Monte Carlo Analizi'nin Tam Zamanı

2011 yılında Duke Üniversitesinde ‘Proje Değerlendirme ve Risk Yönetimi’ üzerine bir programa katılma imkânım oldu. Bu programa katılma motivasyonum öncelikle o zamana kadar hakkında genel bilgi sahibi olduğum ‘Monte Carlo’ analizinin proje değerlendirmedeki uygulamalarını öğrenmek amaçlıydı.

Programı tamamlayıp, öğrendiğim yeni uygulamaları paylaşacak olmanın verdiği heyecan ile Türkiye’ye döner dönmez bankalar ve yatırımcılar ile temaslarda bulunmaya başladım. Ancak ne zaman ‘Monte Carlo’ Analizi hakkında konuşmaya başlasam dinleyenlerin tavrı sanki ‘Böyle uçuk konularla beni fazla meşgul etme’ şeklinde olmaktaydı. Sanki uzaya roket fırlatmaktan bahsediyormuşum hissiyatı içinde kaldığım zamanlar çok oldu. Öyle ya pek çok şirketin doğru dürüst bir finansal fizibilite dahi yapmadan milyonlar hatta milyarlarca dolar yatırım yapabildiği bir ülkede anlatmaya çalıştıklarım gündemin çok ötesinde ve kavranması da nispeten zordu. Belli bir süre sonra, konu ile özel ilgisi olanlar dışında pek kimsenin bilmediği ve ne yazık ki öğrenmek de istemediği Monte Carlo Analizi’nden bahsetmekten vazgeçme noktasına geldim. Havanda su dövmenin anlamı yoktu ve görüşmelerimde şirketimizi ve yaptıklarımızı anlatabileceğimiz kısıtlı zamanlarda bu konuya artık yer vermemeye başladım. Türkiye’deki yatırımcıların ve dahi finans kesiminin konu ile ilgilenir olması için daha uzun zaman olduğuna kanaat getirdim.  

Aradan yaklaşık 10 yıl geçti ama Türkiye’nin finans konusundaki anlayış pek de gelişmedi. Bazı büyük holdingler ve çok uluslu şirketler dışında kalan büyük kesim için finans dendiğinde para bulmak anlaşılmakta. Bu arada gerçekten aklı başında azınlık mahiyetteki şirket ve yatırımcılara da haksızlık etmek istemem. Genel olarak piyasada finans denilince, para bulunsun ve piyasaya göre daha ucuz olsun da nasıl olursa olsun yaklaşımı hâkim durumda. Finansın şirket performansını değerlendiren ve geliştiren, risk analizi ve yönetimi ile sürdürülebilirliği destekleyen yönleri ile orta-uzun vadede stratejik planlamaya destek başta olmak üzere pek çok fonksiyonu ya bilinmiyor ya da kullanılmamakta. Türkiye’de şirketlerimizin geneli kısa vadede günü kurtarma telaşı içinde gelecek ile ilgili nadiren öngörü içinde olmaktalar ve bu öngörülerin de az bir kısmı gerçek anlamda bilimsel veri ve çalışmalar ile desteklenmektedir.

En büyük eksikliklerimizden biri de nakit akış çalışmaları konusunda. Şirketler tarafından mevcut alacak ve borçların ileriye yönelik kayda geçirilmesi nakit akış çalışması zannedilmektedir ki ancak bu ilk aşama olarak değerlendirilebilir. Oysa, yapılması gereken şirketin geçmiş performansından yola çıkarak geleceğin ekonomik eğilimlerini dikkate alıp içinde bulunulan sektörün dinamikleri doğrultusunda gelecek ile ilgili öngörülerde bulunmaktır. Tüm gider ve gelir kalemlerinin birbiri ile ilişkileri de dikkate alınmak sureti ile ileriye yönelik tahminler yapılması, şirketin gelecekteki finansal yükümlülüklerinin ve ek borçlanma ihtiyaçlarının dikkate alınması gereklidir. Tahmin yaparken bizleri en çok gelir kalemleri zorlayacaktır. Değişken ekonomik koşullar, uzun vadede kapasite kullanımlarımızın ne olacağını, satış hacimlerimizi, hangi fiyatlar ve vadeler ile ürün satabileceğimizi tahmin etmeyi zorlaştırır. Tahmin süresi uzadıkça yanılma ihtimalimiz de o denli artacaktır. Gelirler ile ilgili tahminler tamamlandıktan sonra giderler genelde gelirler ile bağlantılı değişken maliyette geliştiği için işimiz nispeten kolaylaşır. Bununla beraber gider tahmini yaparken sabit ve değişken gider ayrımını iyi yapabilmek ve hangi giderlerin gelirler ile paralel hareket ettiğinin ayrımını yapabilmek de gereklidir. Tabi aynı zamanda yarı değişken nitelikte olan giderlerimiz de bulunmaktadır. Gelir ve giderler ayrı para birimi cinsinde ise tahminlerimize olası devalüasyon etkilerini eklememiz gerekli olacaktır. Finansal tarafta yapılacak tahminlerde döviz kredilerinin olası kur farklarının ve değişken faizli kredilerde de faizin gelecekte ne olabileceğinin projeksiyonlara dahil edilmesi gerekir. İşletme sermayesi ihtiyacı da mutlaka dikkate alınmalıdır ve genelde ihmal edilen hususların başında yer alır. Projeksiyonlarımızda işletme sermayesi ihtiyacını hesaplayabilmek için alacak ve borç vadelerinin, ham madde ve ürün stoklarının bekleme sürelerinin ve aynı zamanda da şirketin nakit ihtiyaçlarının dikkate alınması gerekir. Nihayetinde nakit akışı, gelir tablosu gibi tahakkuk esasına göre değil, gerçekleşmeler üzerine çalıştığı için bu çalışmada hesabımızı sadece nakit giriş ve çıkışlar üzerinden yaparız.

