayatının merkezine koymuş finans dünyası liderlerinden Dr. Soner Canko’nun düşünceleri:

Her fırsatta her ortamda okuma tutkusunu sıkça dile getiren Canko, kitapları sadece bir "bilgi kaynağı" olarak değil, zihinsel bir disiplin ve liderlik yakıtı olarak ele alır. Okuma alışkanlığı ve kitap tutkusu üzerine kaleme aldığı içeriklerde öne çıkan 4 ana eksen bulunur:

  • Disiplinler Arası Okuma (Multidisipliner Yaklaşım): Canko, sadece iş, ekonomi veya teknoloji kitaplarıyla sınırlı kalmayı doğru bulmaz. Felsefe, tarih, psikoloji, bilim kurgu ve biyografi okumalarının zihinsel esnekliği artırdığını savunur.
  • Dijital Çağda "Zihinsel Güncelleme": Hızlı değişen teknoloji dünyasında bilgilerin çabuk eskidiğini belirtir. Kitap okumayı tıpkı bir yazılım güncellemesi gibi zihni sürekli "güncel ve zinde" tutma aracı olarak görür.
  • Aktif Okuma ve Sentezleme: Okumanın pasif bir eylem olmaması gerektiğini vurgular. Yazılarında sıklıkla altını çizerek okuma, not alma, özet çıkarma ve öğrenilenleri başkalarına aktarma (öğreterek öğrenme) süreçlerinin önemine değinir.
  • Liderlik ve Okuma: "İyi bir lider, iyi bir okurdur" anlayışıyla hareket eder. Karar alma mekanizmalarını geliştirmek, empati yeteneğini güçlendirmek ve stratejik düşünebilmek için okumanın vazgeçilmez bir kaldıraç olduğunu ifade eder.

Dr. Soner Canko'nun okuma tutkusunu ve kitaplara bakışını özetleyen temel yaklaşım ve alıntıları şunlardır:

Zihinsel Sermaye Üzerine: "Kitap okumak, başkalarının yıllar süren tecrübesini, gözlemini ve zihinsel emeğini birkaç saat içinde özümseme ayrıcalığıdır. Bu, bir insanın kendine yapabileceği en yüksek getirili yatırımdır."

Disiplinler Arası Okuma Üzerine: "Sadece kendi uzmanlık alanınızda okursanız, herkesle aynı şeyleri düşünmeye başlarsınız. Fark yaratmak istiyorsanız tarihten, sanattan, felsefeden ve psikolojiden beslenmeli; zihninizde farklı noktaları birleştirebilmelisiniz."

Okuma Disiplini Üzerine: "Okumak bir zaman meselesi değil, bir öncelik meselesidir. Günün hengamesi içinde kitaba zaman ayırmak, zihinsel hijyeninizi korumanın en etkili yoludur."

Liderlik ve Empati Üzerine: "Kurgu ve edebiyat okumak sadece zaman geçirmek değildir; başka hayatları, farklı perspektifleri ve insan davranışlarını anlamak için muazzam bir empati antrenmanıdır."

(Değerli dost insan Soner Canko’ya teşekkürlerimle.)

Lise günlerimden : "Sana hangi kız baksın ki?"

Cumhuriyet Gazetesi okur köşesinde yayınlanmış olan bir anı yazım:

**** 

“Cumhuriyet okuru olmak” 

  Ortaokulu bitirdiğim zaman içimde tatlı bir heyecan vardı. Artık büyümüştük ve her gün otobüs ya da vapurla seyahat edecek, yepyeni serüvenler yaşayacaktık.

  Doğup büyüdüğüm İstanbul'un o zamanlar tam anlamıyla sayfiye yeri olan Sarıyerinde lise yoktu ve bize en yakın liseler, erkekler için Ortaköy'de, kızlar için ise Beşiktaş’ta idi. Çocukluk ve gençliğimin Sarıyeri tam anlamıyla rengarenk ve Rum’u, Ermenisi, Yahudisi, bu güzelim insanların birlikte, huzur ve eğlence içinde yaşadığı, yeşillikler içinde, vapurdan indiğinde seni faytonların karşıladığı güzelim bir belde idi.

  Sabahları heyecanla  “Skoda” marka belediye otobüsüne koşturur, Ortaköy'e kadar süren bir saatlik yolculuğumuzda yolda hangi duraktan hangi kızların bineceğinin tahminlerini yapardık.

 Pazartesi sabahları genelde vapuru tercih ederdik. Sarıyer'den kalkan vapur Büyükdere, Kireçburnu, Tarabya iskelelerine uğradıktan sonra Yenikoy iskelesine vardığında vapurdan iner Ortaköy'e bizi götürecek başka bir Şehir Hatları vapuruna aktarma olurduk.

  Boğazın iki yakasında ne kadar iskele varsa sırasıyla Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu, Kanlıca, Emirgan, Rumeli Hisarı, Anadolu Hisarı, Küçüksu, Kandilli, Bebek, Arnavutköy iskelelerine uğradıktan sonra Ortaköy'e ulaşır, vapurdan iner, hızlı adımlarla Kabataş Erkek Lisesi'ne yürürdük. 

  Pazartesileri vapuru tercih etmemizin sebebi Kandilli Kız Lisesi yatılı öğrencileriyle biraz kaynaşabilmek içindi. Tabii cuma akşamları Sarıyer'e dönüşte de vapuru tercih ettiğimizi söylemeye gerek yok. O günün akşamında Kandilli Kız Lisesi evlerine dönüyordu.

