Piyango! (Size de Çıkabilir...)

Hasip Bey’le Nasip Bey iki eski dostular. Çocukluktan başlayan dostlukları, çok şükür, bugünlere kadar gelmişti.

Hasip Bey’le Nasip Bey iki eski dostular. Çocukluktan başlayan dostlukları, çok şükür, bugünlere kadar gelmişti. Yaşamın gailesi, zamanın dadası ve geçen yıllar onların bu dostluklarını yıpratamamıştı. On beşte, yirmide olmasa bile, o ayı devirmeden mutlaka bir araya gelirlerdi. Devamlı gittikleri mütevazı mekânlarında buluşup hal hatır sorduktan sonra,  dünyalar yıkar, dünyalar kurarlardı.

Her ikisi de isim anlamlarının zıddı bir kişiliğe sahipti. İsimleri üzerlerinde ters giyilmiş pabuçlar gibiydi. Bu gerçeği kendileri de bilirdi; birbirlerine, “adlarımız ters konmuş” diyerek, takılırlardı. Hasib; ‘Hesap görücü’ anlamında, Allah’ın güzel isimlerinden biri olmanın yanında; muhasebeci, hesap tutan kişi demekti. Oysa Hasip Bey’in muhasebeyle, Muhasebecilikle hiçbir ilgisi yoktu. Muhasebecilik esasen arkadaşı Nasip Bey’in işiydi. O ganyan bayiliği yapar, at yarışı oynatır ve piyango bileti satardı. Hasip Bey işini pek sevmezdi. Avantür bir iş olarak görürdü. Akşam evine ekmek götürecek parayı zor bulan insanların at yarışı, sportoto, altılı ganyan, loto gibi talih oyunları oynamak için kuyruğa girmelerine içten içe üzülürdü. Ayrıca, İnsanların sanki fizik problemi çözüyorlarmış gibi büyük bir ciddiyet ve titizlikle kuponları doldurmak için harcadıkları saatlere de acırdı.  Ama yine de bir gaileyi döndürmek durumundaydı. Esasen umutsuz insan olmazdı; bu gerçeği gördüğü için bu işe girmişti.

Nasip Bey ise, Muhasebeciydi. Bu mesleğe nereden girmişti? Mükelleflerden çektiği kadar kimseden çekmiyordu. Mükellefler ne vergi ne de muhasebe ücretini ödemek istiyorlardı.    ‘En son, muhasebecinin parası ödenmelidir o da olursa.’ Mükellefler bu konuda, aralarında sanki anlaşmış gibiydiler. Vergi Daireleri, Uzlaşma Komisyonları, İcra Dairelerindeki; ‘küçük dağları ben yarattım’ diyen, kendini beğenmiş, zevata meram anlatmak da işin cabasıydı.  Her sabah evinden çıkarken, kendisi için dua ederdi; “Allah’ım ne olur, bir başka kapı aç!” Şu çocuklar okulu bir bitirse, kendisi de bir emekliliği kazansa biliyordu ne yapacağını; bir sahil kasabasına yerleşip, arkası üstü yatacaktı. Bu yüzden bir umutla her hafta toto oynar, her ayın başında da piyango bileti alırdı. Ufak ufak ama toplandığında ufak bir servet yatırmıştı; umut yolundaki, bu iptilasına. Bu saate kadar pek bir şey görmemiş, bir şey kazanmamıştı. “Ama umut bu işte, belli mi olur?” diyerek devam edip gidiyordu.

