Sınırları ve Sınırlarını Zorla

“Liderlik varlığınız sayesinde diğerlerini daha iyi ve daha başarılı kılmak ve yokluğunuzda bu etkinin devam etmesini sağlamaktır.” Nitin Nothria
Sınırları ve Sınırlarını Zorla

Sevgili Özlem Denizmen’in BW Türkiye Dergisi’nin Şubat sayısındaki yazısında öyle sıcak ve öyle içten bir mesajı vardı ki kendisine hem teşekkür etmek hem de bir konuda önerisini almak için e-mail attığımda aynı samimiyetle bana geri döndü. “Bilgi güçtür. Paylaşmak ise en büyük mutluluk.” diyordu sevgili Denizmen o yazısında. Nitekim bilgisini paylaşan kadınlardan birisi o da ve dayanışma ruhuyla sorularıma cevap verdi. Ayrıca kitap önerisi de istemiştim ve pek çok kitabın yanında bana mutlaka Facebook’un COO’su (Operasyonlardan Sorumlu Müdür) Sherly Sandber’in Türkçeye “Lean In/Sınırlarını Zorla ”[1] adıyla çevrilen kitabını okumamı söylemişti. Okudum ve ne iyi ettim. Özlem Denizmen’den sonra bir kez daha yalnız olmadığımı bana hatırlatan bir kadınla tanışmış oldum. Sandberg’in kitabı o kadar samimi ki, anlıyorsunuz ki dünyanın her yerinde kadınlar benzer mücadeleleri veriyor, benzer zorlukları sessizce ve çoğu zaman tek başına aşmaya çalışıyor. Ve sonra öyle bir şey oluyor ki, sesini, sözünü yükselten kadınlar çoğaldıkça inanç çoğalıyor, umut çoğalıyor, mücadele daha da güçleniyor. İşte bu yüzden bu kitabı biraz olsun anlatmak ve kadınların liderlik süreçlerini yazmak benim için de ilham ve motivasyon kaynağı oldu. 

Sandberg’in kitabı devrimi içselleştirmek başlığıyla başlıyor ve “Devrimimizin (kadın devrimi)  durakladığı gerçeğiyle yüzleşme vakti geldi. Eşitlik vaadi, gerçek eşitlikle aynı şey değildir” diyor Sandberg. Evet hepimiz biliyoruz ki eşit değiliz, hepimiz görüyoruz hala dünyanın ve ülkemizin pek çok yerinde şiddet gören, tecavüze uğrayan binlerce kadın var. Eşit değiliz ve dışarıda daha çok mücadele etmemiz gerekiyor. Dışarıda zorlanacak sınır bir hayli fazla…

Peki ya içsel sınırlarımız?

Sandberg de hem dışarıda hem içeride, her iki cephede birden, birlikte ve aynı anda savaşılması gerektiğini söylüyor. Bence de daha fazla zaman kaybetmeye gerek yok. Evet dışarıdaki baskıyı, zorbalığı görüyoruz, biliyoruz ve durdurmak için her türlü savaşı vereceğiz. Peki bu sırada oturduğumuz koltuklardan, sadece sosyal medyada tecavüzü ayıplayıp yuhalayacak mıyız? Hayır. Daha çok söz sahibi olacağız, daha çok dayanışma sağlayacak ve en önemlisi de her durumda ve her koşulda sınırlarımızı zorlayacağız.

Biliyorum ki dünyanın her yerinde deneyimlerimiz birbirine çok yakın. Gerek iş hayatında gerek özel hayatta gerekse kamusal yaşamda hepimiz baskıyla karşılaşıyoruz, kendimizi ifade edemiyoruz, hala görünür ve görünmez şekillerde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz, farklı boyutlarda şiddetle karşı karşıya geliyoruz ve aynı şeyleri hissediyoruz.  Bir şeylerin yanlış olduğunu sürekli duyumsuyoruz, yanlışlığı kendimize yüklüyor, yetersiz olduğumuzu düşünerek geri çekiliyoruz. Ya da öyle kalıplaşmış öğrenilmişliklerimiz, çaresizliklerimiz var ki, zihnimizde kurduğumuz o sınırı bir türlü aşamıyoruz, çünkü nasıl olacağını hiç bilmiyoruz. Ve bu yüzden dünyanın dört bir tarafında bizimle aynı deneyimleri yaşayan kadınları gördükçe, onları okudukça sınırların nasıl zorlandığını anlıyor “yapılabilirliğini” fark ediyoruz ve  zihin dünyamızda işte o zaman devrim şekillenmeye başlıyor.

 

Artık devrimimizi sorgulama vakti… Görünmeyen baskılar, örtük şiddet, aşağılama ve örtük olarak öğrendiğimiz, kültürel olarak bize verilmiş, verili sandığımız ve değiştiremeyeceğimize inandığımız inançlarımızı sorgulama vakti. Kendimizi tüm bunlardan nasıl arındıracağımızı konuşmanın vakti geldi de geçiyor. Dünyaya kafa tutarken kendi kendimize de meydan okumanın tam zamanı.

 

“İkinci feminizm dalgasından önce, çoğumuz öfke ve doyumsuzluğun içinde gizlice acı çektik ve sadece ‘benim sorunum ne’ sorusu üzerine yoğunlaştık. Yine de diğer kadınlarla birlikte, kendimizi suçlamayı bırakabilir ve eski rollerle, kuralları sorguya açabiliriz.”[1] Sırada, kendimizi koyduğumuz sınırlardan ve korkularımızdan kurtarmak var ve biliyorum ki dünyanın pek çok yerinde kadınlar büyük bir uyanış ve farkındalık döneminden geçiyorlar.  Sandberg’in bu kitabı ve benzer pek çok kitap, yüzyılımızda kadınlar arası bilgi akışının kadınlar arası sözlü anlatılardan ziyade yazılı anlatılara bıraktığını da gösteriyor. Kadınlar eskiden büyüklerinden, annelerinden, ablalarından, arkadaşlarından, yakın çevrelerinden öğrenirken, şimdilerde hiç bilmedikleri, yüz yüze tanışmadıkları ve belki de hiç tanışmayacakları kadınlardan öğreniyorlar. İşte bu yüzden kadınların birbirlerinden öğrenme pratiğini ne kadar fazlalaştırırsak, hangi yolla olursa olsun anlatma ve paylaşma mecralarımızı ne kadar çok çoğaltabilirsek kendimizi o kadar çok şanslı saymalıyız.

Ve Sandberg’in hem özel hayatında yaşadıkları hem de iş hayatıyla kurduğu dinamiği anlatan, kendi korkularından samimiyetle bahsettiği Sınırlarını Zorla kitabından çok önemsediğim bir küçük not daha: Korkmayın. Her zaman fikrinizi değiştirebilirsiniz. Şans cesurlardan yanadır!

[1] Sandberg, Sherly, Lean In/Sınırlarını Zorla, Kadınlar, İş ve Liderlik İsteği, CEO Plus Yayınevi, 9.Baskı, 2017, s. 200

[1] Sandberg, Sherly, Lean In/Sınırlarını Zorla, Kadınlar, İş ve Liderlik İsteği, CEO Plus Yayınevi, 9.Baskı, 2017

[1] Lerner, Dr. Harriet, Öfke Dansı, Varlık Yayınları, 2016 s.190

Yazar: N.Nurgül Özdemir

Politika Danışmanı ve Stratejist / Profesyonel Koç

 

Yorumlar Üye girişi
1000
*
*
*
* Mesajınızın sorumluluğu size aittir
Benzer Haberler
listelemeye devam et
Üye Ol