Gündem

Suç ve Ceza

Yangıncılar. Anadolu'da onlara bu isim veriliyor. Önce, malum, sene boyu bol bol yağdı. Yaban otları, çalı çırpı, yol kenarları, orman içleri, bakımsız araziler, sahipsiz balkanlık araziler... Bunların hepsi yanmaya hazır halde. Şu veya bu sebeple. Şimdi o sebepleri gözden geçirelim mi birlikte?

1. Extra bira, fıstık, sigara, portatif koltuk ve sıcak kuru otlar...

Daha da beteri, ülkenin tamamına ne hikmettir bitmek bilmeyen bir ısrarla dikilen çam ağaçlarından düşüp ayaklar altında biriken çam iğneleri... Adeta yanmak için kıvılcım bekleyen bir ortam yani.

Sonunda o kıvılcım ya eldeki sigaradan düşüyor ya da yerdeki kuru materyalin üzerine düşen kırık bir şişe, ilkokulda yaptığımız deneylerle birebir aynı sonuca götürüyor. Şayet bu "alem" ağaçlı çalılı bir alanda yapıldıysa ve o gün güçlü bir rüzgar varsa itfaiye bunu haber alıp helikopter vs gelene kadar yangın çoktan büyümüş oluyor. Sonrası ekosistem katliamı...

Sebebi biliyoruz, peki çözüm var mı?

Bence evet. Bu sofraları herkes kendi evlerinde ya da bakımlı/ kontrollü piknik alanlarında ya da sadece kamunun mümkün kıldığı, izin verdiği, yangın riskine karşı bolca önlemin alındığı alanlarda kurmalı yaz aylarında. Ormana, koruya ve yeşilliğe oturmayı kalkmayı bilmeyen, sorumsuz ve akılsız grupların girişini engellemek için, maalesef, topyekun yasak şart.

Korucu, bekçi, asker, jandarma, çiftçi, ihbar, kamera, drone... Kontrol etmenin vardır mutlaka bir yöntemi. Cezası fena halde büyük olmak zorunda. Türk milletinin, elbette milletimin aşil tendonu sadece ve sadece canını yakan para cezasıdır. İlkinde ihtar. Sonrasında büyük ceza.

2. Arabadan sigara atan, şişe atan, çöp atan grup. Söyleyecek söz bile bulamıyorum. Kimdir bunlar?

Yol kenarında zaten sulanmayan otlar, sürekli önlerinden geçen araçların rüzgarından öyle bir hale gelir ki iki taşı birbirine vursan çıkacak minicik bir kıvılcımla, ufacık bir cam parçasıyla anında tutuşur. Araçlar geçmeye devam eder, sıcak bir fan gibi, çıkan ateş coştukça coşar.

Bugün yapay zeka var. Her yerde kameralar var. Duyarlılığı yüksek, bunu yapanları tespit edip görselleri aktarabilecek de milyonlarca insan var. Şefkatle, eğitimle, ikazla, uyarıyla çözülmedi bunlar. Yapan yanlış olduğunu  biliyor, yine de yapıyor. Neden? Çünkü yakalanmayacağını da biliyor. Can yakmazsanız çözemezsiniz. Camını açıp çöpünü atan için de maksimum cezalar gerekiyor. Hoş mu, değil, ama böyle.

3. Köyler, kişiler arası savaş dövüş... Yeşilçam filmlerinden, Anadolu insanını anlatan romanlardan filan hikayeler size tanıdık gelir. Köylü köylüye göz koyar, hasetlenir, fesatlanır, alacağı vardır alamaz, kızını kaçırmışlardır filan... Birilerinin daima bir intikam alası vardır.

Kırsalda intikam, bağını bahçesini yakmaktır. Harmanını yakmaktır, evini yakmaktır. Hayvanının damını yakmaktır. Arıcıysa kovanını yakmaktır. Kolluk kuvvetleri elbette müdahale eder, ama coğrafya çok geniştir. Her köye bir adet jandarma karakolu kuramazsınız, bunun mümkünü yok. Jandarmaya her köyün çevresinde 7/ 24 devriye de attıramazsınız, bunun da mümkünü yok.

İhbar filan, köylerde olmaz. Kimse, onlarca yıl birlikte yaşadığı, onlarca yıl daha birlikte yaşayacağı insanlarla kötü olmayı göze almaz. Bilseler bile söylemezler yani. Çözümü nedir bilmem, ama üçüncü sebep tam olarak budur.

