Haber

Nihat Hatipoğlu İle İslam ve Para İlişkisi

Özlem Denizmen: Hocam hayırlı ramazanlar. Hocam bu mübarek ay, yoksullara, olmayana verme, paylaşma ayı, Kuran ayı, Allah’a yakınlaşma ayı. Biz bunu ne kadar uyguluyoruz sizce bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ne kadar icra edebiliyoruz Ramazan ayında yapılması gerekenleri? Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Tabii Ramazan şuuru çok önemli bir şuur.12 ayın...

Özlem Denizmen: Hocam hayırlı ramazanlar. Hocam bu mübarek ay, yoksullara, olmayana verme, paylaşma ayı, Kuran ayı, Allah’a yakınlaşma ayı. Biz bunu ne kadar uyguluyoruz sizce bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ne kadar icra edebiliyoruz Ramazan ayında yapılması gerekenleri?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Tabii Ramazan şuuru çok önemli bir şuur.12 ayın bir ayını çıkarınız diğer 11 ay bu aya hizmet ediyor. Çünkü bu ayda hem merhamet hem rahmet, hem verebilme, alın terimizi paylaşabilme, hiçbir zorlama olmadan hiçbir kanuni emir olmadan gönülden rıza ile ve kazandığımızın en temizini verebilme bir şuurdur. Elhamdülillah toplumumuzda, İslam toplumunda, Anadolu’da bu müthiş bir şuur tabii ki. Çünkü ben diğer toplumları da biliyorum alacakları bir şey olmadan vermek istemezler, bir menfaatleri yoksa yanaşmak istemezler. Her kuruşun hesabını ince ince yaparlar

Özlem Denizmen: Hocam bu iftar sofralarını biraz sormak istiyorum size. Şimdi Ramazan’ın anlamı itibari ile bütün gün nefsimize hükmederek yemiyoruz. Ama ondan sonra da böyle, hani tabiri caiz ise patlarcasına yemek ya da böyle inanılmaz büyük, sosyetik sofralar, bunlar konusunda ne düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Tabii Allah’ın verdiğini nimeti Allah kulunun üzerinde görmek ister. Yani normal şartlar içerisinde kişinin sofrasının çok bol olması, zengin olması, bereketli olması sorgulanacak bir şey değil.  Çünkü İslam zenginliği sorgulamıyor. Kazancın helal olmasını sorguluyor. İki israfı sorguluyor. Üç sofranın merhametsiz olmasını sorguluyor. Ne demek merhametsiz sofra? Sadece zenginlerin, sadece durumu iyi olanların sadece dostun eşin davet edildiği ama fakirin,  garibanın, öksüzün, muhtaç olanın düşkün olanın çağrılmadığı sofra merhametsiz sofradır. Bu nedenle de eğer bir sofra da varsa birileri, soframızda hakikaten muhtaç olan diyelim ki arzu ettiği yemekleri yiyemeyen, mesela reklamlarda biz izliyoruz şu meyve çıkmış veya şu et var diyor, şu et mamülü diyor. Reklamcı satmak için gösteriyor tabii ki. Orada alamayan var gücü yetmeyen var, baba bende bundan istiyorum diyen çocuk var. O çocuğun başını okşayabiliyorsak, o çocuğun gönlünden geçen arzusunu gerçekleştirebiliyorsak o sofra merhamet sofrası, peygamber sofrasıdır, bereket sofrasıdır. O sofradan Allah ve Resulü, Allah ve peygamberi razı olur ama fakirin kovulduğu, mütekebbir olan yani büyüklenme duygusunda olan zalimin itibar gördüğü baş tacı edildiği sofra merhametsiz bir sofradır ondan Allah da memnun olmaz, Peygamber de memnun olmaz, kul da memnun olmaz

