Kültür-Sanat

Bir Sudokunun Bana Anlattıkları

Sudoku'nun isim babası Japon Maki Kaji. Kelimenin anlamı ise, 'sayılar tek olmalı'. Ya, sayıları tek olmalı, ama satırlar, sütunlar eksiksiz dolmalı. Her biri kendi yerini bulmalı ve sonunda ortaya anlamlı bir bütün çıkmalı.

Sudoku oyunu matemetik mi felsefe mi?

Teklikten bütüne…

Zaten sayıları severim, bir de sonuca ulaşmanın heyecanını… Tam bana göre bir oyun.

Ben ritüelleri severim.

Sabah ritüelim kahvemi hazırlamak ve masama oturup bir sudoku çözmektir.

Üstelik en zor olanını seçerim. "Bakalım bugün yeterince uyandım mı, yoksa beynim hâlâ uyku modunda mı?" diye kendimle eğlenerek güne başlamak hoşuma gidiyor.

Bazı sabahlar çözmem uzun sürer.

"Bugün çok da akıllı değilim galiba… Kimse bana 2+2 kaç eder diye sormasın."

Bazı sabahlarsa rakamlar peş peşe yerlerine oturur.

İçimden, "Tamam, bugün mucizeler yaratabiliriz" derim.

Neyse ki ikinci tür sabahlar daha fazla oluyor.

Başlangıçta amacım sadece zihnimi çalıştırmaktı. "Beyin için iyiymiş, nörolojik hastalıklara karşı faydalıymış, beyni genç tutuyormuş..." diye başlamıştım.

Zaten rakamları yazılardan daha çok severim. Uzun uzun düşünmene gerek yoktur. Doğru rakamı bulursun, yerine koyarsın, hop… tablo çözülür.

Öyle sanıyordum.

Sonra fark ettim ki mesele sadece rakamlar değilmiş.

Farkına varmadan bu küçük oyun, bana hayatla ilgili minik minik ipuçları vermeye başlamış.

Sudoku aslında zor bir oyun değildir.

İlk rakamları yerleştirdikten sonra çözüm peş peşe gelir. Bir kutu diğerini açar, diğeri bir sonrakini… Kendini güzel bir akışın içinde bulursun.

Tam bitti son iki kutu derken, o son birkaç kutucuk bir türlü dolmaz.

Satırlara, sütunlara tekrar bakarsın.

Çözüm oradadır, ama sen onu göremezsin bir türlü.

İşte insanın vazgeçmeye en yakın olduğu an da budur.

Oysa eksik olan yeni bir bilgi değildir.

Sadece doğru yere yazılacak tek bir rakamdır.

O rakamı bulabilmek için bazen bırakmak gerekir.

Bilgisayarı bırakmak…

Kahveden bir yudum almak…

Derin bir nefes vermek…

Sonra yeniden dönüp tabloya, bu kez bütünü görerek bakmak.

Çünkü yakından baktığında sadece kutuları görürsün.

Uzaklaştığında ise desen ortaya çıkar.

Ve bir anda o tek rakam kendini gösterir.

Onu yerine yazarsın.

Sonra sihir başlar.

Az önce tamamlanmayacak sandığın tablo birkaç dakika içinde kendiliğinden çözülmeye başlar.

Hayatın bana öğrettiği de bu oldu.

Biz çoğu zaman her sorunu aynı anda çözmeye çalışıyoruz. Oysa hayat bazen tek bir doğru adımdan sonrasını kendi akışına bırakıyor.

Sabır, beklemek değildir.

Sabır, zihnin gürültüsü sustuğunda bütünü görebilmektir.

Çözmekten keyif alanlar bilir, asıl mutluluk son kutuyu doldurmakta değil, çözümün yavaş yavaş görünmeye başladığı o andadır.

Para konusunda da yıllar içinde bunu öğrendim.

Bazen daha çok çalışmaya, daha çok hesap yapmaya, daha çok kontrol etmeye odaklanıyoruz. Oysa bolluğun önündeki düğüm çoğu zaman tek bir düşüncede, tek bir alışkanlıkta ya da tek bir bakış açısında saklı oluyor.

Belki de beklediğimiz bolluk yeni bir fırsatta değil, uzun zamandır baktığımız tabloya farklı bir yerden bakabilmektedir.

Bir bakış açısı değişir.

Bir karar değişir.

Bir alışkanlık değişir.

Ve sonunda,

bütün tablo değişir.

Benim tablom.