Sosyolojiye inip özel kanunlarla bir çerçeve çizmek gerekiyordur belki de. Barıştırıcı, uzlaşmacı olması öncelikli özel bir yargı? Bilemiyorum...

Köyler şehirlere benzemez. Adaletin aradığı teknik deliller ve şahitler köylerden kolay çıkmaz. Bunlar olmadığı için de kovuşturma bile yapılamaz. Çözümsüzlüğün devamında kaypak ve sinsi, gizli ve tuzaklı davranışlar kaçınılmazdır. İntikam ateşlerinin yaygınlığını Anadolu'da herkes bilir. Küçümsenmeyecek bir sebeptir.

4. Çöplükler. Gerektiği gibi ayrıştırma, çöpten enerji ve katma değer çıkarma işinde ne kadar eksikli olduğumuz malum.

Öylesine çöpün oraya buraya döküldüğü; zehirli maddelerin, patlamaların, gaz salınımlarının önemsenmediği çöplükler pimi çekilmiş bomba ve korkarım büyük zarar göreceğiz. Oysa çöp ayrıştırma, belki de dünyadaki en karlı sektörlerden biri. Neden daha çok yatırım yapılmıyor bu sektöre, anlamak cidden zor.

5. Sanayi siteleri, kaynakçılar, demirciler, atölyeler... Kısaca kıvılcım ve ısı kaynağı olan her şey.

Bir ocak, bir soba, bir baca dünyanın her yerinde izne, plana, kontrole tabi iken bizde (neredeyse) tamamen serbest. Ne iş yapacaksın, hangi tedbirlerle yapacaksın vs bunlar basit şeyler değil. Geçen sene kaynakçıların kıvılcımlarından başlayan yangın çok büyük bir alana yayıldı. Ildırı'yı yakacakken, zorlukla, seferberlikle durduruldu. Burada oldu. Kurtlar, kuşlar, börtü, böcek, koyunlar, kuzular, keçiler... Neler yanmadı ki :(


6. Bazı bölgelerde zeytinliklerin imar sınırında olduğunu, zeytincilik kanununa takılan bahçe sahiplerinin (büyük) bir kısmının da bu rantın peşinde olduğunu bilmek lazım.

Bunlar özellikle son yıllarda belediyelere dilekçe üzerine dilekçe yazıyorlar. Kendilerince de gayet ve maalesef haklılar. Zeytini işleyecek genç nüfus kalmadı, sebepleri var, tekrarlamak istemem. Son çalışkan kuşak 60 yaşını aştı ve bu insanlar da bahçeye bakmak, sürmek, arlamak, zeytini çırpmak, sıkmak gibi çok ağır işlerin sonunda ellerinden üç kuruşa yağını satın alıp romantik hikayeler ile dört haneli rakamlara kitleyen kitleden çok fena yıldılar. Tüketiciler kadar kendilerinin de aptal yerine konulduğunu düşünüyorlar ve bunu hazmedemiyorlar.

Farklı bir şişe, bombastik bir kutu, atmasyon bir bahçe ve sıkım filan gibi hikayeler. Zeytin üreticilerinin yaşamı günden güne daha da zorlaşırken şişeleme ve sallama uzmanlarının refahı günden güne artıyor. Bu da bir noktada patlıyor.

Bahçesi imar sınırına yakın olan zeytin üreticisinin tek bir hayali var bugün, o da bahçesine imar çıkması. Bu kadar.

Köy işlerinde çalışmayı hiç istemeyen, çoktan şehirde hayat kurmuş, ancak elbette ki doğru düzgün geçinemeyen evlatları 7/ 24 baskı yapıyorlar. Anne - babanın son atımlık bir kurşunu var, o da imar çıkarsa arazisini verip 2-3 tane ev alabilmek, kiraya vermek. Sabit bir gelir...

Öte tarafta ise memleket hikayesi var.