Özlem Denizmen: Hocam zenginlik günah mı?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Hayır, hiçbir zaman. Veren el, alan elden daha hayırlıdır diyor. Daha üstündür demiyor hayırlıdır diyor. Çünkü belki alan daha üstün olabilir Allah katında. İslam sermayeye düşman değil, sermayenin nasıl kazanıldığına bakar, sermayenin nasıl kullanıldığına bakar, bu nedenle de Sahabe-i kelam içinde Resulullah’ın cemaati içinde Abdurrahman Bin Avk var ki çok zengin, Hz. Ebubekir var ki çok zengin. Talha vardır ki Ebu Talha vardır ki çok zengin(Hz.  Hatice) Hz. Osman var. Hz. Hatice Resullullah’ın eşi son derece zengin, Hz. Peygamber ticaret yapıyor. İmamı Azam Ebu Hanife çok zengin. Yani çok zenginler vardı İslam hiçbir zaman niye kazandınız dememiştir. Nasıl kazandın, haramdan mı? Helalden mi? Kul hakkı var mı, yok mu? Mazlumun hakkı var mı yok mu? diye. İslam fakirlikte eşitlenmeyi istemez. İslam sosyalizm değil, komünizm değil. İslam, İslam’dır. Nedir O? Sermaye seni kullaştırmasın, sermayenin kulu haline gelme. Sermaye senin hayatını imanını inancını yönlendirmesin. Paranın mahkûmu olma Parayı sen elinde düzgün kazan düzgün kullan, düzgün yerde harca, efendisi sen ol. Kulun hakkını da ver orada. Çünkü 1/40 kulun hakkı vardır orada Adamdan adama fark eder. Mesela ben vatandaşım, bana bir fakir gelse 100 liram varsa 1 lirasını versem yetiyor. Ama Allah'a çok yakın olan insanlar bir fakir gelse cebindekinin tümünü veremiyorsa Allah katında sorumlu olabilir. Kademe kademe yani kişinin erginliğine göre sorumluluğu artabiliyor yani

Özlem Denizmen: Hocam Helal para ne demek?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Helal para; hakkı verilerek, kimsenin gücü imkânı gasp edilmeden, harama bulaşılmadan. Nedir haram parası? Faiz parası. Nedir haram parası? Kumar parası. Nedir haram parası? Hırsızlık parası. Nedir haram parası? Dolandırıcılıkla alınmış para. Nedir haram parası? Rüşvet parası. Nedir haram parası? Başkasına söylediğinde, şöyle kazandım dediğinde utanacağın para. Yani nedir iyilik diye Resullullah’a soruyor. Başkası duyduğunda kalbin seviniyorsa o iyiliktir. İyi olan şeydir. Başkası duyduğunda kalbin daralıyorsa, keşke duymasaydı diyorsan o kötülüktür diyor. Burada net ve açık formül çok açık. Başkasının hakkı hukuku eğer araya giriyorsa o haram paradır. İş adamısın, işçinin hakkını vermemişsin, alnı teri kurumadan, haram paradır. Bunun dışındaki alın terinle kazanarak, aklınla, ticaret yaparak. Ölçülü hareket ederek, insaflı hareket ederek. Şimdi parada merhamet yoktur. Merhamet sende olacak.

Özlem Denizmen: TV programında para kazandınız para haram mı helal mi?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Bu yarışmaya göre değişir. Mesela at yarışı yapıyorsunuz iki yarışan kişi kendi arasında bir bahis oynayabilir. Yarışanlar ama. Ama başkasının yarışı üzerine bahis oynaması para vermesi haramdır. Benzeri şeyler, yani. 2 kişi yarışmaya çıkmış TV programına bunun karşılığında para vermiyor, kazanırken başkasının hakkına tecavüz etmiyor. Bilgi yarışmasının akabinde diyor ki bir ev kazandınız, yarışmayı kazandınız. Bunda bir haramlık söz konusu değildir. Para yatırıyor, 50 kişi yatırıyor 1 kişi kazanıyor o haram

Özlem Denizmen: Yani piyango haram o zaman

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: E tabii ki

Özlem Denizmen: Loto toto bunlar harama giriyor

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Onlar helal olmayan alışverişlerdir

Özlem Denizmen: Hocam şunu sorabilir miyim? Hisse senetleri, yani borsa gidip şirkete ortak oluyorsunuz. Bu haram mıdır? Ya da helal midir?  İslam dinine göre…

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Borsa da risk var tabi kar edebilme zarar edebilme. Bir de sizin borsa da almış olduğunuz hisse senetlerinin reel bir değeri vardır. Sermayesi vardır.

