Güncel

Derli Toplu Tüketim

Tüketim kelimesi hep soğuk geldi bana. Tüketim toplumu kavramı da öyle...

Aldığım kadarını vermem gerektiğine inandım. Bunu yapamıyor isem aldığımı, tükettiğimi azalttım. Aile bütçesini derli toplu kullanmak, hayata güvenle bakmak, atmamak, çöp çıkartmamak, son gramına kadar faydaya dönüştürmek, dünyaya kirli değil temiz bir ayak izi bırakmak da annemden miras alışkanlıklar bana... Bu yazı da biraz "hey gidi çocukluğum..." tadında.

Ben çocukken, yani dinozorlar çağı filan oluyor aşağı yukarı, annemin "tasarruf" konusunda kara kuşak seviyede oluşu hep biraz tuhaf gelmişti bize. Sonra sonra anladık kıymetini, onun cimri filan değil; her şeyi ama her şeyi bir usul ile dönüştüren bir "değerlendirici" olduğunu... Onun seviyesine ne ben erişebilirim, ne benim çocuklar ama belki siz anlatırsınız sizin çocuklara; bir ilham verir ya da... :)

Yumurta aldı, haşladı diyelim. :) O yumurtanın haşlandığı su balkondaki çiçeklere dökülür; kabukları bir kapta biriktirilir, toz hale getirilirdi. Biriken bu toz önce evdeki bitkilerin dibine, onlara fazla geldi ise apartmanın bahçesindeki bitkilerin dibine dökülür; onlara da fazla geldi ise hafta sonu orman pikniğine taşınıp orada annemin gözüne kestirdiği dalı gövdesi cılız ağaç diplerine gömülürdü. Topraktan aldığın toprağa... Annemin her ürüne nimet gözü ile baktığı ve ağabeyim ile bana dinsel anlamından çok evrensel anlamı ile nimeti, haramı, helali, günahı öğrettiği günler de bu zamanlara denk gelir.

Lahana dolma sarılacak ise lahananın ince, gerek yaprakları dolmaya gider, sapları ve sert bölümleri turşuya katılırdı. Dolapta kalan kalın kerevizden, karnabaharın kalın saplarından, yapraklarının kıtırlarından, salatalıkların kalınlarından, pancar ve pazıların saplarından... Her şeyden ve her sebzeden turşu kurulurdu. Maydanozların kalın yeşil sapları, ele geçen her ne var ise ara ara eklenirdi turşuya. Bu şekilde kurulan ve ilerleyen, "tükenmez" hale gelen turşunun suyu da yine bizim hane halkının sağlıklı içeceği olurdu.

Meyve kabukları, meyvenin göbeğindeki çekirdekli kısmı; kalmış, çürümüş, hapırmış, köpürmüş nesi neresi varsa doğrudan sirkeye eklenirdi. Mutfak lavabosunun altında, ergonomisi beğenilmeyen o dolapta daima sirkemiz kurulu idi. Her gün, yemekten sonra dilim dilim kesilen meyve çıkıntıları filan da sirkeye... Lavabonun altındaki dev kavanozda adeta bir dünya oluşurdu. Ekolojinin ta kendisi bizim evdeki sirke kavanozu idi. :) Bir de musluğu vardı o kavanozun, genç gövdeli bir sirke, şıraya benzer bir tükenmez içecek olacak evde lıkır lıkır içerdik. Bu ikili, turşu ve sirke evin dönüşüm demirbaşı idi.

Meyvelerden "bir türlü bitmedi" dediğimiz ne varsa karışık rendelenir; elma, armut, ayva, portakal, üzüm her ne olursa karışık, hemen geceden şekere yatırılıp marmelat olurdu. Pişmeye yakın bir limonun suyu sıkılır, limon tuzu vesaire şu bu kullanılmazdı. Bu marmelat da en fazla bir haftada tüketilecek kadar az olurdu.

