Kültür-Sanat

İyilik ve Kötülük Üzerine

Ne tam iyidir İYİ olan ne de tam kötüdür KÖTÜ olan. Her iyide bir kötü, her kötüde bir iyi birlikte vardır. Her ikisinin de yapı taşları aynıdır Her ikisi de birbirinden dem alır. İyi de kötü de birbirinin suyunda yıkanmış, birbirinin tasından su içmiştir. Bu yüzden hatasız insan yoktur.

Evrende mutlak iyi ya da mutlak kötü diye nesnel bir şey yoktur; sadece zıtlıklar birbirini tamamlar.

Ortada olan doğanın, evrenin yasaları ve bunların çalışmasıdır.

Doğan güneş kimileri için eziyet , kimileri için nimettir. Ancak güneş öncelikle kendisi için vardır.

Yağan yağmur, kar, fırtına, seller de öyledir. Bütün bunların insana iyilik ya da kötülük yapmak gibi işlevleri yoktur.

Doğa olduğu gibidir ve kendine göre yasaları vardır. Bunlar sonuçları itibariyle insan için hep görece şeyler olup iyilik ve kötülükle ilgileri yoktur.

Çalışan illiyet prensibi (sebep-sonuç ilişkisi) ve sonuçlarıdır. Dere yatağına ev yaparsanız nihayetinde su evinizi alıp götürür. Demiri çimentoyu çalarsanız koca binaların altında can verirsiniz.

Spinoza'ya göre doğada kendi başına iyi ya da kötü diye bir şey yoktur. İyi ya da kötünün yaratıcısı İNSANDIR. İnsanlar kendilerine faydalı olan şeylere "iyi", zararlı olanlara ise "kötü" demişlerdir. Konu tamamen sosyolojik ve toplumsallaşma ile ilgili bir olgudur. İyilik de kötülük de insanla birlikte ortaya çıkmış ve onun sosyalleşmesiyle başlamıştır.

İyilik ve kötülük ezel ve ebedle de ilintili değildir. Çünkü insan ezeli ve ebedi bir varlık değildir. İnsan, varoluşun bu devresindeki bir oluşumdur (oluş-bitiş).

"İyilik" ve "kötülük", gerçekten, nesnel birer gerçeklik olarak evrende yoktur. İnsanlar arasında ve sadece insan zihninin ve kültürünün birer üretimidir.

Bu soru felsefede de tartışılmıştır: Ontolojik açıdan iyilik, nesnel olarak yoktur. Bu yaklaşıma göre iyilik ve kötülük, evrenin atomlarında veya galaksilerinde kendiliğinden bulunan elementler değildir. Onlar ontolojik değil, epistemolojik ve kültürel kurgulardır

Friedrich Nietzsche ahlak kavramlarının tarihsel süreçte egemen sınıflar veya kültürler tarafından üretildiğini savunur. Ona göre iyilik ve kötülük doğanın yasası değil, insanın dünyaya dayattığı bir yorumdur. 

İyilik ve kötülüğün tanımı toplumdan topluma, çağdan çağa değişir. Evrensel ve nesnel bir ahlak yasası ontolojik olarak mevcut değildir.

İyilik nedir?

İNSANIN kendi dışındaki yaşamlara duyarsız kalmamasıdır. İnsan olsun, hayvan olsun, hatta nebatat ve doğa olsun, insanın empati yapıp sinerji üreterek kendi dışındaki hayatlara hayat katmasıdır ya da yaşamları kolay kılma yolunda enerji üretebilmesidir.

İnsanın içinde bulunduğu doğayı kucaklaması, insanına, hayvanına, nebatına sahip çıkarak onların hayatlarına dokunması, hem kendi nezdinde hem de eşyanın bütününde bir artı değer yaratmasıdır.

Kötülük ise DUYARSIZ kalmak başta olmak üzere kendimiz dahil etrafımızdaki yaşamları örselemek, yaralamak, zorlaştırmak, nihayetinde yok etmektir. Geniş bir perspektifte açıklamaya çalıştığımız insana ait bu iyilik ve kötülük mefhumları öncelikle insan idrak ve farkındalığının sonucudur. Her ikisi de toplumsal bir öğretidir. Her ikisinin de dinamikleri toplumdadır ve her ikisini de toplum inşa eder.

Kötülük kötüyü üretirken iyi de iyilikler için savaşım verir. Ve genelde iyiliği kendimiz için yaparız. Vicdanımızın sesi çoğu kez yaşam olgumuzu sorgular.

İyilik ve kötülük bireysel olduğu kadar örgütlü olarakta yapılır. Toplumdaki iyilik sayısını arttırmak iyi ve ahlaklı bir toplumda yaşamak için gereklidir. İyi insanlar iyi toplumu, iyi toplum da dönüşte iyi insanı yaratır. İyi yasalar iyi insanlar tarafından yapılır. İyi yasalar da iyi insanı ve iyi toplumu inşa eder.

Neden kötü oluruz?

Kötülüğümüzün de aşkın bir yanı yoktur. Kötülükler de toplumda insanlar tarafından oluşturulur. İnsanlar dünyaya boş bir levha olarak gelir, üzerleri burada insanlar tarafından yazılır. İnsanların kaderini bizatihi insanlar yazar. Nefsimize uyar, aç gözlülük yapar, çalar çarpar, kötülük üretiriz. Ardından kefaret deyip aç açık doyurarak iyilik yapmaya çalışırız. Böylece kötülüğün karşılığını ödeyerek kötülüğü satın almış oluruz. Kötülükleri kefaret listeleri yaparak fiyatlandırırız. Sonrasında sadakalar, zekaâtlar saçarak kötülük yapma potansiyelimizi besleriz. İnsanları doyurmaya kalkışır, iyilik yaptığımızı sanırız, ama toplumdaki açlığı sorgulamayız. Genelde bu tür iyiliklerin içeriği tartışılır. Esasen İyiliklerimizin inşa edildiği yer algılarımızın ve farkındalığımızın oluşturduğu vicdanlarımızdır.

Yapılan iyilikler de kötülükler de sahip olduğumuz her şey gibi dünyasaldır. İyilikler de kötülükler de bu dünyadaki varoluş maceramızın unsurları olup birbirleri için vardır ve ve birlikte dem bulurlar.

Kötülük hiçbir yere sığmaz, ama her yerdedir. Kötülüğü herkes lanetler, ama insan çıkarı bütün bu lanetlerin üzerindedir. Çıkarlar gerektirirse İNSAN kötü olmaktan geri durmaz. Bunu belirleyen de vicdanlarımızın elastikiyet katsayısıdır.

İyinin iyi olması için kötüye, kötünün de evrilmek için iyiye gereksimesi olacaktır. Dolayısıyla insanın kurtuluşu kötünün iyiye evrilmesiyle mümkün olacaktır. Bu demektir ki iyinin de kötünün de İYİYE İhtiyacı vardır.

Cemal Çalımer