Özlem Denizmen: Şirket var ortada.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Borsa da oynarken demek istemiyorum yatırım yaparken (oynarken demeyelim zaten, o kelimeye karşıyım). Borsaya yatırım yaparken, sermaye hareketini yaparken, üzerinde sermaye hareketi yaptığınız şirket, temel itibariyle İslam’a aykırı ve haram statüsüne giren bir iş yapıyorsa onun borsadaki hissesi de haramdır. Mesela diyelim ki içki üretiyorsa, siz o sermaye hareketi içinde olamazsınız. Ama diyelim ki kâğıt üretiyorsa, toprak alıyorsa vesaire bunlar içinde olmak dinen haram değildir, bunlar ticarettir. Onu yapabilirsiniz sakıncalı değildir.

Özlem Denizmen: Enflasyon olan bir ortamda para devamlı değer kaybediyor. Enflasyon olan ortamda faizin olması normal midir?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Faizin olması normal değil. Faiz faizdir. Allah helali helal kılmıştır, haramı haram kılmıştır. Aradaki ölçüyü koymuştur. Kuranı Kerim ayetleri riyayı haram kılıyor. Hz. Peygamber de son haccında faizin her türlüsü ayaklarımın altında. Faizin türleri vardır çünkü Hz. Peygamber tümünü yasaklıyor. Bu nedenle enflasyon sonucu zarara uğrayabileceğini düşünen insan borçlanırken değer kaybetmeyecek bir metayı esas almak suretiyle borçlanabilir. Ama şu var sadece yani enflasyon kadar faiz faizdir. Kimse onu faiz statüsünden çıkaramaz

Özlem Denizmen: Mevduat enflasyon kadar oluyor o da faiz sonuç olarak.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Evet faiz. Yalnız Hz. Peygamberin bir uygulaması vardır. Enflasyon kaybı kadar ödenen şey faiz statüsüne girmiyor diyenlerin dayanağı olan uygulamadır. Tabi ben o dayanağa çok olgun bakmıyorum. Bana göre faiz adı değişse de faizdir. Hz. Peygamber(s. a. v.) birisinden para alıyor. Resulullah çok zengin bir insan değildi. Para alıyor, o parayı kullanıyor, zamanı gelince ödüyor parasını. Aldın mı paranı diyor? Aldım diyor. Tamam mıdır? Tamamdır. Akabinde birkaç kuruşta fazladan veriyor. Bu diyor, senin beni daraltmadığından dolayı. Erkenden gelip de paramı ver diyebilirdin. Paranı kullandım istifade ettim bu da gönlümden sana olan bir ektir diyor. Buradan hareketle, acaba bu bir enflasyon kaybının engellenmesi mi idi? O zaman için bir enflasyondan bahsetmek. Bir para hareketinden bahsetmek mümkün değil.