Sürekli slogan atan, ancak ilk ayaktaki üretici ile bir türlü buluşamayan bir alıcı kitlesi. Bu kitlenin ajitasyon dolu manipülasyonları satın almaya, üstelik en az beş katı fiyatla satın almaya hazır olduğuna uyanmış bir "girişimci" kitlesi. Bütün bunları izleyip "her koyun kendi bacağından asılır" ilkesini uygulayan, kendi bahçesini önce yakıp sonra zeytinlik vasfından çıkaran, sonra da belediyeye imar dilekçesi vermeyi bilen üretici kitlesi.

Çünkü neden vermesinler? Cefasının üretene, sefasının hikaye üretene düşmesi işini sindirebilmek zor. Yaşayanlar bilirler.

Ne yapılabilir? Üreticinin nihai tüketiciye binbir güçlükle ulaşabildiği, aracıların ve üretici taklidi yapan namussuzların doluştuğu bir sistemi kırmak kolay değil. Dernekler, gruplar kurmak, ağaç - çiçek - ekosistem filan... Bunlar elbette önemli şeyler. Fakat elinde avucunda beş kuruşu olmayan, şahane ürününü çakallara üç kuruşa kaptırmaktan başka çaresi olmayan üreticiler bu kafalara kolayca girmezler. Beklemek de adaletsizlik olur.

Yurdum insanının bir özelliği vardır. Gerektiğinde kanaatkardır. Ortada ulvi bir amaç varsa, ne bileyim vatana millete dair bir sebep ya da ortada ulusal bir kısıt, kıtlık yokluk savaş durumu vesaire... Bir çekirdeği beşe böler yer. Akla hayale sığmayacak şekillerde ayakta kalmayı bilir. Ama onları aptal yerine koyarsan, onları sömürürsen, onlar da acımaz, affetmez ve kendi yollarını bulur.

"Kırsal kalkınma"nın TDK'daki anlamını açıp açıp okumak lazım.

Baştacı edilmesi gereken tek değer emekçinin değeridir. Alın terinin değeridir. Biline.

7. Son madde. Bunu doymak bilmeyen turizm neferlerine ayıracağım. Bunlar bizzat yakmazlar. Görürler, işaretlerler, işe girişirler.

Birinci aşamada bunların maşaları vardır. Pürüzleri temizlerler, kılçıkları ayıklarlar, löp et haline getirip masaya koyarlar. Kimdir bunlar? Akıl yürütmek çok zor değil. Dünyanın en güzel ülkesi olduğuna inandığım bu ülke, birbirinin kanlısı gibi görünüp de aradan iş yürütenlerin ülkesidir. Zübüklerin memleketidir. İnsanlar bir o taraf bir bu tarafa dağılmış Tellioğulları - Seferoğulları sosyolojisi içindeyken diğer uçta menfaatlerin kardeşliği dışında ideoloji yoktur.

Filler tepişirken çimenler gider.

Ortak kararlılık, ortak kontrol, ortak bilinç, ortak sorumluluk diliyorum.

Ve tabii iyi tatiller. :)

Çocuklar çok enerjik varlıklardır. :) Evet, dinlenmeye ihtiyaçları var, ama öyle fazla da değil. Sorumluluk verin, yorun onları, yorulmayı bilsinler.

Elden telefon - tablet düşmeyince maalesef sıklıkla maraz da çıkıyor.

Madde 8'i isterseniz, yıldırım düşmesi, kayaların yuvarlanırken birbirine çarpıp çakmak taşı gibi kıvılcımlar atması filan var da... %1'i geçmez.

Yine de onu da ekleyip bitireyim. Bakalım, bu yazıdan sonra başım ne derde girecek, onu da merakla bekleyeyim. Malum, epeydir sessizdim.

Nazilli'de küçük küçük bir çok yangın oldu bu hafta ve tetiklendim. Sorunların tek çözümü gerçeklerle yüzleşmektir. Ben gerçekleri yazmak istedim.

Cezalar konusuna bir dipnot düşmek isterim. Bildiğimiz beş kuşağında kesintisiz olarak acayip sayılarda hukukçu çıkarmış bir ailede bir tane de gaddar çocuk lazımmış sanırım ve o rol de bana düşmüş maalesef, n'eyleyim? Cezalar benim zihnimde hep çok yüksek, hep çok sert oluşuyor.

Yeşili kesenin, yakanın gözü yeşil görmesin istiyorum.

Çocuklara, kadınlara yapılan şiddetin, kötülüğün ve vandallığın zihnimdeki karşılığını ise ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Mutlu haftalar, sevgiler,