Hasip Bey’le Nasip Bey, yine bir araya gelmişlerdi. Eski yıl bitmek üzereydi; yılsonuna gelindiği için her ikisinin de işi civcivli olmasına rağmen birbirlerine zaman ayırmışlardı. Kadehlerin dibine vuruluyor, konudan konuya geçiliyordu. Bu arada, meyhanenin kapısından içeriye gezgin bir Piyango Satıcısı girdi; masaları bir bir gezerek bilet satıyordu. Satıcı onların masasına da uğradı. Hasip Beyle selamlaştılar;  aynı meslekten oldukları için tanışıyorlardı. Hasip Bey, işleri sordu. Satıcı, “Çok güzel abi, bilet yetiştiremiyorum. Yılbaşına bilet kalmaz bu gidişle” deyince Nasip Bey ortadan, “Yapma yahu” dedi. Sonrasında gözlerini açarak, Satıcının elindeki biletlere uzanıp, “Bunlar çıkan cinsten mi bari?” diyerek takıldı. Ama elinde olsa biletlerin hepsini alabilirdi. Satıcı işini biliyor, insanları tanıyordu; bu, bir yağlı kuyruktu. Satıcı, “Biletin var mı abi? Diyerek, Nasip Bey’den yana seğirtti. Nasip Bey’in Satıcının elindeki bilet demetini bir hamlede almasıyla masaya sermesi bir oldu. Son rakamları, sıfırdan dokuza kadar olan, on adet çeyrek bileti bir çırpıda ayırdı. Ardından da iki yarım, bir de tam bilet aldı. Cüzdanını çıkarıp biletlerin parasını ödedi ve biletleri özenle boşalan cüzdanına yerleştirdi. Sonrasında Hasip Bey’e dönerek, “Sen almıyor musun?'' diye takıldı. Satıcı, araya girerek, “Abi, tereciye tere mi satacağız?” dedi. Buna rağmen Hasip Bey, Satıcıya jest olsun diye, bir ‘yarım bilet’ aldı; parasını ödeyerek, bileti  o da cüzdanına yerleştirdi.

Nasip ve Hasip Beyler; Yeni yılı ayrı ayrı, aileleriyle birlikte, evlerinde karşıladılar Nasip Bey, televizyonda ‘çekiliş’ programını sabırsızlıkla bekledi. Biletlerini çıkarıp televizyonun karşısına geçti. Kazanan numaralar biletlerindeki numaraların yanından bile geçmiyordu. Gerildi, suratından kan çekildi, biletleri hırsla masaya fırlattı. Ardından, “yarın sakin bir kafayla bakarım, ne olur ne olmaz” diyerek, bir umutla biletleri topladı.

Yeni yılın ilk günlerinde, piyango talihlileri açıklanıyor, kendileriyle röportajlar yapılıyordu. Büyük ikramiyeyi kazanan birkaç talihli ise ortalıkta yoktu. Bir anda Nasip Bey’in aklına Hasip Bey düştü; sesi sedası çıkmamıştı. Merak edip aradı; telefonu cevap vermiyordu. Ertesi günü iş çıkışı dükkânına uğradı; kale duvardı, esnafa sordu; insanlardan; “Abi, o köşe oldu; büyük ikramiye ona çıktı, o günden beri gelmiyor,” cevabını alınca Nasip Bey donup kaldı.  Bir an ne yapacağını bilemedi; arkadaşı adına sevinmeli mi, yoksa kendi adına üzülmeli miydi? Ruhu iki kaya arasında ezilip durdu. Hasip sırra kadem basmıştı! Kendisine haber bile vermemişti;  böyle dostluk, olur muydu?

O gece uyuyamadı Nasip Bey; on üç tane bilet almıştı, bir şey çıkmamıştı. Adam tek bir biletle milyonları cebe indirmişti. Olacak iş değildi! Sabah bezginlikle uyandı.  Saat dokuzda; Vergi Dairesinde olmalıydı, uzlaşmaya girecekti. Kapıdan çıkarken boy aynasındaki görüntüsüne ilişti gözü; kendini uzunca bir süre seyretti.  Ardından, “Ne ‘Nasip’mişsin be” diyerek, kapıyı açtı ve kendini dışarı attı.

Aralık 2020 - Marmaris     

Cemal Çalımer

Çocuk ve MüzeBu yazım dedeler için torunları ister iki ister on iki yaşında olsun, yanlarında kimse olmadan, birlikte gezmelerinin, paylaşacakları zamanın doyumsuz lezzetini bol bol yaşamalarını düşleyerekten yazdım.

 

Yorumlar
Kalan Karakter 800