Özlem Denizmen: Çok farklı dönemlerdeyiz tabii. Hocam borç almak günah mıdır?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Hayır, fakirin eli, Allah’ın elidir diyor. İslam gerçekten öyle muhteşem bir matematik sunuyor ki bize öyle muhteşem bir dehliz açıyor ki bizlere fakirin uzanmış eli Allah'ın elidir. Fakirin susamış hali Allah’ın sana gönderdiği şeydir. İşte Hz. Musa ya, çok uzun bir mesele kısaca söyleyeyim. Hz. Musa ya kavmi diyor ki, işte ekonomide esas olan bu sermaye böyle olmalı o zaman o sermaye zulüm içermez, kapitalizm olmaz, Sermayeden merhamet çıkar mı? Evet. Hz. Ömer’in elindeyse evet, Firavunun elindeyse çıkmaz. Firavunun elinde zulüm aracıdır. Hz. Ömer’in elindeyse adalet terazisidir. Hz. Musa ya kavmi diyor ki Allah'ı sofra ya davet et. Hz. Musa Allah sofraya gelmez ki diyor, Allah yemez, Allah içmez, uyumaz, Allah Allah’tır. Direttiriyorlar. Sonra Hz. Musa Allah'ın vahyine ulaşınca soruyor Allah Hz. Musa ya. Beni davet ettiler niye bana söylemedin diyor. Ya Rabbi sen gelmezsin sofra ya sen Allah'sın. Biliyorum ilet diyor kavmine Cuma günü hazırlık yapsınlar, beklesinler beni. Hazırlık yapılıyor bütün İsrailoğulları hayvanlar kesiliyor yemekler falan. Gelen yok giden yok akşamüstü bir fakir geliyor diyor ki, bana yemek. Bekle bakalım diyorlar, biz Allah'ı bekliyoruz sen bir bekle bakalım. Bekliyor, yemekte vermiyorlar ve gidiyor. Allah gelmiyor zaten gelmez. Orada mecazi bir şey vardır yüce Allah’ın geleceğim demesinde. Ertesi gün Hz. Musa vahyi alınca ya Rabbi diyor meleklere sorduruyor ben bekledim diyor Rabbim gelmedi. Ben geldim diyor ben oradaydım. Biz seni görmedik. Olur mu? O fakirin yanındaydım diyor. Siz onu yedirseydiniz bana ikram etmiş olurdunuz. İşte bakış tarzımız işte bu olursa fakiri doyurmuş olursak Yüce Allah'ın istemiş olduğu o sermaye hareketini sağlamış oluruz.

Özlem Denizmen: Hocam biz ülke olarak zenginleşiyoruz. (Kalbimiz fakirleşiyor ama). Kalbimiz fakirleşiyor mu bunu sormak istiyorum size. İki şey sormak istiyorum bir tane zenginleştikçe, şimdi nasıl göstereceğiz zengin olduğumuzu, işte takılar olabilir, kıyafet olabilir ya da araba olabilir. Gösteriş, bu da psikologlara göre sosyologlara göre normal bir şey böyle olması. Bu konuda İslam'da gösterişin yeri nedir ve Kalbimiz fakirleşiyor mu?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Zenginliğini göstere göstere başkasını gıpta ettirerek, küçümseyerek yaşamak. İşte zulüm olan odur. İslam’ın karşı olduğu yoksa İslam lükse girmeden şatafata girmeden bir ferdin Allah’ın vermiş olduğu nimeti göstermesini kendi üstünde normaldir.  Burada sorun yok. Burada tabi lüks çok önemli, şatafat çok önemli, debdebe çok önemli. Müslümanlar hep fakir görünmeli hep gariban görünmeli, hayır. Yok öyle bir şey, Müslüman, Müslüman gibi görünmeli, takva sahibi olmalı, riyazet sahibi olmalı, paylaşabilmeli. Kademe kademe, kişi vardır üçte birini paylaşır, kişi vardır üçte üçünü paylaşır, kişi var onda birini paylaşır. Ona hesap sorma hakkına sahip değiliz. İslam sermayenin hoyratça harcanmasına, başkasını ezme aracı olmasına, kara bir paraya dönüşmesine, bunu adı kara paradır. Kara para sadece kazanılırken değildir. Kazanıldıktan sonra da bir para kara paraya dönüşebilir, zulüm parasına dönüşebilir. Firavunu firavun yapan Karun’u Karun yapan şey sermayeyi başkasını kul etme aracı olarak kullanmasıdır. Ama aynı sermaye Hz. Ebubekir'in elinde bir merhamet aracına dönüşebiliyor. İslam başkasının hakkına müdahale edecek başkasını ezecek her anlayışa başından müdahale ediyor. Çok ilginç bir şey söyleyeyim size, Hz. Peygamber komisyoncuların pazara mal getiren köylüyü yolda durdurup köylünün elindeki domatesini ucuza alıp pazarda pahalıya satmasına engel oluyor. Resullullah diyor ki köylünün malını sergilemesine engel olmayın. Bazı belediyelerde bunu görüyorum son derece seviniyorum. Köylü pazarı kuruyor. Çünkü alın terini döken o. Alsın parasını versin fazlasını komisyoncuya. Ama komisyoncuya sen orda onun yolunu kesemezsin. Bir liraya alıp on liraya satamazsın onun hakkına tecavüz etmeyeceksin. Kandırmayacaksın diyor.