Dolapta kalmış karışık birer ikişer ne varsa, işte, ıspanak, pazı, kereviz, bir adet havuç, bir patates, bir baş soğan... Bunlar haftalık alış veriş yapılmadan önce minik minik doğranır, içine de bir kemik atılır, güzel bir ilikli sebze çorbası olur bize içirtilirdi mesela. Bunu hatırlıyorum... Bir de taş gibi olsalar da mutlaka ama mutlaka bir biçimde değerlendirilen ekmekleri... :) Onlar önce benmari usulü yumuşatılır ya da kızartılır ya da küp küp kesilir sonra da poşetlere doldurulup dondurulurdu. Çorba yapıldığında tavada, tereyağında kızartılıp dökülürdü. Bir gün köfte için kullanılır, bir gün yumurtalı ekmek olur kahvaltıda önümüze gelirdi. Kullanılan yumurta da elbette eve taşınırken kırılan, çatlayanlardandı.

İsraf etmeyin, hiçbir şeyi, ne olur...

Sütünüz mü ekşidi? Koyun tencereye, kaynatırken yarım limonun suyunu sıkın içine, tamamen kesilsin. Üstte kalacak ürün yüksek proteinli lor, altta kalan su da peynir altı suyudur. Bu suyu evdeki çiçeklere dökebileceğiniz gibi hamur işi ve ekmek pişiriminde kullanabilirsiniz. Sıfır çıkıntı. Asla ama asla atmayın.
Peynirlerin üstünü kapatmayı unuttunuz ya da çeşitlerden minik minik mi kaldı? İşte o peynirleri atın rondoya, bızzt; börek, poğaça içlerinde kullanın. Ya da sabahları içine bir yumurta kırıp gıdalı ve lezzetli çırpılmış yumurta yapın.

Taşınırken domates patladı, çatladı ise hemen o anda domatesli ve tereyağlı bir sebze çorbası yapabilirsiniz. Olmadı rondo yapıp gıda poşeti içinde dondurabilir, sonra kullanabilirsiniz. Yemeklere harç yapabilirsiniz.

Yoğurdunuz mu ekşidi? Ayran yapın. Ekşi ayran tadı size uymaz ise bunu tencereye dökün, kaynatın, keş olsun. İyice kurutup üzerine bolca zeytinyağı, istediğiniz kadar da biber döker kahvaltıda tüketirsiniz.

Yapacağınız tüm yemekleri; öğünleri planlayarak, hatta porsiyonları planlayarak yapın. Asla gereğinden fazla yemek yapmayın. Kasaptan et alıyorsanız kişi başı dört kalem pirzola gibi alın. "Yedek porsiyon" Türk sofra kurallarının demirbaşı olsa da siz "gerektiği kadar" kuralını benimseyin. Her yemek için ayrı kıyma almak yerine toplu alıp kavurduktan sonra porsiyonlar halinde dondurun ya da mesela...

Balıkta filetoyu ayırdıktan sonra kılçıkları atmayın. Haşlayın. Böylece hem besin değeri yüksek balık suyunu ayırmış olur; hem de kılçığa yapışmış etleri suya döküp balık çorbası olarak ikinci bir yemek yapabilirsiniz.

Kuru soğanlar içlerinden cücüklenirse cücük kısmı dahi yemeğinize güzelce doğrayabilirsiniz. Korkacak hiçbir şey yok. Atmanız gereken tek şey, kuru soğanın cücüğünü saran kahverengimsi zardır.

Bunlardan sizin de bildikleriniz, aklınızda olanlar mutlaka vardır. Yazın, toparlayalım, bir PDF haline getirip yayalım - dağıtalım. İyi yaşamak, kaliteli yaşamak, olabildiğince iyi bir ev, uygun ve uzun aralıklarda değişecek iyi bir araba, güzel seyahatler, çocuklara en iyi eğitim... Hepsine varım ama israfa yokum ben. Siz de olmayın. Emek emek, ilmek ilmek kazanılan bütçeyi acımadan saçıp savurmak, insanlığa ihanettir. Elektriği, suyu, doğal gazı; bizi bağımlı kılan her şeyi ama her şeyi de bir düşünüp aklı başında tüketmek gerekir.

Bir de son not... Kutular, kağıt, plastik vesaire ambalaj malzemeleri... Bunları lütfen ayırıp sokağınızdaki çöpün yanına bırakın. Kıymetli ambalajdır. Toplayıcılar bunları alır ve geri dönüşüm dünyasına mutlaka kazandırır. O arada da kendilerine bir ekmek parası kazanırlar. Çıktıları ve çöpleri birbirine karıştırmayın lütfen... :)