Bütün bu yapılan çalışmalar şirket nakit akışını oluşturmaya yöneliktir. Modelin mutlaka ‘Dinamik’ bazda inşa edilmesi gereklidir. Çünkü, ürün satış fiyatı, kapasite kullanım oranları, maliyetler, vadeler, kurlar ve faiz oranları gibi tahminlerin değiştiğinde nakit akışının nasıl etkilendiğini görebilmek çalışmanın olmazsa olmazları arasındadır. ‘Dinamik’ nakit akış çalışması bize hassasiyet ve senaryo analizleri yapma imkânı da sağlar. “Temel-İyi-Kötü” senaryoları görüp kendimizi en kötü senaryolara dahi hazırlı kılmaya yönelik tedbirler almamıza olanak sağlar.

Stres testi dediğimiz çalışma şirketlerin en kötü senaryoda bile borç geri ödeme kabiliyetlerinin olup olmadığını göstermesi bakımından finans kurumları açısından önemli bir değerlendirme aracıdır. Bugüne kadar incelediğim yüzlerce projede gördüğüm ortak nokta en kötü senaryo analizi yapmaya çalışıp gelir tahminlerinizi düşürüp maliyet tahminlerinizi de arttırdığınızda stres testini – gelirleri devlet tarafından veya bir başka surette güvence altına alınmış projeler hariç- çok az sayıda şirketin geçebildiğidir. Oysa stres testi dediğimiz şey felaket senaryolarının öngörüsü olmamalıdır. Bu şekilde bakmaya devam edersek yatırımcılar açısından gerçekleştirilecek ve finansal kuruluşlar tarafından finanse edilebilecek çok az sayıda şirket veya proje ile kendimizi sınırlamış oluruz.

Senaryo analizi yapıp olabilecek en kötü gelir ve gider tahminlerini yapmanın ötesinde stres testinin gerçekleştirilmesinin başka bir yolu olabilir mi? Sorunun cevabı bizlere yazımın başında bahsettiğim Monte Carlo Analizi’ni işaret etmektedir. Bu analiz gelir ve gider tahminleri yaparken belli aralıklar girmemize ve daha önemlisi ilgili aralıklarda gerçekleşme olasılıkları için de olası istatistiki dağılımları tanımlamamıza imkân sağlar. Dolayısıyla model olası gerçekleşmeleri gerçek hayattakine çok benzer şekilde belirlemektedir. Monte Carlo Analizi ile aynı anda binlerce senaryo üretilir ve şirketin incelemek istediğiniz karlılık, proje değeri, sermaye geri dönüş süresi ve Borç Servis Karşılama Oranı (BSKO) gibi performans kriterlerinin değerleri olasılıklarını gösteren yüzdeler ile değerlendirmelere sunulur. Monte Carlo Analizi ile Stres Testi de yapılabilir ve yine öngördüğünüz veriler ile ilgili dağılımlara bağlı olarak şirketin borç geri ödeme olasılığının ne olacağı yüzdesel veriler ile hesaplanır. Özellikle satış ve gelir riski yüksek olan projelerde Monte Carlo Analizi daha da işe yarar sonuçlar üretecektir. Dolayısıyla uygulanmasında büyük fayda olacaktır.  

Ülke olarak pek çok konuda olduğu gibi finans alanında da veri bazlı bilimsel çalışmalara giderek daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Corona krizi ekonomideki tüm taşları yerinden oynattığı ve yeni bir dünya düzeni bizi bekliyor olduğu için belki de artık Monte Carlo Analizi’nin Türkiye’de şirket/proje performansı ölçme ve değerlendirmede uygulanma zamanı gelmiştir. Dilerim ki öyle olsun.

Yorumlar
Kalan Karakter 800