Özlem Denizmen: Hocam oruç fidyesi ne demek?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Oruç fidyesi aslında iki türlü, ifade ediliyor Türkiye de. Birincisi bizim bildiğimiz Fitre ye Fidye deniliyor. Nedir o? İşte durumu iyi olan, borcu olmayan yıl içinde kazancı kendisine yetecek olan bir insandan, işte elinde 80 gramı aşan altın ya da o değerde sermayesi varsa bir yerde duran, müdahale edilmeyen bir toplu sermaye varsa diğerine göre zengin sayılabiliyor. Kademe kademe. Bu kişi her bir kişi için birini doyurmalı. Kendi çocukları hanımı için on kişiyse aile on kişilik ekmek çıkarmalı. Bu sene diyanet sekiz buçuk lira, bu yine alt limit(geçen sene yedi buçuktu bu sene sekiz buçuk), üst limiti yok zaten. Bu fitre dediğimiz şey.

Özlem Denizmen: Bu fitre, oruç fidyesi ise?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Oruç fidyesi ise, oruçla ilgili iki ayet var ayetlerden birinde işte gücü yetenler oruç tutsun gücü yetmeyenler fidye versin. Daha sonradan gelen Ayet-i Kerime kim ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun. İlkindeki muhayyerlik, yani gücü yeten oruç tutsun yetmeyen fidye versin muhayyerliğini kaldırıyor Ayeti Kerime, ancak hastalar, yolcular hariç veyahut çok düşkün olan yaşlı tutamayacak. Tutamadıkları ilerde de kaza edemeyecekse bir arıza var. Kaza da edemeyecek. Sonradan yerine getirmeyecek onlar fidye veriyorlar. Her gün için bir fakir doyuracak sabahlı akşamlı.

Özlem Denizmen: Hocam Ramazan ayına ait olmayan ama zekât da var şimdi şunu sormak istiyorum. Mesela diyelim çocuk okutuyorsunuz, yardım olarak. Bu da zekâtın içine girer mi? Zekâta saydırabilir misiniz bunu da?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Zekâtla ilgili sayılan unsurlar var kimlere verilir (bir hesaplaması var evet)Biliyorsunuz. İşte fakirdir, yolda kalmıştır. Kurumlar değildir, kişidir. Bu kişileri ayakta tutacaksınız. Okul parası zaruri bir ihtiyaç olmuyor. Elbette ki çok önemli keşke çocuğunu okutamayan bir aileye yardım etsek. Bu ayrı mesele ama zekât şudur; karnı doymuyor, borcu var kapıda durmuş, evine ekmek götüremiyor. O açığı kapat diyor, zekâtın dediği odur. Ötekisi ise sadakadır, ötekisi dediğiniz yardımlaşmadır o ayrı.

