Sen De Mavi Tüy Olmak İster Misin?
Bir gün işe giderken evimin yolu üzerinde gözüme bir çiçek çarptı. Çok güzeldi. Yanında durdum, uzun uzun baktım. Bu çiçeği daha önce niye fark etmediğimi sordum kendime.
Bu çiçek hep burada mıydı? Daha önce neden görmemiştim? Çiçekleri koklamaya vakit ayırıyor muydum? Göğe bakmaya vaktim var mıydı?
Hayatımı nasıl geçirmek istediğimi düşündüğümde, mesela, dünyayı dolaşacağım
bir hayat canlanıyordu gözümde. Seyahat etmek benim için bir hobi değil, ihtiyaçtı.
Peki ,hayal ettiğim gibi mi yaşıyordum? Ve o an yaşadığım hayatın, yaşamak istediğim hayat olmadığına karar verdim. Bağımlılıklar, gereksiz sorumluluklar, beni kendimden de evrenden de uzaklaştırmıştı.
Bir mavi tüydüm nihayetinde.
Hani o hikâyedeki gibi: Bir ırmağın diplerinde binlerce canlı yaşarmış. Irmağa düşen mavi tüy, ırmağın dibine baktığında ırmak canlılarının ırmak dibinin köklerine ve taşlarına sıkı
sıkı tutunduklarını, bir an bıraksalar sürüklenecekleri korkusuyla köklere sarıldıklarını
görmüş. Çünkü tutunmak onların yaşam biçimiymiş ve doğuştan beri öğrendikleri şey akıntıya direnmekmiş. Sonunda içlerinden biri şöyle demiş:
“Ben tutunmaktan bıktım artık, gözlerimle göremiyorsam da, ırmağın gittiği yeri bildiğine inanıyorum. Kendimi bırakacağım, beni istediği yere götürsün.”
Öteki canlılar ona taptığı o akıntının onu kayalardan kayalara çarpacağını, kendisinin çabucak ölüp gideceğini söylemişler, dinlememiş. Kayalara çarptığında bile tutunmayı reddetmiş. Ve akıntı, sonunda diplerden kaldırmış onu. Ve diğer canlılar da mucizeye tanık olmuşlar.
“Irmak bizi özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor, eğer kendimizi bırakmaya
cesaret edebilirsek. Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur.” demiş mavi tüy*.
Benim de uyanışım, gördüğüm ilk güzel şeyle olmuştu. Tutunmanın beni sınırladığını görmüş, mavi tüy olmaya karar vermiştim.
Siz ne dersiniz? Bazen insanlar sadece eşyalara, alışkanlıklara ya da kimliklerine, bazen de sadece paraya tutunurlar, belki de kaybetme endişesiyle,. Oysa bazen bizi yoran şey paranın azlığı değil, ona yüklediğimiz anlamın ağırlığıdır. Akışa güvenmeyi öğrendikçe, paranın da hayatın diğer kaynakları gibi gelip giden bir enerji olduğunu fark ederiz. Belki gerçek bolluk sıkı sıkı tutunmakta değil, ne zaman tutacağımızı, ne zaman bırakacağımızı bilmektir.
İpek Darga