İyi, Kötü Üzerine

Tarih boyunca düşünürler ve filozoflar iyiliğin erdeminden dem vurmuşlardır. İnsanlığı harmanlayan semavi dinlerle, diğer inanç sistemlerinde de bu böyledir.

Hatta hükmettikleri topluma kan kusturan ve dünyayı kasıp kavuran diktatörler, tiranlar ve despotlar bile, yaptıklarının ve icraatlarının insanlar için ‘iyi’ olduğu iddiasını taşımışlardır. Alman filozof, Friedrich Nietzsche ‘iyi’ hakkında şöyle söyler;

“İyi huylu insana, mücadeleden kaçana ‘iyi’ denir. Ama savaşçı olana, zaferi tutkuyla isteyene de iyi denir.”

“Bir şeyde ilk olmak isteyene iyi denir, ama bir şeyde önde olmak istemeyene de iyi denir.”

Eflatun ise, “En üstün ide ‘iyi’ idesidir, bu da Tanrıdır” derken, Hz. Muhammed bir hadisinde şöyle buyurur; “Ümmetimin iyi ve kötü bütün amelleri bana gösterildi. İyi amellerin içinde, eziyet verecek şeyin yoldan kaldırılması da vardır.”

Bu denli göreceli olan, sana, bana, zamana ve mekâna göre değişen bir terim, bir norm,  bir davranış biçimi olan ‘iyi’ ve iyilik nedir? Ve bu bakış açısından kimler iyi, kimler kötüdür?

Giderek, içine doğduğumuz toplumda, doğduğumuz andan itibaren, bizi sarıp sarmalayan yasalar, kurallar, kaideler, gelenekler, örfler, adetler ve hatta inançlar, dogmalar, nas’lar kimler için, ne kadar iyidir?

Ayrıca, bütün bunlara uyum sağlayıp, bu kurallar bütünü içinde kalarak, bir davranış sergileyen insanlara iyi, bunların dışına taşanlara kötü diyebilir miyiz? Bu ne kadar adil ve doğru olur?

İyi insan, iyi vatandaş, iyi yasa, iyi devlet, iyi ekonomi. Nedir? Bunları çoğaltmak mümkün. İyi pasta, iyi ayakkabı vs.

Benim için bir dost, ‘iyi insan’ teveccühünde bulunmuş! Sağ olsun. Ama ben neden iyiyim? Ne kadar iyiyim? Ve kimler için iyiyim? Bütün bu sorular boşlukta.

İslam Ansiklopedisi iyilikleri sıralamış ancak, iyiliğin ne olduğunu söylememiş. Kendimi bütün bunlardan soyutlayarak, şöyle düşünüyorum;

  • Bir başına yaşayan bir insanın iyi olduğundan dem vurulabilir mi? İnsan bir başına ve kendi kendine ‘ iyi ‘ olabilir mi?
  • Bir insanın iyi ya da kötü olması, kendi dışındaki varlıklarla ve çevresiyle (insan, hayvan, nebat) birlikte ortaya çıkan bir olgu değil midir?
  • Buradan; İnsanın kendi dışındaki varlığa, (insanlar, hayvanlar, nebatat, doğa v.s ) öncelikle saygı ve sevgi duyması, sonrasında “onların hayatlarına dokunmak, yaşamlarını kolaylaştırmak için yaptığı, yapabildiği özveriler bütününün”, nispi bir ‘iyilik’ tanımlaması olabileceğini düşünüyorum.

İnsan, dış dünyası ve çevresiyle bir arada var olmak ve onunla iletişim kurmak zorunluluğunda olan sosyal bir varlıktır. Toplum, İnsanı kavrar ve biçimler; bu, sosyalleşmesidir insanın. Bu yüzden insan iyiyi de kötüyü de toplumdan öğrenir. Toplum bu konuda güçlü ve etkin bir role sahip bir mürebbidir.

Nitekim Ünlü Bulgar düşünürü ve yazarı Dimov, ‘Tütün’ adlı eserinde;

“İyi ya da kötü insan yoktur. İyi ya da kötü düzenler vardır.” derken iyilik ve kötülüğün adresi olarak toplumu ve onun düzenini gösterir.

 “Bir insanda her insan vardır”. En iyi insanda bile bir kötülüğün belirtilerini, en kötü bellediğimiz bir insanda dahi iyiliğin ışıltılarını görebiliriz.  İyilik ve kötülük sosyal dünyamızın normatif yapısının sonuçlarıdır. Vicdanımız dahi adına sosyalleşme dediğimiz bu evrenin bir ürünüdür.

İyilik ve kötülük sosyolojik bir olgudur. İyi vatandaşı iyi toplum üretir. Toplum iyi ve güzeli üretemiyorsa en iyi insan dahi bir müddet sonra yozlaşır. Yoz ve kötü insanlar toplumu daha da kötüleştirir ve toplumda çürüme başlar. İnsanlık tarihinde bu, hep böyle olagelmiştir. İyilik ve kötülük bir arada harmanlanmıştır ve bunlar birbirlerinin bileye taşı olmuşlardır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi iyilik, içinde bulunduğumuz dokuya (toplum, insan, hayvan, nebat v.s) idrakimiz ve vicdanımız gereği sunduğumuz bir armağandır. Bir vazgeçmeyi, bir terk etmeyi gerekli kılar. Bu özveriler, maddi olabileceği gibi moral motiflerle de olabilir. Bütün bunlarla, dışımızdakilerin hayatlarına dokunur, yaşamlarının kolaylaşmasına bir katkıda bulunuruz, bu yüzden karşılık beklemeden verilen, verilebilen ‘iyiliktir’. Aksi durumlar bir alışveriştir sadece.

Diğer yandan, bir şeyin iyi olabilmesi için;  o şeyin vicdan ve idrakten nasip alması gerektiğine inanmışımdır hep. O şey,  içinde bu motifleri barındırmıyorsa, o şeyin iyi olduğunu söyleyemeyiz kanaatimce. Bu bir pasta, bir ayakkabı için dahi böyledir. Pastayı üreten bir el, idrakten ve vicdandan yoksunsa eğer; o pasta, ya yenemeyecek kadar kötüdür, ya da tağşişlidir!…

Vicdan ve idrak ile dışımızdakilerin sorumluluğunu taşırız sırtımızda. Bu insan olsun, hayvan olsun, nebat olsun fark etmez. Ne çare ki, vicdanın doğası budur işte.

Bu yüzdendir ki; İçinde vicdanı barındırmayan bir yasa, iyi bir yasa olamaz. (Adaleti vicdandan soyutlayamazsınız çünkü.) İçinde vicdanı görmezlikten gelen bir ekonomik sistem de iyi olamaz. Vicdanla barışık olmayan bir lider, iyi bir lider değildir. Bu böyle gider...

 Eylül 2020 – Marmaris   

 

Etiketler iyi kötü
Yorumlar
Kalan Karakter 800