Özlem Denizmen: Hocam ben Hz. Hatice ile ilgili bir kitap okudum ve çok etkilendim o zaman öğrendim ne kadar zenginmiş, tüccarmış, çalışan bir kişiymiş. Baktığımız zaman İslam dininin yayılmasında tüm parasını da bunun için harcamış. Dolayısı ile çalışan bir kadın. (Ecet) İslam dinine göre kadının çalışması, para kazanması, zengin olması, tüccar olması, bunlar kadının tüccar olması deyince şu zamanda sanki bize uzak gelen bir şey oluyor çalışması da öyle bu konuda ne diyor İslam dini?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Tabi Hz. Hatice iyi bir örnektir dediğiniz gibi. Çünkü güçlü bir kadındı, İslam’dan önce de öyle idi. Resullulah’ı çok beğendi. Resullullah onun ticaretini yapıyordu onun adına parasını işletiyordu Resulullah'ın eminliği güvenilirliği onu çok etkiledi ve efendimizle evlendi. Ama evlendikten sonra Hz. Hatice’nin sermayesi dönüşüm geçirdi daha önce Hatice içindi sonra halk için oldu ümmet için oldu garibanlar için oldu. İslam kadının çalışmasına engel koymuyor. Bilakis kadının sermaye edinebilme, babasından gelme, başka türlü sermaye, miras diğer yerlerden veya kazanarak sermaye edinmesine hak tanıyor. O sermaye ye kocanın müdahalesini hoş görmüyor. O sermaye kadının kendi sermayesidir. Kendi kalbinden içinden geçerek verirse kocasına verir. Ama vermek zorunda değildir. Hatta bazı fıkıhçılara göre, kadın eğer zenginse koca da çok borçluysa kocasına zekât verebilir. Ama koca hanımına zekât veremez bakmak zorunda çünkü. Evlilik mukavelesi odur. İmzayı atarken, sana çocuklarına her şeyine ben kefilim, o nedenle de diyor ki sen bakacaksın ona kadına diyor ki sen bakmak zorunda değilsin. Bizim toplum bakar o ayrı mesele, Hem kadınımız paylaşır çoluk çocuğu için ama o hakkı veriyor İslam. O sebeple kadın çalışır, kazanır, çok önemli olan şey çalışırken kazanırken, örfüne inancına yaşayışına, dini ölçülerine dikkat etmiş olması lazım. Yanlış olan ortamlardan kaçınması lazım. Hz. Peygamberin hanımı Hatice den bahsettik. E diğer hanımları öyleydi mesela Zeynep vardı. Zeynep annemiz, ne yaparmış biliyor musunuz? Patik örermiş, çocuklar için kazak örermiş eliyle, kazakları patikleri Medine pazarına gönderirmiş, sattırırmış yarı parasını Medine fakirlerine gönderirmiş. Umur mesakki demişler ona Miskinlerin anası demişler çok kısa yaşamış vefat etmiştir. Yani Resullullah’ın hanımlarının çok farklı işlevleri vardı. Bir kısmı işte sosyal aktivite diyorsunuz. Merhamet kapılarını açma, mesela bugünde bu konularda hayli çalışkan hanımefendiler var. Hizmet ediyorlar garibanlara(Topluma hizmet, edenler var çalışanlar var) Resulullah’ın hanımları bunu yapıyormuş (eşlerin hepsi çalışıyormuş) el emeğini satıyormuş ve el emeğinden garibana yemek getiriyormuş

Özlem Denizmen: Ama hocam hala, yani genel anlamda kültürümüzde kadının çalışması gene halen garipsenen

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Çok yanlış örnekler var. İstismar edilen örnekler var

Özlem Denizmen: Bu da değişmesi gereken bir konu değil mi sizce?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Orda toplum İslam'ı daha iyi anladıkça, ikincisi istismar azaldıkça

Özlem Denizmen: Hocam Başka bir şey sormak istiyorum, Faiz konusunu konuştuk, faizin İslam Dinine göre haram olduğu ile ilgili. Mesela içki de öyle. Şu örnekten gideceğim. Mesela normal zamanda içki içip Ramazan boyunca hiç, Ramazan'a saygıdan dolayı hiçi içki içmeyen kişiler, bu şununla denk mi oluyor, mesela faiz. Bir kişi Ramazan boyunca içki içmeyi bıraktıysa parasını da vadeli mevduattan çekmesi mi gerekiyor bu durumda mesela aynı şeye mi denk geliyor?

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: İçki haramdır Ramazanda ve sonrasında, Faiz haramdır Ramazanda ve sonrasında. Ama bu şu demek değildir. Genel bir kuralımız var bizim fıkıhta yani İslam Hukukunda Tümünü yapamıyorsan tümünü bırakma. Ne yapsan kardır. Öyle bakıyoruz biz olaya. Yani hocam ben ramazan dışında içki içiyorum. Evet, Ramazan da niyetlendim. Senin ramazanda niyetlenmen bir tövbedir. Ya rabbi ben içkimden memnun değilim Ramazan ayında sana yöneliyorum sen orucumu kabul et demektir. Biz buna sen tutamazsın daha hayır sen içki içmişsin içki giren ağıza ramazan olmaz, 30 gün boyunca ben nasıl onu oruçtan uzaklaştırayım, böyle bir hakkım yok ki benim. Firavun bile bırakın içki içen bir kardeşimizi, kumar oynayan bir kardeşimizi o Müslümandır bizim kardeşimizdir. Onun o günahı var benim başka günahım var. Hangimiz yani peygamberiz ki haşa. Hangimiz Peygamber ahlakı ile ahlaklanmışız ki çok uzağız bu işlerden. Bu nedenle merhametle muamele etmek lazım, onu dışlar iken kendin günahın içindesin farkında değilsin. Yani başkasına başka türlü bakıyorsun kendi günahını küçük görüyorsun. Hayır. Makul olmak, merhametli olmak gerekir. Diyeceğiz ki, orada da haram ramazanda da haram