  Okul sezonunun ilerleyen günlerinde Belediye öğrenciler için özel otobüs tahsis etmişti. Önce bu habere çok sevinmiştik, ancak kızlar ve erkekler için ayrı ayrı otobüs tahsis edildiğini görünce biz erkekler vurgun yemiş gibi olmuştuk...!

  Gürültülü Skoda marka Polonya yapımı otobüslerden sonra yepyeni sessiz çalışan kırmızı renkte Mercedes otobüsleri güzeldi, ama otobüsün içinde sadece erkek talebelerin oluşu bir müddet sonra bizi "karma otobüs isteriz!" girişimlerine sürüklemişti.

  Kısa süre sonra girişimlerimiz olumlu sonuçlanmış kız-erkek öğrenci karışık otobüslerimize kavuşmuştuk. Liseyi bitirene kadar bu böyle sürmüş, Beşiktaş Kız Lisesi ve Kabataş Erkek Lisesi öğrencileri olarak okullarımıza birlikte gitmiştik.

  Boğazın kız öğrencileri için batı yakasındaki tek lise Beşiktaş Kız Lisesi idi. Ayrıca Tophane yakınlarında bugünkü Güzel Sanatlar Akademisi’nin yerinde Atatürk Kız Lisesi bulunuyordu. Beşiktaş’ta Yüksek Denizcilik Okulu'nun önünden geçerek hemen yakınındaki Beşiktaş Kız Lisesi kapısında nöbet tutardık zaman zaman. Bütün bu iç içe oluşa, yakınlığa karşın tüm erkek öğrenciler son derece kibar, tam anlamıyla centilmen, saygılı, romantik davranışlar içindeydi kızlara karşı.

  Baharın son zamanlarında tertiplenen okul çaylarında yaptığımız danslar dışında kızların ellerini tutma olanağını bile pek bulamazdık ve bu okul çayları bizi çok uzun süre tatlı tatlı avuturdu. O günlerimizi hep mutlulukla anımsarız.

  Aradan çok çok uzun yıllar geçti. Bir gün 40 yıldır görmediğim, o günlerin Sarıyeri'nden bir kız arkadaşıma rastladım, bir dost evinde. Sohbetimizin bir yerinde kendisine,

  "Bana", dedim, "Sarıyer'de hiçbir kız ne kendiliğinden yaklaşım gösterdi ne de kendisi direkt ya da bir kız arkadaşı kanalıyla —ki o zamanlar özel arkadaşlıklar genelde bu yoldan kurulabiliyordu, görüşme, çıkma teklifinde bulundu."

 Gençlik yıllarımdan tanıdığım Sarıyerli bu kız arkadaşım tatlı bir tebessümle geçmiş günlere dalıp tok bir ses tonuyla ve biraz da şikayet eder gibi,

  "Sen", dedi, "her hafta sırayla giydiğin iki gri takım elbisenden biriyle otobüse erkenden gelir, oturur, elindeki Cumhuriyet gazetesini açar ta ki son durağa gelene kadar kafanı kaldırmaz okurdun. Sana hangi kız baksın ki...!"

  Kendimi bu kadar kaptırdığımı hiç hatırlamıyordum, Cumhuriyet gazetesini okurken. Gazeteme duyduğum ilgi hiç eksilmedi hayatımdan...

  Sevgi ve saygılarımla,

  Fethi Denizmen

****

Sonuç olarak, okuma tutkusu insana yalnızca bilgi kazandırmaz, ona daha derin düşünmeyi, daha iyi anlamayı ve daha bilinçli yaşamayı da öğretir. Okunan her kitap zihinde yeni pencereler açar ve kişiliğe kalıcı izler bırakır. Çünkü kitaplarla kurulan dostluk zamanın eskitemediği, insanı her yaşta zenginleştiren en değerli yol arkadaşlarından biridir.

****

400 yazı…

Bir sayıya bakınca sadece rakamlar görünüyor. Ama 400 sayısı her yazının arkasındaki saatlerce düşünmeyi, araştırmayı, yazıp silmeyi, yazıya yeniden başlamayı ve vazgeçmemeyi seçmeyi de temsil ediyor. Malcolm Gladwell’in popülerleştirdiği 10.000 saat kuralı, ustalığın tek bir büyük sıçramayla değil, küçük ama istikrarlı tekrarlarla inşa edildiğini söyler. Belki ben henüz 10.000 saati doldurmadım. Ama her yazıyla o hedefe biraz daha yaklaştım. Çünkü insanı geliştiren şey ilhamın geldiği birkaç gün değil, kimsenin alkışlamadığı günlerde de masaya oturabilmektir.

Bugün Para Durumu’ndaki 400. yazımı yayımlıyorum. Geriye dönüp baktığımda en değerli kazanımın sadece yazdığım yazılar olmadığını görüyorum. Asıl kazanç disiplin, sabır ve istikrarın zaman içinde nasıl bileşik getiri yarattığını yaşayarak öğrenmiş olmak. Finansal özgürlük de iyi bir kariyer de, güçlü ilişkiler de aynı ilkeye dayanıyor: Büyük sonuçlar, tek bir büyük adımla değil, her gün atılan küçük, ama kararlı adımların birikimiyle ortaya çıkıyor. Belki bu yüzden başarı çoğu zaman yeteneğin değil, vazgeçmemenin ödülüdür.

27 Temmuz 2026

Heybeliada