Özlem Denizmen: Hocam bir borç duanız var, yani borç duası var sizin daha önce de aktarmış olduğunuz. Yani çok borçlu var bu duayı okuyunca rahatlıyorlar, yani daha iyi hissediyorlar. Bir güç geliyor diyorsunuz herhalde değil mi? Yoksa dua edince borç kapanacak durumu yok.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Borçlu olan borcunu kapamaya çalışacak gücü olduğu kadar. Ama çalışıyor sonuç alamıyor ve ya borcunu ödemeye çalışıyor. Dua işin bir boyutudur bir de fiili dua var fiili dua çalışmak. Fiili dua çalışmak, çalışmadan borç nasıl ödensin? Olmaz. Ama şudur, dua da çok önemlidir. Nedir o dua? Yarın beni rızıklandır ki beni namerde muhtaç etme, helalinden beni giydir, helalinden beni yedir. Orda şudur. Hem Allah'a yalvarıyorsun, Allah sana bir kapı açar çünkü. Ayette, kişi Allah'a takva ile sarılırsa Allah hiç hesap etmediği yerden bir kapı açar diyor.

Özlem Denizmen: Son olarak şunu sormak istiyorum size genelde bu para konuları, çok imtina ettiğimiz konular, konuşmuyoruz, utanıyoruz belki günah bile sayıyoruz. Bu mübarek aydayız ama para da bir gerçek. Var. Son olarak siz izleyicilerimize ne önerirsiniz bu para konuları ile ilgili ilişkilerinde. Borcu olabilir, daha fazla kazanmak istiyor olabilir, birikim yapmak istiyor olabilir, ev yapmak istiyor olabilir. Ne önerirsiniz genel anlamıyla para konularında.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Hiçbirimiz elimizdeki, cebimizdeki paramızı bitiremeyeceğiz öyle anlaşılıyor. Parası olmayan içinde böyle parası olan içinde böyle. İnsanlarımızın %90 ı vefat ederken cebinde 1 lira vardır en azından, paranın ömrü bizden daha uzun öyle anlaşılıyor. Onun için hayattayken onu doğru harcamak lazım. Elden çıkartmaya çalışmak lazım diye düşünüyorum. Bu hepsini vermek anlamında değil ama hakikaten merhamet edelim. Ben şunu çok iyi gördüm radyoculuk yapardım yıllar önce, öğrencilere burs tavsiye ederdik, çok ilginç zenginlerden çok hareket gelmezdi. Fakirlerden gelirdi. Hatta bir gün bir kadın aradı, telefonla beni canlı yayında hocam 10 lira vermek istiyorum dedi. Nereden arıyorsunuz dedim, hastaneden, telefonunu aldım, yanına gittim ziyarete, hasta idi yani ağır, düzelmeyecek bir hastalığı vardı. Kazak örüyordu beni görünce çok sevindi. Bu parayı nereden bulacaksın? Bu kazaklardan dedi. Son hastalığında, hastane köşesinde kazak örüyor ve ördüğü o kazağın parasını öğrenciye gönderecek. İşte sermayeye kul olmamak budur. Ama ötekisi biraz daha, biraz daha, biraz daha, çocuğuma, torunuma, torunumun torununa, sonu yok. Bırak biraz da torunun çalışsın. Bırakın biraz da çocuklarınız torunlarınız çalışsın.

Özlem Denizmen: Hocam çok teşekkür ederiz programımıza katıldınız biz de önce insan sonra para diyoruz zaten, Para durumunda tekrar hayırlı Ramazanlar diliyorum. Tekrar teşekkür ediyorum hocam.

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu: Sağolun